Anasayfa Haber Kadın özgürleşmeden haklar ve dünya özgürleşmez

Kadın özgürleşmeden haklar ve dünya özgürleşmez

Paylaş

 

Özgür Devrim/JINHA

BEHDİNAN – Kadının büyümesinden, gelişmesinden, güçlenmesinden korkanların aslında dünyanın değişmesinden ve insanlığın özgür yaşam talebinden korktuğunu belirten PAJK Üyesi Zilar Sterk, “Çünkü kadın özgürlük mücadelesi, özgür yaşam mücadelesinin çekirdeğidir, merkezidir. Kadın özgürleşmeden, halklar ve dünya özgürleşmez” dedi.

Kadınların hayatlarını yitirerek başlattıkları bir mücadele günü olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü aynı zamanda kadınların emeklerini, yaşamlarını, kimliklerini savunmak için verdikleri mücadelenin günüdür.  Yıllardır her kültür, her sınıf ve her yaştan kadınların katılımı ile kutlanan bu günde kadınlar birlikteliklerini dile getirerek kadınların sömürülmediği tecavüze ve şiddete uğramadığı özgür bir dünya için alanlara çıkmaya hazırlanıyorlar. Kadın tecavüzleri ve katliamlarından, AKP hükümetinin kadın şiddeti karşısındaki tutumuna, kadınların öz savunmasından, kısa bir süre önce gerçekleştirilen DÖKH kongresine, çözüm sürecinde kurulma kararı alınan kadın özgürlük komisyonundan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Nusaybin de başlatılacak Dünya Kadın Yürüyüşü’ne kadar tüm konuları Partiya Azadiya Jinên Kürdistan (PAJK) Üyesi Zilar Sterk ile konuştuk.

– 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren; daha sağlıklı çalışma koşullarının oluşturulmasını, çalışma saatlerinin makul bir seviyeye çekilmesini, haksızlıklara karşı mücadeleyi, sömürünün ve sınıfların olmadığı bir dünya düzeninin gerçekleştirilmesini amaçlayan bir geleneğin içinde, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl kutlanıyor. Kadınların bu mücadelesi bu gün de hala sürüyor. Türkiye’de AKP hükümetinin, erken yaşta evliliği, çok çocuklu aile tipini teşvik eden özel politika ve projeleri var. AKP bu politika ve projelerle neyi amaçlıyor?

Öncelikle 8 Mart’ı; başta Kobanê, Şengal ve Kerkük’teki savaş ve çatışma mevzilerinde karşılayan; YPJ, YJA Star ve YPJ-Şengal savaşçılarına olmak üzere, Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve tüm dünya kadınlarına kutluyor, mücadelelerini onurla selamlıyorum. Kadın özgürlük yolunda şehit düşen tüm devrim şehitlerini saygıyla anıyorum. Her birinin anısı, her birinin emeği asla boşa gitmemiştir. Dünyayı değiştirecek temel mücadele mirasını büyütmeye hizmet etmişlerdir. Tanrıça Star’lardan, İnanna’lardan ortaçağın yakılan bilgelerine, Olempia Deu Gusche’den, 8 Mart’ta yakılan Coton işçilerine, Roza Lüxemburgdan Leyla Xalit’lara, Besê’lerden Sakine Cansız’lara,  Zeynep Kınacı’lardan Arîn Mîrxan’lara, Alman Ronahi’lerden Viyan Caf’lara Şêrin Elemhuli’lerden, Türk Canda’lara Çerkez Hêlin’lerden, Arap Rojbin’lere kadar uzanan, birikmiş büyük bir mücadele mirası var. Bu miras, bu gün Kürdistan toprakları üzerinden büyütülmeye devam ediyor. Tıpkı Sosyalizmin bayrağı gibi kadın özgürlük mücadelesinin bayrağı da, Kürdistan coğrafyasında onurluca dalgalanmayı sürdürüyor. Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin bayrağı bu gün; Sakinelerin, Zilanların, Beritanların ve Arînlerin yoldaşlarının emin ellerindedir ve dünyayı değiştirme amacıyla, dalgalanmaya devam edecektir.

‘Erkek değişmeden toplum değişmez’

Kadının büyümesinden, gelişmesinden, güçlenmesinden korkanlar, aslında dünyanın değişmesinden ve insanlığın özgür yaşam talebinden korkanlardır. Çünkü kadın özgürlük mücadelesi, özgür yaşam mücadelesinin çekirdeğidir, merkezidir. Kadın özgürleşmeden, halklar ve dünya özgürleşmez. Erkeğin egemenliği son bulmadan, sömürü tekelleri asla son bulmaz. Erkek değişmeden, taşıdığı düşünsel ve fiziksel şiddeti, bunlara yol açan iktidar hırsını aşmadan, dünya değişmez. Oluşturulmuş toplumsal kodlardaki ‘güçlü erkek, zayıf kadın’ algısı çözülmeden de, bunlar olmaz. Bu konudaki gelmiş geçmiş düşüncelerin, yerli yerine oturtulmasının artık zamanı gelmiştir. Tartışmaya açtığımız kadın bilimi, orijinal ismiyle jineoloji, çağın bu en köklü sorunlarına derman gibi gelecektir. Bunları herkes tartışmalıdır. Bu konular, sadece belli kesimlerin tartışacağı konular değildir. Özgür yaşamı kıskaca alan bu gerçekleri, sadece birileri yaşamıyor, herkes yaşıyor. Herkesin maruz kaldıkları var. Bu bakımdan herkes tartışmalı, herkes çalışmalıdır.

