Anasayfa Emek Karadeniz’de HDP’li olmak , BBC’de

Karadeniz’de HDP’li olmak , BBC’de

Paylaş

5 Haziran, Cuma

Pazar günü yapılacak genel seçimler öncesi Karadenizli seçmenlerin nabzını tutmak için çıktığım gezimi Gürcistan sınırında Artvin’in Hopa ilçesinde tamamladım.

Gezimin önceki durakları Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’de edindiğim izlenim, oyları azalsa da AKP’nin bölgede yine birinci parti konumunu koruyacağı oldu. CHP ama en çok da MHP oylarında artış beklentisi olduğu, dördüncü parti konumundaki HDP’nin de bölgede çok az olan oylarını artırabileceği izlenimi edindim.

“Karadeniz, Rize’den doğuya gidildikçe solculaşır” diyorlardı Rize’de. Gerçekten de Fındıklı, Pazar, Ardeşen, Arhavi hattında giderken solun bölgedeki ağırlığı da artıyor.

Hopa da, CHP’nin son genel seçimlerde birinci parti olduğu, 2004 yerel seçimlerinde ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) üyesi Yılmaz Topaloğlu’nu Hopa Belediye Başkanı seçmiş bir ilçe.
  Bunu izleyen yerel seçimlerde sol oylar ikiye hatta üçe bölünmüş, AKP geçen yıl Hopa’da belediye başkanlığı seçimini 20 oy farkla kazanmıştı.

Bölgede Laz ve Hemşinli olmanın siyasi tutumlarda hala etkili olduğunu söyleyen birçok kişi, bunda AKP’nin solun güçlü olduğu Hemşinliler arasından aday göstermesinin de payı olduğunu düşünüyor.

HDP adayından MHP’ye övgü

Hopa’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ve MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu yaklaşık yüzde 54 oy alırken, Selahattin Demirtaş da yüzde 4,35 oy ile Karadeniz rekorunu kırmış.

Karadeniz’de HDP’nin büro açabildiği ve miting yapabildiği bir yer Hopa. HDP Artvin birinci sıra milletvekili adayı Recep Demirci de Hopalı:

Demirci, “Emniyet görevini yaptı. MHP ilçe örgütü de olay çıkmaması için her türlü çabayı gösterdi” diyor.

CHP’liler Hopa sokaklarında yaptıkları lokmaları dağıtıyor

Sol oyların toplamının son 10 yıl içinde genel olarak yüzde 60’ları bulduğu ilçede CHP gayet hareketli ve moralleri yüksek. Esnaf ziyaretlerini sürdürürken konuştuğum bir grup CHP’li, Artvin’de iki milletvekilini de partilerinin çıkarmasını hedeflediklerini söylediler.

Ama genel kanı, AKP oylarının azalacağı ama milletvekili çıkaramayacak düzeyde inmeyeceği yönünde.

CHP’nin daha solundaki gruplar arasında bu seçimde HDP’ye destek tavrı büyük ölçüde ağırlık kazanmış gibi. Fakat, kuşkular, kaygılar da var.

HDP’liler sık sık “AKP ile anlaştılar hükümet kuracaklar” söylemiyle karşılaştıklarını anlatıyorlar.

‘Halk bize ‘iyi çocuklar’ diye bakıyor’

HDP’nin barajı aşması gerektiğini düşünen bir ÖDP’li ise “Şimdi HDP’ye vereceğiz de, sonra ne olacak? İleriyi göremiyoruz” diye şikayet ediyor ve ekliyor:

“Halk bize sürekli ‘Siz iyi çocuklarsınız, derelere, fındığa, çaya sahip çıkın’ diyor. Niye bu halk bizi tercih etmiyor, niye biz iktidara gelmek için çalışmıyoruz? İktidarı hedeflemiyorsak, neyi hedefiyoruz? Beş yıllık planımız, on yıllık planımız ne? Bunların konuşulması lazım. Ama herkes egosunun peşinde, konuşulmuyor.”

Bu bölgede oylarını Cumhurbaşkanlığı seçimindekinin birkaç misli artırmayı ve kendi çaplarında yüzde 10 barajının aşılmasına katkı sağlamayı hedefleyen HDP’liler, yaygın bir yöntem olarak tanıdıklar vasıtasıyla randevulu ev ziyaretleri yapıyor. Seçmenle güven ortamı içinde derinlemesine sohbetleri tercih ettiklerini söylüyorlar.

Hopa’nın Kemalpaşa beldesinde bir köyde, akşam saatlerinde yapılan böyle bir ziyareti izledim. 3-4 aileden 20’yi aşkın insan toplanmış.

Burası CHP desteğinin çok güçlü olduğu bir Hemşin köyü. Çaylar, kare kare kesilmiş un helvaları geliyor. Gençler ve kadınlar çok ilgili.

AKP’lilerin seçim kampanyası sırasında hediye olarak dağıttığı bir anahtarlık

AKP’nin seçim çalışması kapsamında bütün kapılara bıraktığı hediye paketlerinden şal, lokum ve fener çıktığı anlatılıyor. Lokumu yemeyi reddedenler ve yiyenler var. Karşılıklı şakalaşılıyor. Fenerler çalışmıyormuş. “Ampul kırılmış” diye espri yapıyor biri.

