Anasayfa Demokratik Emek Meclisi Kemal Göktaş Yazdı :IŞİD -MİT-AKP Ve Devlet Flörtü

Kemal Göktaş Yazdı :IŞİD -MİT-AKP Ve Devlet Flörtü

Paylaş

Bombalar iki yılda böyle hazırlandı

AKP iktidarının Esad’ı devirmek hırsıyla cihatçılara verdiği destek IŞİD’i Ankara’nın göbeğinde üs kuracak noktaya getirdi, Türkiye’yi ‘cihada açılan kapı’ yaptı.

IŞİD militanlarına yönelik en önemli destek IŞİD’in örgütlenmesine ve propagandasına serbestlik tanımak ve sınır geçişlerinde izin vermekti. IŞİD için İstanbul, Gaziantep, Düzce ve Adapazarı gibi yerlerin teröristlerin toplanma noktaları haline geldiği iddiaları sıkça dile getirildi. IŞİD, eğitim ve toplanma açısından o kadar rahattı ki, eğitimler sırasında çekilen videolar kendilerine yakın sitelere yükleniyordu. Bu videolardan biri de İstanbul’da yaptıkları bayram etkinliğine ilişkindi. Sitenin haberinde “İstanbullu Müslümanlar 2014/1435 Ramazan bayramı namazını düzenlenen bir organizasyonla hep birlikte eda etme imkanı buldular” ifadeleri yer alıyordu. Bu videodaki görüntülerin ardından İstanbul Valiliği “etkinlik için yetkili mercilerden izin alınmadığını” açıklamakla yetiniyordu. Aynı etkinlik bir yıl sonra Suruç saldırısından günler önce İstanbul Ömerli’deki bir piknik alanında tekrarlanıyor, adate geleneksel hale geliyordu. Görüntülere kadın ve çocukların da yer aldığı yaklaşık bin kişinin katıldığı “bayram namazından” sonra ‘Ebu Hanzala’ kod adlı Halis Bayancuk topluluğa cihat ve dini konularda konuşma yansıyordu.

Gaziantep’te kamp

IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenmesine yönelik yabancı basının ilgisi hiç kesilmedi. Alman Devlet Televizyonu Kanal 1 (ARD) IŞİD’in Gaziantep’teki eğitim kampını görüntülüyordu. Haberde, Gaziantep’te terör örgütü IŞİD için savaşmak üzere gençlerin kampta nasıl örgütlendikleri ve tel sınırlar üzerinden “kontrolsüz” bir biçimde Suriye ve Kuzey Irak’a geçtiklerine ilişkin görüntüler yer aldı. Almanya’dan yaklaşık 400 gencin IŞİD’e destek vermek için bu bölgelere gittikleri belirtilen haberde IŞİD’e katılan ailelerin avukatı Mahmut Erdem’in, Avrupa’dan gençlerin MİT operasyonuyla kamplara götürüldüğünü ileri sürdüğü de yer aldı. Buna göre gençler Gaziantep’teki kamptan Suriye ve Kuzey Irak’a götürülüyor ve sınırlarda hiç kontrol yapılmıyordu.

Ankara’da IŞİD üssü

Ankara’nın göbeğindeki Hacıbayram da dokunulmaz bir IŞİD üssü haline geldi. Mahallede yaşayanların anlatımlarına göre güvenlik birimlerinin gözü önünde en az 100 kişi Hacıbayram’dan IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gitti.

Sosyal medya hesaplarında yer alan fotoğraf ve bilgilerden Hacıbayram’da IŞİD’in insan toplamak için kullandığı IŞİD bayrakları asılı barakalar olduğu, bu barakaları IŞİD’in Türkiye’deki önemli isimlerinden Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk’un ziyaret ettiği görülüyordu. Hacıbayram’da “İslam okulu” adı altında küçük çocuklara yönelik eğitimler de verildiği ve “İslam karnesi” verildiği de paylaşımlardan anlaşılıyordu. Mahalleden IŞİD’e katılan ilk isimlerden biri olan Oğuzhan Gözlemcioğlu’nun yakın zamana kadar sık sık Ankara’ya geldiği ve Suriye’ye her dönüşünde yanında mutlaka yeni militanlar götürdüğü biliniyordu.