‘Özgür yaşam fikrine en çok savaş açan AKP’dir’

Özgür yaşam fikrine en çok savaş açan güç, Türkiye’de AKP’dir. Kadın konusunda izlediği siyaset tarzı kadını erkeğin mülküne veren, iktidar-İslam çizgisinin aile modelini derinleştirmektir. Bu yüzden erkek egemen aile modelini elden geldikçe teşvik etmektedir. Aslında AKP, kadın özgürlük çizgisine karşı savaş açmış durumdadır. Sağlanmış küçük kazanımlara bile saldırmaktadır. Son süreçte yeni yılla beraber bir proje çıkardılar. ‘Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması’ adlı projenin masumane görüntüsü altında, böyle bir saldırgan ve boşa çıkartıcı politika vardır. Özgür kadın arayışlarının önünü almaya dönüktür. Cinsiyetçi ideolojinin akıl sınırlarında hazırlanmış bir projedir. Erkek patentlidir. ‘Güçlü erkeği’ daha da güçlendiren, ‘zayıf kadını’ da daha da zayıflatan bir politikadır.

‘AKP kadının gelişmesinden korkuyor’

Kürdistan dağlarından, Rojava şehirlerinden, Kobanê, Şengal, Kerkük sokak ve mevzilerinden yükselen kadın özgürlük iradesi, duruşu var. Kürt kadını şahsında ortaya çıkan bu duruş, bölgedeki tüm kadınları etkilemekte. Dünya kadınlarını da etkileme düzeyi var. Kadın cephesindeki bu gelişmelerden elbette Türkiye’li kadınlar da etkilenmektedir. İşte AKP, tam da bundan korkmaktadır. Çünkü AKP çizgisi, kadına ideolojik simgesi olarak bakmakta ve kadını öyle ele almaktadır. Biçiminden tutalım, yaşam ve ilişki tarzına kadar tüm kadınları kendi çizgisine katmanın çabasını çok özel vermektedir. İslami jargonu, böyle çıkarları uğruna çarpıtarak kullanması, çok çirkin bir politikadır. Çünkü AKP aslında İslam jargonuna uymamaktadır. Tam bir kapitalist tekel yapılanmasıdır. Medine İslamı ile alakası yoktur, tacirlik kültüründen gelmektedir. O yüzden de çıkarları uğruna pazarlamayacağı bir değer, neredeyse yoktur.

– Türkiye’de kadın katliamları ve tecavüzleri hızla artarken, bunda AKP’li vekil ve bakanların kullandıkları söylemlerin payı hiç görülmemektedir. AKP’li bakanların kullandığı söylemlerin, bu artışta rolü nedir?

AKP’li milletvekili ve bakanların kullandığı söylemler, Türkiye’de artan taciz ve tecavüz olaylarında oldukça belirleyici bir rol oynamaktadır tabi. Taciz ve tecavüz olaylarının her birini, birer kadın katliamı olarak ele almak gerekir. Çünkü her tecavüz, bir ölümdür kadın için. Taciz ve tecavüz vakalarının, kadın katliamlarının artmasında en belirleyici rolü de Tayip Erdoğan’ın oynadığını söylemekten çekinmemek gerekir. Kadınların etek boylarını, dekoltelerini taciz ve tecavüzlere gerekçe göstermektedir. Hamile kadınların dışarı çıkıp dolaşmasını teşhir etmektedir. Böylelikle gelişen bu olayları meşru kılmaktadır. Erken yaşta evlilikleri, çok çocuklu olmayı, kadın mülkiyetini, oldukça teşvik etmektedir. Tabi kendisinin mahrem yaşamının nasıl olduğunu pek bilemiyoruz. Ancak çizdiği bu tabloya bakarak, kestirmek de çok zor değildir aslında. AKP’nin diğer bakan ve milletvekilleri de bundan cesaret alıp, onun izinden yürümektedirler. Çünkü AKP bir çizgi partisidir. Hepsi aynı çizginin savunucularıdır. Bu vesileyle, şimdiye kadar AKP’nin siyasetini iyi tanıyamadan onun potasında yer almış kadınları, bu gerçeği görmeye çağırıyorum. Cins olarak yaşadığımız sorunlar, siyaset üstü sorunlardır. Hatta uluslar üstü sorunlardır. Bu ayrışan kimliklerimizin hiçbir doğasal kökeni yoktur. Oysa cins olarak taşıdığımız ortak kadın kimliğimiz,  doğadan gelmektedir ve değişmezdir. Bu bakımdan cins kimliğinden ötürü yaşanan sorunlar daha köklüdür, daha esastır. Bunların da AKP gibi erkek egemen bir zeminde çözülemeyeceği açıktır. Bu bakımdan etrafında toplanan kadınlar, AKP’yi bir an önce terk etmelidir. Kendilerine daha fazla yazık etmemelidirler.