HDP Artvin birinci sıra milletvekili adayı Recep Demirci “Bize zaman ayırdınız teşekkür ederiz” diye başlayınca, “Yahu ne demek, sen bizim eski adamlarımızdansın, yabancı değilsin” diyor bir kadın.

Demirci, önce ekonomik, sosyal vaadlerinden giriyor. Köy kooperatifçiliğine, çiftçiye destek, gübreye vergi indirimi, ev kadınlarına sosyal güvence, emekli maaşına zam…

Fakat dinleyiciler henüz hareketlenmiyor.

‘Önemli olan yapabilmek’

Biri “İnşallah” diyor, bir diğeri “İnsanlar her şeyin en iyisine layıktır ama önemli olan yapabilmek” diyerek aslında HDP’nin ve bütün küçük partilerin karşısına çıkan en önemli tezlerden birini ortaya koymuş oluyor.

HDP’ye verilen oyların çok olmasının “HES’lere karşı verilecek mücadeleyi güçlendireceği, hem Kürt gençlerinin hem yöreden gençlerin yaşamını kaybettiği savaşın son bulmasına katkı yapacağı” anlatılıyor. Gene çok kıpırtı yok, ama dikkatle dinliyorlar.

HDP adayı Recep Demirci: Barajı aşarsak, AKP hükümet kuramayacak duruma gelecek

HDP adayı Recep Demirci daha sonra asıl merak edilen konuya girmeye karar veriyor:

“Biz buradan milletvekili çıkaramayacağımızı biliyoruz. Ama alacağımız her oy, yüzde 10 barajının aşılmasına bir katkıdır. Bunun için bu kez oylarınızı bize emanet etmenizi istiyoruz. Oylarınıza sahip çıkacağız. HDP barajı aşınca AKP tek başına hükümet kuramaz duruma gelecek. Yoksa Türkiye diktatörlüğe gidiyor. Bunu oylarınızla değiştirebilirsiniz.”

Konu seçim matematiğine gelince yüzler canlanıyor, herkes konuşmak istiyor ve sohbet hemen hararetleniyor.

Bir seçmen endişeli bir sesle soruyor:

“7-8 oyumuz var, bir kısmını size vermek de istiyoruz ama ya CHP’nin oyu iyice azalır da ikinci vekili MHP çıkarırsa?”

HDP adayı yanıtlıyor:

“Artvin’de seçim sonucu değişmez. CHP ve AKP birer vekil çıkarır. MHP’nin ikinci vekili çıkarması mümkün değil. Ama biz buradan alacağımız oyların da katkısıyla yüzde 10 barajını da aşarsak, AKP en az 60-70 milletvekili eksik çıkarmış olacak, hükümet kuramayacak duruma gelecek.”

____________________________________________________

4 Haziran, Perşembe

Karadeniz’in doğusundaki seçim gezilerimde, çevre sorunu hep varlığını hissettirdi.

Yeşilin ve suyun, dağlarla birleşip adeta bir cennete benzettiği Karadeniz’de birçok köylü, bölgede faaliyet göstermek isteyen yüzlerce HES (Hidro Elektrik Santraller) projesi, taş ocakları, siyanürlü altın madenleri ve “Yeşil Yol” diye adlandırılan yaylaları otoyolla bağlama projelerine karşı çıkıyor; doğalarının tahrip edildiğini söyleyerek tüm bu projelere direniyor.

HES projelerine karşı koymak üzere 10 yıl önce kurulan Derelerin Kardeşliği Platformu’nun sözcüsü ve gazeteci Ömer Şan, “Karadeniz’i bir HES çöplüğü yapmak istiyorlar” diyor.

Ömer Şan, derelerin tünellere alınarak yer altından akıtılmasıyla bölgenin suyunun, toprağının, bitki ve hayvan örtüsünün öldüğünü, hatta iklimin değiştiğini, ekonominin temelini oluşturan çay için gerekli yağışın, sis ve nem oranının değiştiğini anlatıyor.

Bölgede faaliyet göstermek için başvuran çeşitli aşamalardaki 750 civarında HES projesinden 126’sına karşı dava açılmış, 110 kadarı hakkında durdurma ya da iptal kararları alınmış.

Ömer Şan, İkizdere’nin yukarı bölgeleri, Fındıklı, Tonya, Andon, Fırtına Vadisi gibi yerlere yıllardır kazma vurdurmamayı başardıklarını söylerken gururlu:

“Milyonlarla oynayan şirketlerin anlamadıkları bir şey var. ‘Parasız, pulsuz, çulsuz köylüler, bize nasıl karşı koyuyor’ diyorlar.”

Dava açmak için ineğini satan adam

Rize’de buluştuğum, Andon Köyü’nden 70 yaşındaki Kazım Delal de bu direnişin sembol isimlerinden biri. Kamuoyunda köyünden geçen dereye HES kurmak isteyen şirkete dava açabilmek için, parası yetmeyince ineğini satan “Yurttaş Kazım” olarak tanınıyor.