Emniyet’in IŞİD’e “uyarısı”

Hacıbayram’dan IŞİD’e katılan, Suriye’de çatışmalara katılan, kelle keserek cellatlık yapan C.A., Birgün gazetesine yaptığı açıklamalarda, mahalledeki örgütlenmeye devletin göz yumduğunu açıklıkla ortaya koyuyordu. C.A., daha önce mahalleye polisin istihbaratın hiç gelip gelmediği, bilgi toplayıp toplamadığı yönündeki soruya “Hayır, yeni başladı. İki gün önce arkadaşın birini Emniyet İstihbarat muhtarlığa çağırmış. ‘Buna alışkın olun’ demişler” yanıtını veriyordu.

Türkiye’nin dört yanından gençler IŞİD’e katılırken devlet hiçbir önlem almıyordu. Konya, Adıyaman ve Bingöl gibi iller bu katılımlarda öne çıkarken Konya Müftüsü, ilçe müftüleriyle yaptığı toplantıda Vali’den aldığı bilgileri aktararak “Şu anda, IŞİD’in ağına takılmış 100 kadar Konyalı Suriye’de ve bir bombalamada bunların toplu bulunduğu yerde 10-15 Konyalı vefat etmiş” bilgisini veriyordu.

“Cihada açılan kapı”

İngiliz Daily Mail gazetesi, çok sayıda yabancı militanın Suriye ve Irak’ta IŞİD’e katılmak için Türkiye üzerinden seyahat ettiğini ama Türkiye’nin onları durdurmak için hiçbir şey yapmadığını yazıyordu. Makalede, özellikle de İngiltere’den giden yabancı savaşçıların Suriye ve Irak’a rahatlıkla geçtiği anlatılırken sınıra ‘Cihata açılan kapı’ deniliyordu. Habere göre Türk askerleri ya onları görmezden geliyor ve geçmelerine izin veriyor, ya da cihatçılar sınırı aşabilmek için görevlilere 10 dolar kadar düşük bir ödeme yapıyordu.

IŞİD’çilerin sınır dışına çıkmak için kullandıkları bir yöntem de ambulansları kullanmaktı. CHP’nin Adıyaman’daki IŞİD örgütlenmesine ilişkin raporunda ambulanslarla sınır dışına geçen militanların bunun için sadece 20 TL ödediği bilgisi yer alıyordu.

Göstermelik operasyon

IŞİD’e karşı güvenlik operasyonlarının ne kadar göstermelik olduğu IŞİD’in Türkiye içindeki kanlı eylemleriyle kendisini gösterdi. Operasyonların birçoğu uluslararası baskıdan ve özellikle Suruç’tan sonra yurt içindeki tepkileri dindirmek için yapıldı. Polisin uzun süre IŞİD örgütlenmesine göz yumduğu Hacıbayram mahallesine Suruç saldırısından sonra 28 Temmuz 2015’de düzenlenen operasyon bunun tipik bir örneğiydi. Operasyonda 40 adrese baskın düzenlendi ve 11’i Suriye uyruklu 15 kişi gözaltına alındı. Zırhlı araçlar eşliğinde bir şov havasında yapılan operasyonda gözaltına alınan 15 kişi ise savcılık emriyle serbest bırakıldı.

CHP’nin Adıyaman raporunda da IŞİD örgütlenmesine karşı Emniyet’in kayıtsızlığı çarpıcı bir örnekle anlatılıyordu. CHP’li vekiller vatandaşlardan gelen Suriye’den bir IŞİD militanının kente geldiği bilgisini Emniyet’le paylaşmalarına rağmen bu kişi gözaltına alınmamış, sorgulanmamıştı. Aynı yetkililer IŞİD’e katılımla ilgili olarak “seyahat özgürlüğü” gerekçesini ileri sürüyordu. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Ankara’daki saldırıdan sonra söylediği “Elimizde liste var ama eyleme geçmedikleri için bir şey yapamıyoruz” sözleri de bu yaklaşımın iktidarın zirvesindeki ifadesini gösteriyordu.

Sadece 2 IŞİD’li mahkum oldu

IŞİD’e yönelik operasyonların göstermelik niteliği istatistiklerle de ortaya konuluyor. HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın soru önergesine Adalet Bakanlığı tarafından verilen yanıt da IŞİD’e yönelik soruşturmaların göstermelik niteliğini de ortaya koyuyor. Bakanlık verilerine göre 10 Ağustos 2015 itibariyle cezaevlerinde IŞİD üyesi olduğu iddiasıyla sadece 126 kişi bulunuyor. Bunlardan sadece 2’si hakkında verilen hüküm kesinleşmiş durumda. Bakanlığın bildirdiğine göre hükümleri kesinleşen 2 IŞİD üyesi “uyuşturucu ticareti, basit yaralama, dolandırıcılık, ruhsatsız silah bulundurmak ve terör örgütüne silah sağlamak” suçlarından hüküm giydiler.

