Anasayfa Kadın İstanbul Sözleşmesi’nin, Cumhurbaşkanı, hükümet ve KADEM’in kıskacında

İstanbul Sözleşmesi’nin, Cumhurbaşkanı, hükümet ve KADEM’in kıskacında

Paylaş

İstanbul Sözleşmesi’nin, Cumhurbaşkanı, hükümet ve KADEM’in kıskacında olduğunu söyleyen EŞİTİZ Kadın Grubu’ndan Avukat Hülya Gülbahar, “Öyle ki, Ayşenur İslam Davutoğlu’nu arayıp İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesini istemiş. Ancak, İslam, bu konuyla ilgili gazetecilere bir açıklama yapmıyor, yapmadı” dedi.

İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ile Araştırma Merkezi, kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan ve Türkiye’de 21 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmak üzere, Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü Mahkeme Salonu’nda, “Kadına karşı şiddetle mücadelede yani bir dönem: İstanbul Sözleşmesi” konulu panel düzenledi. Açılış konuşmasının ardından söz alan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW) Komitesi üyesi Prof. Dr. Feride Acar, İstanbul Sözleşmesi’nin yapım sürecine ilişkin bilgiler vererek, sözleşmenin kadın hakları açısından neler getirdiğini anlattı. Acar, CEDAW Komitesi’nin 1992 yılında çıkardığı tavsiye kararının 19’uncu maddesinde kadınlara yönelik şiddetin, kadınlara yönelik ayrımcılık olarak tanımlandığını belirtti. Çıkarılan bu tavsiye kararının İstanbul Sözleşmesi’ni de oluşum sürecinde etkilediğini dile getiren Acar, geçtiğimiz 50 yılda kadınlara yönelik şiddetle ilgili gelişmeler yaşandığına vurgu yaptı.

Acar, kadına yönelik şiddetin insani bir yaklaşımdan, haklar temelinde bir yaklaşımla ele alındığına dikkat çekti. İstanbul Sözleşmesi sürecini anlatan Acar, “Mayıs 2005’te Varşova’da Avrupa’da kadınlara yönelik şiddetle ilgili bir kampanya başlatıldı. Ekim 2006’da Erivan’da yapılan toplantıyla Ev İçi Şiddet Sözleşmesi yönünde çalışmalar yapıldı. Haziran 2008’de de kadınlara yönelik ve ev içi şiddet konusunda bir Avrupa Sözleşmesi talep edildi. Ardından yapılan müzakereler sonucunda 5 değişik taslak hazırlandı ve nihai metin yazılarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne yollandı. 2011’de de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sözleşme metnini kabul etti. Bu dönem aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nde başkanlık yaptığı dönemdi. Ve bu sözleşmenin adının İstanbul Sözleşmesi olması güçlü bir şekilde uygulamamız için itici bir güç olacaktı. Ardından 3 buçuk yıl sonra yürürlüğe girdi 16 devlet onay verdi ve 21 devlet sözleşmeye imza koydu” diye kaydetti.

‘İsveç, kadına yönelik şiddetin insan hakkı ihlali olduğuna itiraz etti’

Sözleşmenin oluşum aşamasında kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali mi olduğu tartışmasının da yapıldığını belirten Acar, “Bu tartışmada İsveç bu duruma muhalefet etti ve kadına yönelik şiddette ‘insan hakları ihlali’ teriminin kullanılmaması ‘ insan hakları engeli teşkil ediyor’ sözünün kullanılması gerektiğini söyledi. İngiltere ise insan hakları ihlali olmadığı konusunda muhalefet etti. Üçüncü tartışma konusu cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tartışmasıydı. Başta Rusya olmak üzere birçok devlet, bu kelimelere itiraz etti. Ancak, itirazlara rağmen sözleşmede açık bir şekilde cinsel yönelim ve cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılamayacağı maddeleri yer aldı. Son tartışma sözleşmede yer alacak kelimelerden biri de ‘toplumsal cinsiyet’ teriminin olup olmayacağıydı. Ancak, bu terimin kullanılmasına karşı çıkan devletler vardı. Bunların başında Vatikan ve Rusya geliyordu” diye konuştu.

‘Sözleşmede ilk defa kadın erkek arasında eşitsizliğin olduğu görüldü’

Sözleşmenin önemine vurgu yapan Acar, “Bu sözleşme ilk defa kadınlar ve erkekler arasında eşitsizliğin olduğunu ve bu eşitsizliğin de ayrımcılık doğurduğunu yasal olarak hukuk metninde söylüyor. Böyle bir sözleşmenin olması bir ilk. Yine, Sözleşme hükümleri itibariyle toplumsal cinsiyet kavramına meşruiyet kazandırıyor” dedi.

‘Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum’ sözlerinden sonra her yere ‘fırsat’ konuldu’

Acar’ın ardından EŞİTİZ Kadın Grubu’ndan Avukat Hülya Gülbahar, konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakan olduğu dönemde kadın örgütleriyle yaptığı toplantıda, dile getirdiği, “Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” sözlerini hatırlatan Gülbahar, o günden sonra kadın-erkek eşitliğinin yazılı olduğu her yere “fırsat eşitliği” kavramının konulduğunu söyledi. Gülbahar, böylesi bir süreçte, kadın örgütlerinin kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda mücadele ettiklerini ve oluşturdukları Şiddete Son Platformu’yla Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın çıkarıldığını söyledi. Yasada kadın örgütlerinin, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için özel birimlerini oluşturulması gerektiği fikrini yasaya koymadıklarını dile getiren Gülbahar, yasada hükmü olmayan uygulamaların İstanbul Sözleşmesi’nde yer aldığını ifade etti.

‘Ayşenur İslam Davutoğlu’nu arayıp İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesini istemiş’

İstanbul Sözleşmesi’nin de Şiddete Son Platformu’na üye kadın örgütlerinin mücadelesiyle imzalandığına dikkat çeken Gülbahar, ” Cumhurbaşkanı, Türkiye’de Ak Saray’da kadınlarla bir birim oluşturuyor. Ve kadına karşı şiddet olaylarıyla uğraşacak. Sözleşmenin uygulanması konusunda sivil toplum örgütlerinin önemli rolü var ama onu da KADEM yapıyor” diye konuştu. Gülbahar, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı, hükümet ve hükümete yakın kadın örgütü KADEM’in kıskacında olduğuna dikkat çekti ve “Öyle ki, Ayşenur İslam Davutoğlu’nu arayıp İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesini istemiş. Ancak, İslam, bu konuyla ilgili bir gazetecilere bir açıklama yapmıyor, yapmadı” dedi.

Sözleşmenin, Türkiye’de yürürlükte olduğunu ve kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali olduğunun belirtildiğini söyleyen Gülbahar, sözleşmenin uygulanması için kadınların mücadele etmeleri gerektiğinin altını çizdi.

Panel, soru-cevap bölümünün ardından son buldu.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here