Kazım Delal (Yurttaş Kazım): Bu sadece benim meselem değil

İki davayı kazanmış, üç davası daha devam ediyor. Davayı kaybeden şirket de yeniden başvuruyormuş. Her bir dava avukat, bilirkişi parası derken 10-15 bin lirayı buluyormuş.

Köyünden yeterli destek bulamadığından, insanların çoğunun iş bulacak, para alacak diye direniş göstermediğinden, tehlikeyi göremediğinden yakınıyor.

Peki ama bu kadar zor koşullarda neden direniyor? Yanıtı net:

“Bu sade benim meselem değil. köyümün, Rize’nin meselesi de değil. Türkiye’nin de değil, dünyanın meselesi bu. 6,5 milyar insanı ilgilendirir su meselesi.”

“Benim içim yanıyor. Arapçam var, hafızlık yapmışım. Kuran-ı Kerim’de 36 yerde Cenab-ı Allah su ile cenneti birlikte tarif ediyor. Bizim Doğu Karadeniz tamamen cennete benzer. Soğuk suları, yeşilleri dağları, deredeki balığı. Dağlara çok çıktım ben. Yaban hayatını, kuşları, derelerin akışının canlıya cansıza faydasını iyi biliyorum. Cansıza diyorum bak. Su azaldığı zaman kayalar bile kuruyor çatlıyor.”

‘Projeyi geçirmiyoruz, uyumuyoruz’

Yetkililer burada üretilen elektriğe ihtiyaç olduğunu ve derelerin suyunun tamamen alınmayıp yüzde 10 “Can Suyu” bırakıldığını söylüyorlar. Bunu hatırlattığımda Kazım Delal sinirleniyor:

“Bir akar suyun yüzde 90’ını alırsan geriye ne kalır Allah aşkına? Taşların arasında kaybolur gider. Ankara’da oturmuş harita üzerinden proje geliştiriyorsun. Milletin dağını ormanını tahrip ediyor, ‘Proje geliştirdim’ diyor. Yok, geçirmeyeceğiz Allah’ın izniyle. Biz uyumuyoruz.”

Peki bütün bunların seçimlerle, parti tercihleriyle ilgisi var mı?

Doğrudan böyle bir ilişkiden söz etmek zor.

Köylüler HES projeleri yürüten şirketlerde çeşitli partilerden iş adamlarının da olduğunu anlatıyorlar.

Ünye’de, Fatsa’da, Rize’de, Artvin’de çevreyi korumak için bir araya gelen ve direnen köylülerin kendi içinde de farklı siyasi eğilimler var. Ama HES projelerinin son 10 yıl içinde hükümetin onayı ile, ve politikası sonucu bölgeye akması, kamulaştırmalar, buna karşı çıkan kesimde hükümete karşı görünür bir tepkiye de yol açmış.

Andonlu Kazım Delal de, “Seçimlerden fazla beklentim yok” diyor ve ekliyor:

“Ama eğer bu iktidar olmasaydı, biz bu kadar eziyet çekmezdik. Diğer partiler bizim üzerimize böyle gelemezdi. Hükümeti zengin kişiler tamamen ablukaya almış.”

_____________________________________________________________________

Ali Öztürk: “AK Parti zenginleştikçe halktan kopuyor”

1 Haziran, Pazartesi

Ali Öztürk, Trabzon Güne Bakış gazetesi imtiyaz sahibi ve yazarı. Renkli yayın hayatı çok daha eskilere dayanıyor:

“1992’te Trabzon’da ilk özel radyoyu kurdum. 94’de radyolar yasaklandığı zaman tekne tuttum, uluslararası karasularına açıldım. 72 saat yayın yaptım. Akülerim yandı dönmek zorunda kaldım. Gözaltına alındım. Televizyon kurdum. 28 Şubat döneminde Erzurum DGM’de yargılandım. Zor bir süreçti. Televizyonu satmak zorunda kaldım.”

Pazar günü yapılacak genel seçim öncesi seçmenin nabzını tutmak için geldiğim Trabzon’da, Ali Öztürk’e kent için tahminini sordum. Bana şu yanıtı verdi:

“Ben AK Parti’nin oyunun düşeceğini düşünüyorum. Kırgını var, küskünü var, yorgunu var. Milletvekili sayısı olarak değişmez görünse de küskün ve dargın çok. Eğer tamamı sandığa yansısaydı AK Parti iktidardan giderdi. Ama sandığa bu şekilde yansıyacağını sanmıyorum. Yani konuşuyorsun her türlü haksızlığını söylüyor ama dönüyor ‘Ben ne yapayım, kime vereyim?’ diyor. Dolayısıyla ben Trabzon’da 5 puan bir kayıp bekliyorum. Biraz küskün olur sandığa gitmez. Çok az da Saadet Partisi’ne gider.”

TIKLAYIN: Trabzon’da AKP birinci, MHP iddialı

Ali Öztürk’ün diğer sorularıma yanıtları da şöyle:

Sizce AKP’de bahsettiğiniz ‘küskünlük, yorgunluk’ neden kaynaklanıyor?