Cezaevindeki 3 kişi hakkındaki mahkumiyet kararı ise Yargıtay’da temyiz aşamasında bulunuyor. Cezaevindeki geri kalan 121 kişi ise tutuklu statüsünde kalıyor. İstatistikler cezaevindeki IŞİD davalarından tutuklu ve hükümlü olanların büyük çoğunluğunun “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılandığını gösteriyon. 112 kişi hakkındaki bu suçlamaya karşılık 3 kişi hakkında “terör örgütüne silah sağlama”, 3 kişi hakkında da “terör örgütü yöneticiliği” suçundan davalar görülüyor.

 

Tedavi et, serbest bırak

Türkiye, diğer cihatçı örgütlerle birlikte IŞİD militanlarının tedavasinde de önemli bir rol oynadı. IŞİD’çilerin tedavi edilmesi ulusal basının yanı sıra yabancı basında da sıkça gündeme geldi. Bir IŞİD komutanı Washington Post’a 12 Ağustos 2014’te, ”Bazı savaşçılarımız, hatta IŞİD’in üst düzey üyeleri Türk hastanelerinde tedavi gördü” dedi. Bu demecin yayınlanmasından kısa bir süre sonra Rakka’ya yapılan ABD bombardımanında bacağı kopan IŞİD’in önemli yöneticilerinden Ahmet El H.’nin de aralarında bulunduğu 9 IŞİD militanının Şanlıurfa’daki değişik hastanelerde tedavi edildiği ortaya çıktı. Üstelik militanların tedavi masrafları da devlet tarafından karşılandı. Yine IŞİD üyesi Amman Alo da Kobani kuşatması sırasında yaralandıktan sonra Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tevadi edilirken fotoğraflarının internette yayınlanması üzerine başka bir hastaneye sevk edildi.

Hükümet IŞİD’lilerin tedavi edilmelerini “insani” gerekçelerle açıklıyordu. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu konuya ilişkin olarak “Biz hiç kimsenin, kimliğine, dinine, ırkına, rengine, mezhebine bakma noktasında değiliz. Bizde dağda PKK’lı teröristi bir saat önce askerimize silah çekmiş, teröristi yaralı olarak geldiğinde tedavisini yaptık, sonra emniyet ve adliyeye teslim ettik. Bizim görevimiz adli kolluk değildir” diyordu. Bakan Müezzinoğlu’nun açıklamalarının aksine, IŞİD militanlarının tedaviden sonra tutuklanmak bir yana hiçbir şekilde adli işlem yapılmadan, sorgulanmadan serbest bırakılmaları “tedavinin” insani veya tıbbi etik gerekçelerden daha farklı bir içerik kazandığını gösteriyor. Ankara’nın Hacıbayram semtinde otururken IŞİD’e katılan 14 yaşındaki Taylan Özgür Y.’nin yaralandıktan sonra Şanlıurfa’da tedavi edildiği, hakkında hiçbir işlem yapılmadığı, 1.5 yıl sonra yeniden IŞİD’e katılmak üzere Suriye’ye gittiğine ilişkin gelişmeleri kamuoyu her aşamada gazetelerden okuyarak öğrendi.

YARIN: MİT’İN IŞİD’LE İLİŞKİSİ. IŞİD’İN İÇİNDE MİT’CİLER VAR MI?

MİT araçları cihatçılara çalışıyor

Türkiye’nin Suriye’deki cihatçılara silah yardımı yaptığı iddialarının zirveye çıktığı günlerde patlak veren MİT TIR’ları skandalı sadece iç kamuoyunda değil uluslararası alanda da yankı uyandırdı.