– Son yaşanan Özgecan katliamıyla yeniden gündemleşen kadınların devletten koruma istemleri var bu ne kadar çözüm olabilir. Bununla kadınlar mücadelesiz ve bekleyen pozisyonu aşabilir mi? Bu hapsetme değil midir, tecavüz ve katliamlar nasıl önlenebilir?

Bu kesinlikle çözüm değildir. Devlet sisteminin kendisi zaten kadına karşı kullanılan şiddetin azmettirici gücüdür. Bu bakımdan devletten kadınları korumasını beklemek, köklü bir çözüm olamaz. Devletin akıl yapısı erkek akıldır. Dolayısıyla sahip çıktığı, büyüttüğü, güçlü kıldığı da erkektir. Çünkü erkek devletin ve devletli sistemin sahibidir. Devlet, onu yaratan akla, onu ayakta tutan ve yürüten varlığa asla ters düşmez. Şundan emin olmalıyız; toplumu doğuran kadın ve kadın aklıdır, devleti doğuran ise erkek ve erkek aklıdır. Erkek, kadının yol açtığı demokratik toplumu da, ele geçirerek kadının yaratım alanlarının tümünü, kendi etkinlik sahasına dönüştürmüş. Kadının, kendi yaratım alanı olan toplumsal alanı tekrar erkekten geri alması gerekmektedir. Bu olmadan öyle devletin kadına güya koruma vermesiyle, kadının yaşadığı derin sorunlar asla çözülmez.

‘Kadınların silahlı birlikleri olmalı’

Sömürgecilik kültürü kapsamında şekillenmiş olan ulus devlet sistemi karşısında, günümüz sivil toplumunun tümü savunmasızdır. Ancak kadınlar daha da savunmasızdır. Sözde devletin polisi, toplumu korumak için var. Ama tam tersine toplum, devletin polisi ve emniyetine karşı kendini koruma ihtiyacı duyuyor. Toplumun en savunmasız kesimidir kadınlar. Ne maddi silahları ne manevi silahları yoktur. Ancak bütün silahlar da ona doğrultulmuştur. Ve karşısında savunmasız yaşamaya çalışıyor. Bu kadar savunmasız olması, ona dayatılanlara teslim olmak veya isyan etmek dışında bir çare bırakmamaktadır. Kadınların kendisini bedensel olarak da koruyabilmeleri ve savunabilmeleri gerekiyor. Kendilerini savunacak öz savunma birimleri, birlikleri olmalı. Devletin vereceği bir iki koruma yerine kendi silahlı birlikleri olmalı. Çünkü erkek erkekliğini bir silah olarak kullanıyor, kadının ise hiçbir fiziksel savunma silahı yok. Bu yüzden de kadına kendini savunabilecek kadar ihtiyaç duyduğu öz savunma örgütlülüğü ve silahlanma hakkı meşrudur ve yasallaşma mücadelesine girişmeyi tüm kadın örgütleri ortak bir biçimde gündemine almalıdır.

‘Kalıcı ve evrensel çözümler geliştirmeliyiz’

8 Mart’lar ancak böyle çözümler üretebilir. Çünkü 8 Mart, bir mücadele günüdür. Evet, kutlamalar da yapılıyor ama esasta kadın sorunlarına çözüm oluşturacak platformların geliştirileceği bir gündür. Özgecan’ın başına gelenlerin benzeri olaylar, her kadının başına gelmiş veya gelmesine gebe bir ortam hakim. Belki her kadın fiziki olarak öldürülmemektedir. Ancak her kadın, her an taciz ve tecavüz tehdidi altında, ölümle karşı karşıya yaşamaktadır. Her an evde, okulda, sokakta, işyerinde, arabada, asansörde, bulunulan her yerde bu tehdit altında yaşamak, her kadın için büyük bir azap gibidir. Büyük bir zulümdür adeta. Kadınlar için hayatı cehenneme çevirmektedir. Çünkü ‘her an sıra bana da gelecek’ korkusu, kadınların toplumsal yaşama özgürce katılımını engellemektedir. Psikolojik ruhsal, düşünsel, sosyal sorunlara yol açmaktadır. Kadının her boyutta sağlığını belirlemektedir. Hep krizli bir yaşama yol açmaktadır. Bu krizli yaşamdan kurtulmak için kadınların kaybedecek daha fazla zamanı kalmamıştır. Yakalanan bu zamansal olanağı kadınlar olarak daha iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Küçük, sistem içi taleplerle tüketmemek önemlidir. Sistemin dışından bakan bir gözle kalıcı ve evrensel çözümler geliştirmemiz gerekmektedir.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here