“Birincisi yolsuzluk. Çok büyük bir kesim rahatsız. Beklenti yolsuzluk yapanın kolunu kesmesiydi. Yani partiyle ilişkisini kesmeliydi. Ama maalesef bunu yapmadı AK Parti. Bu büyük bir yara. Yürekleri çok ciddi bir şekilde deliyor. Yolsuzluk yapan bakanları Yüce Divan’a yollamamak, kendi iktidarında seçtiğin Anayasa Mahkemesi üyelerine güvenmemek…Toplum bunları görüyor.”

İkincisi AK Parti zenginleştikçe halktan kopuyor. Cumhurbaşkanı çıkıp Diyanet İşleri Başkanı için ‘1 milyonluk arabaya binerse binsin, ne var bunda?’ dememeli. Bunu kabul etmiyor toplum. ‘Hayır’ diyor. O Gandi gibi yaşasın istiyor. Şatafatlarda, saraylarda yaşamasın istiyor. AK Partiyi sırtında taşıyan gerçek kendi tabanı üzerinden konuşuyorum ben.”

Neden tepki oyları ana muhalefete yönelmiyor?

“Korkusu hala gitmedi AK Parti seçmeninin. CHP iktidarından korkuyor. Özellikle din ve vicdan özgürlüğü bağlamında hala ciddi endişesi var. Bunların hiçbiri anayasal değişiklik değil. Dolayısıyla ‘Acaba bunlar geri gider mi?” korkusu da öbür taraftan Demokles’in kılıcı gibi kafalarının üzerinde sallanıyor.”

“Kılıçdaroğlu özgürlükçü, demokrat olabilir ama CHP’yi, arka bahçesi olan sivil toplum örgütleri yönetir. CHP’nin gerçek iradesi bana göre onlardır. TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği), Tabibler Odası, Çağdaş Yaşam Derneği’dir, ADD’dir (Atatürkçü Düşünce Derneği). Bunların iradesine Kılıçdaroğlu’nun karşı koyma şansı hiç yok. O tabanda anlayış değişmedi CHP’de. Aynı eski bildiğimiz dil kullanılıyor.”

Sağda seçimden sonra yeni parti kurulur mu?

“Eğer HDP barajı geçer de AK Parti, maksimum 300 milletvekili alır, zar zor tek başına iktidar olursa ve kendine çeki düzen vermezse, bu hoyratça tutumunu, sanki hiç iktidardan gitmeyecekmiş gibi kibirli tutumunu devam ettirirse, sanıyorum özellikle bu üç dönemlikler ayağa kalkacaktır. Abdullah Gül öncülüğünde böyle bir beklenti var. (Sağda yeni bir parti kurulması) AK Parti’nin, önümüzdeki süreçte toplumun kendisine çektiği ayara karşı takınacağı tavra bağlı. Ama şu anda çok öne çıkmış bir şey yok.”

“Lakin HDP barajı aşamaz, AK Parti 350 milletvekiliyle gelirse önümüzdeki yıl muhtemelen yeni bir anayasa, başkanlık sistemi için referanduma gidecektir. Referandum beklentisi AK Parti tabanı için sırat köprüsü gibi. Kafalar ve gönüller başkanlık sistemini kesinlikle istemiyor. Ama herkes de biliyor ki AK Parti onun içine, başörtüsüydü, şuydu buydu, bir sürü sos ekleyecek. Ve öyle zorlayacak toplumu.”

Peki tüm bunları yazdığınızda baskı görüyor musunuz?

“Baskı hissetmiyoruz. Yerelde toplumda en fazla AK Parti’ye en yakın beni gösterirler ama en fazla ben eleştiririm. Yandaş değilim. Eleştirebiliyorsan (yandaş) değilsindir.”

_____________________________________________________________________

Karadenizli balıkçılar mülksüzleşirken

Umut Ulukan, Deniz Yıldırım, Sebiha Kablay ve Nihan Ciğerci Ulukan, Karadeniz hakkında çalışmalar yapıyor.

28 Mayıs, Perşembe

“AKP bir Karadeniz Partisi” diyor Yardımcı Doçent Deniz Yıldırım.

Sadece bölgede siyasal İslam’ın güçlü olması anlamında değil, partinin başat kadroları arasında etkili bir Karadeniz ekibi bulunduğundan, mesela Ünye’nin hiç bakansız kalmadığından söz ediyor.

AKP iktidarının inşaat sektörüne verdiği önem ile müteahhitlerin ağırlıkla bu bölgeden olması bağlantısına dikkat çekiyor.

Ünye İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde, siyaset bilimi ve çalışma ekonomisi dallarında öğretim üyeleri Deniz Yıldırım, Umut Ulukan, Nihan Ciğerci Ulukan ve Sebiha Kablay ile bölge ekonomisini, siyasetini ve seçimleri konuştuk.

Dışarıya göç veriyor

Doğu Karadeniz, işsizliğin ve yoksulluğun yüksek olduğu bir bölge. Dışarıya göç veriyor. Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK rakamlarına göre bölgede üniversite mezunlarının yüzde 45’i işsiz.

2014 yılında örneğin Ordu, dışarıya net 11 bin 382 kişi göç vermiş.