[Haber görseli]

MİT TIR’ları skandalı, hükümet ile cemaat arasında 17-25 Aralık’tan sonra patlak veren büyük kavganın en önemli hamlelerinden biriydi. Hükümet, ilk andan itibaren MİT TIR’larının durdurulması ile cemaatin hükümete karşı darbe planladığını savunageldi. Ancak iki eski ortağın kavgasının bir ürünü olsa dahi, ortaya saçılan bilgiler, (tıpkı 17-25 Aralık yolsuzluk skandallarında olduğu gibi) hükümetin “cemaat darbesi” savunmasını ikincil planda bırakacak ciddiyetteydi

Türkiye’nin Suriye’deki IŞİD ve El Kaide gibi cihatçı gruplara silah ve mühimmat desteği verdiği iddialarının odak noktasındaki MİT TIR’ları skandallarının ilki 1 Ocak 2014’te Hatay Kırıkhan’da yaşandı. MİT’e ait olduğu ortaya çıkan ancak arama yapılması hükümet girişimiyle engellendiği için içlerinde ne olduğu belirlenemeyen TIR’lar, dönemin Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in yazılı talimatıyla yollarına devam etti.

Cihatçı taşınıyordu

Bu olayın ardından 10 Ocak 2014’de Adana Narkotik Şube polisleri, uyuşturucu ihbarı park halindeki duran iki otobüse operasyon yaptı. Aramalarda uyuşturucu yerine kutular içinde Doçka ve Bixi makineli tüfeklere ait 40 kutu mermi ele geçirildi. Gözaltına alınan şoförler Şahin Güvenmez ve Esat Lütfi Er ifadelerinde otobüslerin MİT tarafından kiralandığını, silah ve mühimmatıyla birlikte cihatçıların taşınmasında görev aldıklarını anlattı. Şoförler cihatçıları Suriye sınırındaki Bükülmez köyünün karşısında dinci grupların barındığı Atme kampından aldıklarını söyledi. Şoförler, MİT’in organizasyonu ve refakatiyle silah ve mühimmatıyla birlikte Türkiye topraklarından geçirilen cihatçıların Akçakale’ye götürüldükten sonra Tel Abyad’a geçiş yaptıklarını söyledi.

19 Ocak 2014’te, Adana’da jandarma tarafından durdurulan MİT’e ait TIR’lardan ise silah ve mühimmat çıktı. TIR’ların şoförleri ile refakat eden MİT mensuplarının gözaltına alındığı olayda dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ‘hükümet adına devreye girdiğini’ belirterek TIR’ların MİT adına birimler arası sevkıyat yaptığına dair imzalı bir yazıyı soruşturma savcısı Aziz Takçı’ya verdi.

“Erdoğan biliyordu”

Daha sonra bu soruşturma nedeniyle açığa alınarak tutuklanan savcı Takçı yaşadıklarını anlatırken iki TIR’da 4 ayrı demir sandık içerisinde çok miktarda top, uçaksavar gibi savaş silahlarına ait mühimmat olduğunu gördüğünü söyledi. Jandarmaya bunlardan numune almaları talimatını verdiğini anlatan Takçı “Bu esnada Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ve İl Emniyet Müdürü Cengiz Zeybekçi’nin yaklaşık 300-400 kişilik çevik kuvvet ve özel harekât polis ekipleri ile birlikte olay yerine geldi. Vali tarafından bana, bu araçların MİT’e ait olduğunu, yüklerin MİT tarafından taşındığını, bu konuda İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın (Recep Tayyip Erdoğan) bilgisi olduğunu, Başbakan’ın kendisine, ‘bu araçlar MİT’e ait, biz görevlendirdik. Bu konuda yasa çıkaracağız. Hiçbir işlem yapılmadan araçlar bırakılsın dediğini’ söyledi.”

[Haber görseli]

MİT’ten cihatçı sevkıyatı

Türkmen yalanı çöktü

Skandalın duyulmasının ardından dönemin Başbakanı Erdoğan, “Bayır Bucak Türkmenlerine MİT eliyle yardım ulaştırıyoruz… Dünyaya Türkiye teröre destek oluyor diye yaygara yaptılar” açıklaması yaptı. Buna karşın AKP’li Yasin Aktay TIR’lardaki silahların Özgür Suriye Ordusu’na götürüldüğünü söylüyordu. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “Türkmenlere insani yardım” iddiası önce Türkmen yetkililerinin böyle bir yardım almadıklarını açıklamaları ve ardından da TIR’larda yapılan arama sırasında çekilen görüntülerin Cumhuriyet’te yayımlanması üzerine çöktü. Başbakan Davutoğlu bunun üzerine “Çekinmeden söylüyorum. O yardımlar Bayırbucak Türkmenleri’ne gidiyordu. Orada Türkmen kardeşlerimiz katledilecek biz izleyeceğiz. Türkmen kardeşlerimizin katledilmesini ilaçlarla, yardım malzemeleri ile engelleyemezsiniz değil mi?” dedi.

