Anasayfa Kadın Kadın Filmleri Festivali Margarethe Von Trotta’yı ağırladı

Kadın Filmleri Festivali Margarethe Von Trotta’yı ağırladı

Paylaş

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali devam ediyor. Festivalin ilk konuğu Alman sinemasının usta yönetmenlerinden Margarethe Von Trotta, kadınların erkekleşen sinema alanında verdiği mücadeleyi anlattı.

“Kadınlar Sinema Yapıyor” diyerek 12 yıl önce yola çıkan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin 13’üncü yolculuğu yoğun dünya seçkileriyle devam ediyor.  Bu yıl, “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” teması ile 6 ilde 61 filmin gösterileceği kadın filmleri festivalinin ilk konuğu Hannah Arendt ve Güller Sokağı gibi filmlerle tanınan Alman Sineması’nın usta yönetmenlerinde feminist Margarethe Von Trotta oldu. İstanbul Modern’de bir masterclass veren Margareth, kendi direniş alanlarını ve sinemasını anlattı. Margarethe’in sinemada direniş yıllarını aktardığı ‘masterclass’ kadınlar tarafından yoğun ilgi gördü. Sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen masterclassta Margarethe bir kadın yönetmen olarak kendi direnişini ve sinemasını anlattı.  Margarethe feminist bir yönetmen olarak erkekler tarafından istila edilen sinema alanında direniş yıllarını şöyle anlattı: “İlk film yapmaya başladığım yıllarda, yani 1960’ların başlarında kadınların yönetmen olması düşünülemeyecek bir şeydi; oysa eşim Volker Schlöndorff ilk filmini 25 yaşında çekmişti, sektörün erkek egemen karakteri değişmedi. Almanya’da bugün çok daha fazla sayıda kadın yönetmen var, fakat eşitsizlik hâlâ devam ediyor. Kadın yönetmen ve yapımcılara sağlanan olanaklar, erkeklerin önüne serilenlerden çok daha az.

Kadın sineması ve ‘gettolaştırıcı’ bir kavram mı?

Böyle bir ortamda, halihazırda ‘ikincil’ bir konuma hapsedilen kadın sinemacıların, ‘kadın sineması’ çerçevesinde varlıklarını sürdürmeye devam etmeleri durumunda, bu ‘ikincil’ pozisyona hapsolmalarının daha da kolaylaşabileceğini unutmamak gerek. İlk sinemaya başladığım yıllarda Almanya’da bir kadın yönetmenle bir araya gelerek , ‘bundan böyle kadın filmleri yapacağız!’ şiarıyla ‘kadın sineması’ kavramını tıpkı bir mücadele sloganı gibi doludizgin sahiplendik.  Ancak zamanla bu kavram bizi bir gettoya hapsettiğini, kendi sınırlarımızı kendimizin çizdiğimizin farkına vardık. O nedenle ‘kadın sineması’ kavramından vazgeçtik. Ancak bu kavramdan vazgeçmek, kadınların sinemadan mücadelesinden vazgeçmesi anlamına gelmemeli.”

‘Kadınların ayaklanması önemli’

“Kadın filmleri festivallerinin varlığını çok önemsiyorum. Fransa’da düzenlenen köklü bir festival olan Creteil’in bugün daha fazla kitleye ulaşması, erkek izleyicilerin gitgide artması, bu festivallerin başarılı olduklarının bir kanıtı. Öte yandan, kimi zaman büyük festivallerde kadın yönetmenlere yer verilmediğini görüyoruz” diyen Margarethe, Berlin’de yaşanan bir olayı örnek vererek,  festivalde yarışmada tek bir kadının olmadığı için kadınların bu durumu protesto ettiğini belirterek yönetmen kadınların bu anlamda ayaklanmasının çok önemli olduğunu söyledi.

Margarethe konuşmasını şöyle sürdürdü: ”2012’de Hannah Arendt’in 1960-64 yılları arasındaki dönemini anlatan bir film yaptım. Arendt, Eichmann davasını takip etmek üzere Kudüs’e gidiyor ve ardından bir değerlendirme yazıyor. Bu üç filme baktığınızda tarih anlayışımın nasıl evrildiğini, hayatımın belli dönemlerinde hangi kadın karakterlere yakınlaşarak ve onların öykülerini sindirerek ne gibi dönüşümler geçirdiğimi aslında görebilirsiniz.

‘Rosa kurtuluşu devrimde görüyordu

Rosa Luxemburg her şeye rağmen pozitif bakıyor, devrime inanıyor ve devrimle birlikte kurtuluşun geleceğini düşünüyordu. Ona göre tarih bir özne, harekete getirici bir güç olarak her şeyi bizden daha iyi biliyordu. Olması gereken elbet gerçekleşecekti. Rosenstrasse’de nöbet tutan kadınlar ise tarihe asla güvenmiyordu; tarihin acılar ve felaketlerle dolu olduğunu görüyor ve biliyorlardı. Tek istekleri, güçleri yettiğince, yeni bir felaketin kendilerini de tüketmesini engellemekti. Arendt ise filmde, ‘karanlık zamanlar’ dediği bir döneme bakıyor ve bu dönemi analiz etmeye çalışıyordu. Tarihin kurtuluşa giden yola çıktığına inanan bir kadın, tarihin sadece felaketlerden örülü olduğunu düşünen kadınlar ve son olarak tarihi anlamaya çalışan bir kadın. Bu kadar net bir yay çizeceğim aklımdan geçmezdi.”

Margarethe von Trotta’nın filmlerinden bir seçki 26 Nisan’a kadar sürecek olan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali kapsamında festival mekanlarında izleyiciyle buluşacak.

Festival tüm yoğunluğuyla devam ediyor

27 Nisan’a kadar 6 kentte, “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” perdede olacak festival kapanışında  her yıl olduğu gibi bu yıl da, 7. Altın Bamya Ödülleri dağıtılacak. Gezici festival 13-22 Mart’ta İstanbul’da, 28-29 Mart’ta Nevşehir-Kapadokya’da, 4-5 Nisan’da Muğla-Bodrum’da, 11-12 Nisan’da Diyarbakır’da, 18-19 Nisan’da Adana’da, 25-26 Nisan’da İzmir’de olacak. Kadınların deneyimlerini, düşlerini, gündemlerini, ürettiklerini, sinemayla ve sinemada buluşturmayı dileyen festivalde filmler, yine “Kadınların Sineması”, “Kendine Ait Bir Cüzdan”, “Cins-iyet-ler” ve “Bedenimiz Bizimdir” başlıklı bölümler altında gösterilecek.

İki usta yönetmen, Margarethe von Trotta ve Nahid Persson Sarvestani toplu gösterimlerinin de yer aldığı festival programında ayrıca 25 ülkeden 60’ın üzerinde film perdeye yansıyacak. Film gösterimlerinin yanı sıra atölye, forum ve yönetmenlerin de katılacağı özel söyleşiler gerçekleştirilecek.JINHA

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here