Yardımcı Doçent Dr. Umut Ulukan’a göre bir yoksullaşma, borçlanma, mülksüzleşme ve işsizlik sarmalı var ve bölge ekonomisinin temel direklerinden balıkçılık ve fındıkta bu çok belirgin.

Ulukan’ın Ordu Perşembe’de Balıkçılık sektörüne ilişkin bir saha çalışması var. Buna göre denizden geçimini temin edenlerin önemli bir kısmı gurbet balıkçıları, yani dışarıya tayfa olarak gidenler. Türkiye’deki 16 bin tayfanın 4 bini Perşembeliymiş.

Ulukan, “Yılın 7 ayı evinden uzakta çalışıyorlar. İş kazalarına da açık bir sektör. ‘Sosyal güvenceli çalışacaksınız’ denilmiş, fakat verilen sözler yerine getirilmemiş. Yüzde 70’i sigortasız çalışıyor. En büyük tepkileri buna” diyor.

Peki ya gurbete gitmeyen balıkçılar?

Ulukan “Endüstriyel balıkçılığa yani kültür balıkçılığına büyük destek var. Deniz balıkçılığı hızla düşerken kültür balıkçılığı hızla yükseliyor. Bugün balık üretiminde deniz avcılığının payı yüzde 65, 10 yıl önce yüzde 95’ti. Çok hızlı bir yapısal dönüşüm yaşanıyor” diyor ve bunun sonuçlarını şöyle özetliyor:

“Küçük balıkçılar kan ağlıyor borç yükünden. Yaklaşık 20 kişiyle görüştüm. Kendi teknelerinde balıkçılık yapıyor ama geçinebilmek için büyük teknelerde işçi olarak da çalışıyorlar. Tam bir proleterleşme ya da yarı-işçileşme yaşanıyor. Teknesini elinde tutmaya çalışıyor. Ama bir kısmı tutamıyor. Başkasının teknesinde ortakçı olarak ya da işçi olmuş. Dolayısıyla onlarda da ciddi bir gelir kaybı var. Mülksüzleşiyorlar.”

Ağırlıkla AKP’ye ve ikinci sırada da MHP’ye oy veren bu kesimde bir kızgınlık ve tepki olduğunu söylüyor ama bunun sandığa nasıl yansıyacağından emin değil.

Fındıkta da küçük üretici mağdur

Bölgenin diğer büyük gelir kapısı fındıkta da zorluklar var. Yardımcı Doçent Sebiha Kablay’ın çalışma alanı fındık sektörü.

“Fındıkta geçen sene don sebebiyle sıkıntı yaşandı. Özellikle büyük bahçelere sahip olmayan üretici açısından baktığınızda borçlanma çok fazla. Daha ürünü almadan tüccara borçlanıyor. Ürünü alınca da ona satıyor. Tüccar diyoruz ama tefecilik gibi işliyor. Mesela geçen sene fındık çok değerliydi birden fiyatı arttı. Böyle dönemlerde üreticinin büyük zararı söz konusu oluyor. Çünkü ürünü almadan satmış oluyor ve ürün yandığında borç yükü katlanıyor.”

Fındıkta topraklar miras yoluyla giderek küçülüyor ve Kablay’ın anlattığı sorunlarla birleştiğinde bir çok insan için geçim kaynağı olma özelliğini kaybediyor. İşsizlik ve göçü büyüten unsurlardan biri de bu.

En yoksullar AKP’yi destekliyor

Buna rağmen şehirler ve kırların en yoksul kesimleri AKP’nin şimdiye kadar en yoğun destek bulduğu yerler.

Yardımcı Doçent Nihan Ciğerci Ulukan bunda iktidar partisinin seçmenle kurduğu ilişki biçiminin rol oynadığını düşünüyor.

“Halkın çok önemli bir kısmı sosyal yardım alıyor. Yoksullara, engelli ailelerine büyük yardım yapılıyor. Gıda ve başka yardımlar dağıtııyor. Ama yardımlar düzensiz, kuralsız şekilde veriliyor. Boynunu büken yardımı alıyor” diyor.

2001 krizi sonrasında kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı üzerinden yapılan sosyal yardımlar, bir çok aile için hayati önem taşır hale gelmiş.

Nihan Ciğerci Ulukan “İlk yıllarda yardımların nasıl dağıtıldığına dair bilgiler internete konuluyordu. Ama şimdi bulunamıyor” diyor.

Deniz Yıldırım da “2011’de kaymakamlık sitesinde yayınlanıyordu bu konudaki bilgiler. 2012-13’de kaldırdılar. Şeffaf değil” diye ekliyor.

Yıldırım’a göre bu seçimde MHP ve CHP’nin ekonomik temelli kampanyaları karşılık buluyor ve bir kısım tepki oyunu çekebilirler.

Ama buralarda çok kişiden duyduğum bir temkin cümlesini de kulak arkası etmemek lazım. Konuşurken gösterilen tepkiler, her zaman oya dönüşmeyebiliyor.