Soruşturanlar hapiste

Genelkurmay Askeri Savcılığı, TIR’ların durdurulması ile ilgili olarak askeri personel hakkında açılan soruşturmada “Kamu kurumlarından istenen bilgi ve belgeler gönderilmediği için” takipsizlik kararı verdi. Ancak MİT TIR’ları ile ilgili açılan soruşturma kapatıldı ve TIR’lardaki aramada görev alan jandarmalar, savcılar ve arama kararı veren hâkimler ‘darbeye teşebbüs’ ve ‘casusluk’ iddiasıyla tutuklandı. Soruşturmada ve davada gizlilik kararları alındı ancak ortaya çıkan bilgiler ve belgeler MİT TIR’larında silah taşındığını ispatladı.

“2 bin TIR malzeme”

MİT’in Suriye’deki faaliyetleri ile ilgili en önemli ipucu 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden önce YouTube’a yüklenen bir ses kaydı oldu. Ses kaydında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in “ortam dinlemesi” yoluyla elde edilen Suriye’ye ilişkin konuşmaları yer alıyordu.

Ses kaydında Hakan Fidan “2 bine yakın TIR malzeme gönderdik” ve “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırır savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine’de saldırtırız” diyordu.

IŞİD’deki MİT’çiler

Geçen yıl Ağustos ayında Irak Türkmen Cephesi milislerinden Nihat Yalnız, Irak’ta yakaladıkları 3 IŞİD’li teröristin MİT personeli çıktığını ileri sürdü. Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül’e mesajlar yazan ve Türkmen milisi olduğunu söyleyen Nihat Yalnız tutuklanan MİT elemanlarının isimlerinin M.Y, İ.Ç ve K.Ş olduğunu ileri sürerken bu kişilere ait olduğunu öne sürdüğü fotoğrafları da paylaştı.

Musul ve Kobani’de IŞİD militanı sanılarak 12 Türk istihbaratçı ve Özel Harekât görevlisinin öldürüldüğü iddia edildi. Fırat Haber Ajansı’nın verdiği haberde, farklı zamanlarda Irak ve Musul’da IŞİD üyesi zannedilerek öldürüldükleri öne sürülen bazı kişilerin isimleri yer aldı. CHP Hatay milletvekili Mevlüt Dudu’nun bu iddialara ilişkin dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya yönelttiği soru önergesi ise aradan geçen 1.5 yıla rağmen henüz yanıtlanmadı.

Mısır’da Egypt Daily News isimli internet sitesi, Mısır ordusunun Sina’da IŞİD’lilerden ve IŞİD’e yardım eden yabancı ajanlardan oluşan bir hücreyi yakaladığı haberini verirken yakalananlar arasında 4 MİT mensubu olduklarını iddia etti.

Heysem Topalca

Geçen günlerde IŞİD üyelerinin bir asker, bir polis ve bir vatandaşı öldürmeleri ile ilgili yargılandıkları Niğde davasında mahkeme, MİT ve Jandarma İstihbarata hakkında yakalama kararı çıkarılan Heysem Topalca’yı sordu.

Davanın kritik sanığı haline gelen Topalca’nın ismi dosyada saldırganların kullandığı telefonun sahibi gözüken sanıklardan Mehmet Aşkar’ın ifadesinde geçmişti. Aşkar, kendi adına aldığı telefonu Topalca’ya verdiğini söylemişti. Topalca, üç saldırganı Yayladağ’dan içeri sokan isimdi.

Bölgede adeta bir efsane haline gelen Topalca’nın MİT’e çalıştığına ilişkin yaygın bir inanış var. Topalca’nın karıştığı olaylar da bu iddiayı doğrular nitelikte. Topalca’nın çoğunluğu Türkiyeli 300 kişilik bir grupla Suriye’de rejime karşı ilk saldırıları başlatan isimler arasında yer aldığı belirtiliyor. Topalca’nın adı, Niğde davası dışında 52 kişinin hayatını kaybettiği Reyhanlı patlaması davasında da gündeme geldi. Reyhanlı davasını iddianamesine, katliamın Suriye İstihbaratı tarafından Hatay’ta oturan sanıklara yaptırıldığı iddia ediliyor. Ancak davanın ilk duruşmasında sanıklardan Nasır Eskiocak, Suriye’den uyuşturucu getirirken Hacı diye tanıdıkları Heysem Topalca’nın kendilerine MİT tarafından korunacaklarını söylediğini anlattı. Eskiocak, Suriye’de kendisini yakalayarak Türkiye’ye teslim eden ÖSO üyelerinin “Hacı ile uyuşturucu işi değil bomba işi yapmak için anlaştın, MİT görevlilerini gördüğünü söylemeyeceksin. MİT’ten kimsenin bilgisini vermeyeceksin” diye uyardıklarını anlattı. Topalca, gazeteci Bünyamin Aygün ile birlikte IŞİD tarafından kaçırıldıktan sonra da serbest bırakıldı. Bir başka ilginç olay ise Suriyeli güvenlik güçleri tarafından yakalandıktan sonra yine serbest kalması oldu. Topalca’nın ayrıca Adana ve Gaziantep’de 28 Mayıs 2013 günü polis sarin gazı yapımında kullanılan maddelerle yakalanan 5 kişi arasında olduğu ve 7 Kasım 2013’de Adana’da bir TIR’da ele geçirilen 953 adet havan topu başlığı ve 10 füze rampası olayında da yakalandığı, ancak her iki olayda da serbest bırakıldığı iddia edildi.

‘IŞİD’den ucuz petrol alınıyor’ iddiaları

Türkiye’nın genelde cihatçılarla ve özelde IŞİD’le ilişkileri salt askeri ve istihbari alanla sınırlı değildi. Bu ilişkinin ticari boyutuna dair de çokça iddia dile getirildi. Musul’un IŞİD tarafından ele geçirilmesinden sonra Türkiye’den “silah ve para karşılığı ucuz petrol temin edildiği” iddiaları bunların en önemlisiydi. CHP’nin de dile getirdiği bu iddialara göre, Hatay, Antep, Şanlıurfa ve Kilis sınırından gizli boru hatlarıyla mazot sokan IŞİD, el koyduğu petrolü Türkiye’de satıp 800 milyon dolar kazanıyordu. Buna karşılık Başbakanlık, MİT, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) gibi kuruluşların araştırmalarında ise “IŞİD’in Türkiye’de parası olmadığı ve petrol satmadığı” ileri sürülüyordu. Raporlarda IŞİD’in kullandığı silahların parasının nakdi değil “ayni” olarak ödendiği ifade edilirken bu ticaretin “silah tüccarları” tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyordu. New York Times gazetesi ise IŞİD’in karaborsa petrol gelirinden yararlanan çok sayıda Türkiyeli’nin arasında hükümet yetkililerinin de olabileceğini öne sürüyordu. Resmi yetkililere ve bazı uzmanlara dayandırılan haberde, IŞİD’in ucuz petrol ticaretinde Türkiye’nin güneyini önemli bir pazar haline getirdiği, bu karaborsa ticaretten ‘bazı hükümet yetkilileri’nin de rant sağlıyor olabileceği iddia edildi. Haberde IŞİD’in Irak’ta kontrol ettiği topraklarda günde 25 ile 40 bin varil petrol üretildiği ve bunun karaborsada 1 milyon 200 bin dolar yaptığına dikkat çekildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın bu iddialara yanıtı ise ‘Türkiye bir hukuk devleti, tüm alışverişini ona göre yapar’ şeklindeydi.

Cumhuriyet Yayınlanma tarihi:15/ 16 Ekim 2015

Paylaş

1 Yorum

  1. AKP MİLLİYETÇİLİĞİ VE OSMANLICILIK!

    AKP milliyetçiliği, İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!
    El Kaide’nin 4 çeşit fraksiyonundan,Taliban, Müslüman K., ÖSO ve Hamas’ı kullanan AKP, İttihat Terakki’nin politik İslamını yeniden bayrak yaptı!

    Görüldüğü gibi Pan İslamist, Pan Turanist AKP dünyadaki diğer İslamcı hareketlerle iç içedir. AKP milliyetçiliği, Devletçiliği İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!!
    Artık bugün AKP rejimini savunan, Erdoğan’ın başkanlığını savunan biri, Suriyeli, Bosna’lı veya Somali’li kim olursa olsun bu, yeni ümmetin bir parçasıdır…Uygarlıkları silip süpüren bu barbarlığın yüz yıllık özlemi Osmanlıcılık ve Ortadoğu’lu İslamcı görüşlerin kaynaşması bugünkü AKP’nin dinci yüzünü oluşturuyor.

    İTTİHAT TERAKKİ KOMPLOLAR VE DARBELER HAREKETİDİR.