_____________________________________________________________________

Fatsa-Ünye köylüleri: Yaşam alanlarımız yok ediliyor

23 Mayıs, Pazartesi

Karadeniz seçim günceme bugün Tepeköy’den devam ediyorum.

Fatsa-Ünye sınırının ormanlar ve fındıklıklarla yemyeşil dağlarında kıvrıla kıvrıla giden yollardan Tepeköy’e yaklaştık.

Siyanürlü altın madeninin çevresindeki Tepeköy, Sarıhalil, Yalak, Yukarı ve Aşağı Bahçeler, Kocahisar, Dumanlı köyleri halkının, 8 ay önce yaşam alanlarının yok edildiğini söyleyerek kurduğu direniş çadırına gidiyoruz.

İngiliz Stratex International şirketi ile Bahar Madencilik ortaklığında yürütülen siyanürlü altın arama projesinde henüz üretim yok. 8 ay önce siyanür kuyularının ve ayrıştırma havuzlarının yapımı başlayınca çevredeki köyler ayağa kalkmış.

Köylüler şirketin aldığı ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporunun iptali için açtıkları davanın sonucunu bekliyor.

Hemen yakında tarihi kaya mezarlıkları da bulunduğu için açtıkları SİT alanı davasını kazanmışlar.

‘Diren yeşil’

Madende havuz yapımının sürdüğü dikenli tellerle çevrili alan, yeşilin ortasında kara bir leke gibi.

Harıl harıl ağaçlar sökülüyor, topraklar kazılıyor.

Ortada küçük bir yeşil alan var. Sanki “Burası işte eskiden hep böyleydi” der gibi. Köylülerden biri “Bilinçli bir vatandaş satmadı toprağını direndi. Ortadaki yeşillik o işte” diyor.

‘Bizim köyümüzdü, onların köyü oldu’

Çadırın hemen yanındaki fındıklığın gölgesinde kadınlar eylem öncesi çaylı sohbette. Çoğu altın madeninin çok yakınındaki Tepeköy’den. Biri bitirip öbürü alıyor sözü:

“Her şeyimiz etkileniyor. Büyük kamyonlarla sabahtan akşama birşeyler taşıyorlar. Heyelan bölgesi burası, dayanmıyor. Evlerimiz çatladı, tarlalar basamak basamak yarıldı”

“Tozdan çamaşır asamıyoruz. Dışarı çıkamıyoruz.”

“Gece dolaşamıyoruz. Kim giriyor, kim çıkıyor köye belli deği. Bizim köyümüzdü, artık onların köyü oldu.”

“Daha altın çıkarma başlamadan bittik biz. Fındığa tozdan girilmiyor.”

“Devlet de şirketten yana. Jandarma geldiği zaman bana ‘Kamyonu tarttın mı?’ diyor. Ben evin önüne kantar mı koyucam? Bana bunu sormaya hakkı var mı?”

Oylarını etkileyecek mi?

Söz yavaş yavaş seçime geliyor. Köylü kadınlar farklı farklı partileri desteklemiş geçmişte. Konuştukça laf lafı açıyor:

“Bak seçim var ama hiçbiri de gelmiyor buralara. Gelse bir araba, önlerine çıkıcam, ‘Hangi yüzle geliyosunuz!’ diye.”

“Gelmesinler zaten. 7-8 tane oyumuz var. Hiçbiri onlara gitmez.”

“Boş atın, boş atın.”

“Sakın boş atmayın, onlara yarıyor.”

“Sinirimden öyle diyorum ben. Ona gitmesin de, Saadet’e veririm.”

“Beni tutmayan devleti ben niye tutuyum ki? Demek ki bizi gözden çıkarttı. Kendi de Karadenizli sözde ama.”

“Valla Karadenizli olduğundan şüpheliyim ben onun.”

‘Karadeniz’de hamsi çıkmayacak!’

Köyün erkekleri de dakikalar ilerledikçe sohbetimize katılmaya başlıyor:

“İçme suyumuz hemen şurası. Buradan çıkacak siyanür havaya, toprağa suya karışacak. Karadenize akacak. Karadeniz’de hamsi de çıkmayacak!”

“İki dönüm fındığımı izinsiz aldılar. Dozerin önüne yattım. 100 milyonluk tazminat davası açtılar bana.”

“Sayın Vali’ye çıktım. ‘Keşif çıkarın’ dedim. ‘Heyelan alanı, uçup gidecek, herkes ölecek’ dedim. Bir öğretim görevlisine rapor hazırlattı. O da ‘Siyanürün zararı yoktur’ diye yazmış. Ama ‘Karadeniz fındığı Marmara’ya kaydırılmalı’ diyor. Madem zararı yok, niye böyle diyor?”

“Herkesi tek tek çağırıp doyuruyorlar. Birçok köy sattı kendini. Azalıyoruz. İş veriyor diye insanlar ses çıkarmıyorlar. Bahçeler Köyü hep orda çalışıyor.”

“40 kişiye iş verecekler diye 100 bin insanın yaşamını tehlikeye atıyorlar. Kaç yerden kovulmuş bunlar, istemiyoruz.”

‘Bir kuş öter buradan’

“186 hektar orman alanı onbinlerle ağaç yok ediliyor. Burada yaşam kalacak mı? Biz bu Türkiye’den nereye gidelim?”