    RT Erdoğan kliği 15 temmuz’da kalkışma değil, kafa karışıklığını da kendisi giderdi! 15 Temmuz Akşamı RTE “bu olay bize Allahın lutfu ” dedi !

    Pan Türkist, pan islamist çizgiyi esas alan AKP, 12 Eylül 1980 Cuntasının temellerini attığı ANAP, MHP, DYP çizgisinin yeni şartlara uyarlanmasıdır. Askeri cuntaların  Terörle Mücadele Şubelerinde devşirilen bu politik İslamcılar, kadrolaşmalarını tamamlayarak, o askeri anayasaya göre görev başına getirildiler! 15 Temmuz girişimi ve Erdoğan’ın gerçek darbesi ile bu kadrolaşmanın iç yüzü biraz daha netleşti…
    15 Temmuz ile ortaya çıkan duruma bakılırsa, büyük Mafya gurupları, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. gibi eğilimler AKP’de birleşti.
    AKP’nin yeni tabanın çoğunluğunun ise ırkçı, pan Turancı Pan İslamist MHP-DP-ANAP-Ulusalcı zihniyetinde olduğu ortaya çıkıyor…
    Osmanlıcılığın son dönemindeki, İttihat Terakkicilerin muhafazakârlık ile değişme arasında bocalayıp duran kitle piskolojisini en iyi şekilde bugün RT Erdoğan temsil ediyor!

    İlginç olan diğer bir nokta ise, AKP’nin kimi “palalılar”, kontrgerilla örgütlenmesi, fevri topluluklar ve yerel çeteler göz önüne alındığında sokaktaki örgütlü militan desteğini çoğunlukla, SADAT, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. örgütlerden devşirdiğidir..

    Yerelde İttihad-ı İslamcı Türk, yani Panislamizm, pan Turanizm çabaları ve devletten kopamayış, tepeden inmecilik ve devlet aygıtına bağımlılık Türkiye İslamcılığının irsî bir sorundur. Tabii ki, AKP rejiminin aile şirketlerinin ve iş adamlarının çıkarlarını savunmak için dinci gericiliği topluma hâkim kılma çabasında illa ki kitle tabanıyla birlikte safkan Şeriatçı olmasına gerek yok. Osmanlıcılık da bu işi görmeye yeter.. AKP, 12 Eylül askeri darbesinin ana amacı olan “ümmetten bir ulus yaratmak ve ulustan da yeniden bir ümmet yaratmak” ideali ile yapılan askeri anayasasının bir ürünüdür…
    12 Eylül ve 15 Temmuz darbeleri, ‘milli dindarlık’ diyebileceğimiz İslamcı, sağcı, devletçi, milliyetçi öğeleri de taşıyan eklektik veya sığınmacı bir kimliği oluşturma hedefini güder! Şimdi AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike olarak görüyor…
    AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..

    İslamiyet denilen ideoloji bu coğrafyada siyasetin içeriğini de biçimini de belirleyen en önemli faktör olmaya devam ediyor.

    Bunu bilen darbeciler ve AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike ilan ettiler.. AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..
    AKP, Müslüman Kardeşler, El Kaide aynı madalyonun yüzleridir.
    AKP İslamcılığı, İttihat Terakki yöneticilerinin İslamcılığının şartlarımızda ki son halidir… AKP poltik islamında, bazı ritüelleri yerine getirdikten sonra her şey serbest! Mafya, kara para, Hırsızlık, cinayet, yalancılık, kişiye biat, ahlaksızlık… Bugün, Türkiye’nin en büyük Mafya babalarının, AKP’de birleşmesi tesadufi değildir.
    15 temmuz’da askerleri linç eden unsurların çoğunu Mafya çeteleri mobilize etti…Mafya babalarına en büyük cenneti yaratan AKP iktidarının düşmemesi için en önde savaşanlar ve ”demokrasi nöbeti” tutanlar bu çeteler oldu! Erdoğan sarayının yeni şefinin, islamcı kontrgerilla SADAT örgütünün liderinin en büyük mafya çetelerinin de gizli lideri olması tesadüf değil…

    15 TEMMUZ BİR DARBE GİRİŞİMİ OLARAK KALMADI, GERÇEK DARBEYE DE DÖNÜŞTÜ!
    (“15 temmuz, Yüce Allahım’ın bana verdiği en büyük nimettir ” RT Erdoğan!)