“Ah işte sesimiz çıkmıyor.”

“Çıkıyor sesimiz. Bir kuş öter buradan. Karşıdan bir kuş cevap verir.”

_____________________________________________________________________

24 Mayıs, Pazar

Karadeniz’de bitki ve hayvan çeşitliliği, tarım, hava, su ve toprağının tehdit edildiğini düşünen insanlar, termik santraller, hidro elektrik santralleri (HES’ler), siyanürlü altın çıkarma gibi çok sayıda projeye direniyor.

Bu direnişlerin seçmen davranışına etkisini ölçmek kolay değil. Çünkü her kampanya, oluşan ittifaklar ve iktidar partisinin tutumu bakımından farklılıklar gösteriyor.

Örneğin Samsun’un Terme ilçesinin, kömürlü termik santrale karşı yürüttüğü kampanyada, ilçenin AKP’li belediye başkanı ön saflarda.

Samsun’dan Ünye’ye geçerken, yolumun üzerindeki Terme’de Belediye Başkanı Şenol Kul’u, bir İmam Hatip Lisesi’nin temel atma töreninde yakaladım.

Bir yandan başına gelecekleri hissetmiş gibi korku içinde meleyen kurbanlık koyunun, bir yandan konuşmacılardan birinin “kadına şiddete karşıyız ama kadının kadına yaptığı şiddet de var” sözlerinin yarattığı stresi bastırmaya çalışarak törenin bitmesini bekliyorum.

Geçen yıl seçilen Şenol Kul, “Biz enerjiye karşı değiliz ama doğru yatırım doğru yerde olsun. Burada yeşil var, deniz var ama kömür yok. Üstelik burada 3 bin 355 hektarlık doğal hayatı koruma alanı var. Sit alanı var. Kuş cenneti var. Endemik bitkiler var. Böyle bir yatırımın burada yapılmasının mantığı yok” diyor.

Aslında bölgede daha önce yapılmış bir doğal gaz çevrim santrali ve bununla ilgili olarak halen süren bir dava da var. Şenol Kul bunun daha az zararlı bir teknoloji olduğunu düşünüyor.

Belediye başkanını yakalamışken, konuyu seçime getirdim.”Partinizin desteğinde düşüş görünüyor, ne dersiniz?”soruma “Kararsızlar zamanla istikrardan yana tercihlerini kullanırlar. İstikrar da biziz. İngiltere’de de kamuoyu yoklamaları bu nedenle yanıldı” diye cevap veriyor.

Organik tarıma kötü komşu

Kömürlü termik santral girişimi, ilçedeki bütün siyasi partiler ile 41 sivil toplum kuruluşunu Terme Çevre Platformu’nda bir araya getirmiş.

Kampanyanın önde gelen isimlerinden, Terme Çekül (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) Başkanı Zekai Altunpala’yı yazarı olduğu Terme Vizyon gazetesinde ziyaret ettim.

Altunpala, “Burası tarım bölgesi. Çevre kirliliği havaya, suya, toprağa direk etki edecek. Organik fındık tarımı yapılan bir bölgenin 5 km ilerisinde kül depolama alanı düşünüyorlar” diyor.

Kömürlü termik santrale karşı kampanyayı işadamları da destekliyor. Terme İş Adamları Derneği TİAD’ın başkanı Mobilya imalatçısı Muharrem Çelik’le de sohbet ettik.

TİAD Başkanı Muharrem Çelik: Nükleer santral tek çözüm. Elektrik giderim üçte bir oranında düşer. 10 eleman daha istihdam ederim.

Bir kısım çevreciyi kızdıracak bir önerisi var. Güvenli ve ucuz olduğunu söyleyerek “Nükleer santral tek çözüm” diyor. “Elektrik giderim üçte bir oranında düşer, on eleman daha istihdam ederim.”

Santralin kaderi ve seçimler

Peki bu kadar geniş muhalefet varken kömürlü santral yapılabilecek mi?

İşadamı Çelik, “Tek başına olan bir hükümette, isterlerse yaparlar. Ama şahsi düşüncem, koalisyon hükümeti olan dönemlerde en azından biri ister, biri istemez, yapılamaz gibi gözüküyor” diyor.

_____________________________________________________________________

Karadeniz’de HDP’li olmak

22 Mayıs, Cuma

Samsun’daki sohbetlerde cevabını aradığım ana soru şuydu: AKP’nin oyları son seçimdeki yüzde 61’leri koruyabilecek mi? Bu konuda esnaf sohbetleri ilginç ipuçları verdi.

AKP’ye geçmişte destek vermiş bir kısım seçmenin oylarında bir kayma gözleniyor.

Bu oyların önemli bir kısmının MHP’ye, biraz daha azının CHP’ye gideceği, ama muhalefeti de gözü tutmayan bir kesimin, sandığa gitmeme tutumu benimseyebileceği söylenebilir.

Sınırlı gözlem yanıltıcı olabilir. Ama AKP’li seçmen hariç farklı görüşlerden çok sayıda Samsunlu’nun bu temkinli izlenimleri paylaştığını gördüm.

Samsun’daki Mimarlar, Ziraat, Çevre, Elektrik Mühendisleri Odaları ile KESK’e bağlı Tüm Bel Sen şube başkanıyla bir sohbette, onların kendi alanlarındaki etkenleri ve üyelerinden aldıkları izlenimleri gözeterek yaptıkları tahminleri de dinledim.

AKP’nin birinci parti konumunu koruyacağı, fakat bir miktar kayba uğrayacağı konusunda bir görüş birliği vardı. Ama kırsal kesimde oyların yönünü kestirmenin zor olduğunu vurgulayarak net tahmin yürütmekten kaçınıyorlar.

Bu sohbette ifade edilen çevre, tarım, kentleşme konularındaki görüşlere Karadeniz gezim boyunca yeri geldikçe geri döneceğim .

Esnafla bir gün önceki sohbetlerin ilginç bir boyutu daha vardı. MHP başta olmak üzere farklı partilere oy verecek bir kısım seçmen, HDP’nin barajı aşmasını istediğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP adayı Selahattin Demirtaş, Samsun’da 8 bin 954 oy almış. Yani yüzde 1,32. Bu seçimde Samsun’da sürpriz yapacaklarını söylüyorlar.

Peki ama herşeyden önce HDP, örneğin 2013 yılındaki gibi şiddetli saldırılarla karşılaştığı bu bölgede nasıl bir kampanya yürütebiliyor?

‘Niye geldiniz diyen olmadı’

Kent müzesinin yeşil bahçesinde HDP Samsun milletvekili adaylarından Alp Altınörs ve Makbule Efe Baysal’a bunu sordum.

Baysal, iki aydır her gün sekiz ekip ile mahalleleri, ilçeleri gezdiklerini, yüzlerce kapıyı çaldıklarını, randevulu ev ziyaretleri yaptıklarını anlatıyor. “Niye geldiniz?” diyen olmamış. Seçim arabasının arkasından küfür edilmesi dışında, ciddi bir tepkiyle karşılaşmamışlar.

Gerçekten de HDP seçim bürolarına ve seçim çalışmalarına yapılan saldırıların listesine bakıldığında Karadeniz pek göze çarpmıyor.

Alp Altınörs “Köprünün altından çok sular aktı. Artık Karadeniz’de tersine bir rüzgar esiyor. Karadeniz halkının bu şekilde yaftalanması büyük haksızlık ve oryantalist bir yaklaşım” diyor.

Samsun’dan doğuya doğru yolculuğum Ünye ve Fatsa ile devam edecek. Orada kırsal bölge seçmenine ve tarımda, balıkçılıktaki sorunların seçime etkilerine daha yakından bakmaya çalışacağım.

_____________________________________________________________________

İlk durak Samsun

21 Mayıs 2015, Perşembe

Karadeniz’deki seçim gezime Samsun’dan 19 Mayıs’ta başladım.

Buradan kıyı hattı boyunca yavaş yavaş doğuya doğru ilerleyerek seçim öncesi esen rüzgarları anlamaya çalışacağım.

Her şehrin ilk bakışta göze çarpan bir yanı vardır. Samsun’da da Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da çoğumuzun ezbere hatırlayacağı ifadeyle “köhne bir gemiyle” bu kente ayak basmış olmasının, böylesi tarihi bir ana sahne olmuş olmasının izleri ve gururu her yere sinmiş gibi.

Kentin girişindeki tabelalardan, caddelerinin, parklarının, binaların isimlerinden tutun da sokakta sohbet ettiğiniz insanlardan, her partiden politikacının söylemlerine kadar.

Seçim çalışmalarının ara ara bazı seçim araçlarının geçişi dışında sakin geçmesinden ve her yerlere parti bayrağı ve afiş asılmamış olmasından herkes memnun görünüyor.

Samsun 1 milyon 300 bini aşan nüfusu ile bir büyükşehir. Hem çevresindeki iller ile büyük tarım havzalarının hem de önemli iç Karadeniz illerinin doğal merkezi konumunda.

Karadeniz bölgesinin son 10-15 yıl içindeki genel siyasi özelliklerini de sandığa yansıtmış bir kent.

AKP’nin üç genel seçim üst üste oylarını sürekli artırarak 2011’de yüzde 60 ve üzerini yakaladığı, onu epey geriden CHP ve MHP’nin izlediği önemli bir merkez.

Bu seçimde de bu eğilimlerin devam edip etmeyeceği, seçmenin başta tarım, sanayi ve çevre olmak üzere çeşitli konularda oylarının yönünü etkileyecek değişimler görüp görmediği ve nihayet küçük partilerin, özellikle de barajı aşma çabası ilgiyle izlenen HDP’nin bu epey zayıf olduğu ve geçmişte tepki aldığı bölgede nasıl karşılandığı, geziye başlarken aklıma gelen ilk sorular.

Ama seçim gezileri insanı şaşırtır, yakından baktığınızda hiç bir şeyin ilk göründüğü gibi olmadığını farkedersiniz.

Bakalım bu kez Karadeniz neler gösterecek, neler anlatacak…

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here