    12 eylül 1980 darbesi gibi, hedeflenen noktalara varmak için gerekli bütün adımlar, karambol yaratılarak sivil bir darbe lideri(Erdoğan) önderliğinde yürürlüğe konuldu!
    Kenan Evren Cuntası, meşruluk kazanmak için Sağ-Sol çatışmasını bahane olarak kullanırken, RT Erdoğan Darbesi, FETÖ oluşumunu OHAL için neden olarak kullandı. Özleri ise aynı!
    İşkence ve zulüm, toplu tutuklamalar, Anayasalarının rafa kaldırılıp, muhaliflerin ailelerine dahi açık saldırı ve mallarına el koymak!
    Şu ana kadar toplanan bütün belgelerin ışığında, 15 Temmuz’un bir MİT projesi olduğu ve başkanlık hedefi önündeki son engellerin de ortadankaldırma amacı güttüğü ortaya çıktı…
    Başkanlık projesinde son aşamalara gelen Erdoğan şu anki durumdan daha güzel bir durum düşünemezdi!! Bu sayede etkin bir biçimde kahramanı oldu!

    Erdoğan 1 taşla 3 kuş vurdu!

    a- İttihat Terakki gibi Milli Birlik adına muhalefeti tümden yok etti. b-İslam ordusu kurma önündeki baş engel olan TSK’yi iyice zayıflattı. c-Sarayını meşrulaştırdı. Muhalafet denilen sahte unsurların sonları da Erdoğan’ın meşhur sarayı oldu!

    Kendisini anti-cemaat diye tanıtan AKP, cemaat ve tarikatların en kötüleri en zalimlarinin bir ittifakı olarak anti-demokrat olan SADAT eşkiyalarını, ‘demokrasiye sahip çık’ yalanı ile öne sürerek halkın dikkatlerini başka yere çekip, kendi darbesini gizlemiş oldu!!.

    AKP’lilerin İttihatçı komploları ve gerçek dinleri!

    TC’nin kuruluşundan sonra, ulus devletin egemen dini haline gelen İttihatçı milliyetçiliği bütün siyasi partiler ve iktidarlar tarafından kullanılmaktan hiç vazgeçilmeyen temel bir TC inancıdır.
    Siyasi geçmişinde katliamcılık, soykırımcılık, yağma talanla diğer hakların yok edilmesi suçunu sorgulamayan ve hesaplaşmayan, aksine normalleştiren egemen Türk siyasal aklı, bu kirli kavramları Türk milliyetçiliği kavramıyla ifade etmekte sakınca görmüyor. İşte 16 Temmuz bu ruhun hortlaması idi… Türk soykırımcılığının iktidar eliyle Türk devlet dini haline getirilmesi ve içselleştirilmesi sonucu, doğal olarak Türk halkı da bu kirlenmeyi içselleştirdi. 
    MHP ve CHP birer devlet partileri olarak, Erdoğan’da somutlaşan ırkçılığın/Türkçülüğün/islamcılığın, İtthatçılık ruhunu görünce sütünü içmiş bebek gibi oldular!!
    Devlet dini haline gelen ırkçılığın/Türkçülüğün dokunulmaz, tabu olarak kabul edilmesi ve toplumda da kabul görmesi nedeniyle bu CHP ve MHP, hemen Erdoğan sarayına doğru savruldular.

    OSMANLI’DAN TEC’YE KADAR İSLAM SİLAHI!

    Dini bu şekilde bir araç olarak kullanmak AKP ile başlamadı! Bütün Osmanlı hikayesi, Türk islam zentezi budur.
    İslam dinini yaymak, Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Türk yayılmacılığının istila gerekçesi haline dönüştü. Müslüman olmayan devletleri işgal eden Osmanlı, işgali altındaki Müslüman devletleri ise uzun süre sömürdü.
    İslam Dini TC ile birlikte, devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla tam anlamıyla devlet kontrolüne geçti. Yeni laik olmadı, dini tekeline alarak ve iktidar aracı haline getirdi. Bunun laiklikle bir alakası yoktur! İŞİD değil, Osmanlı Halifeleri, rakı içen TC kurucularından daha fazla uyuşturucu kullanıp Erdoğan sarayı gibi Avrupa’yı gölgede bırakan saraylarında, asrın en büyük zevk sefa ortamında yaşardı!

    Diğer taraftan, Osmanlı zamanında olduğu gibi, günümüzde de İslam dini, daha ağır şekilde, iktidar inşasında ve sonrasında baskı ve zulümle sürdürülmesinde araç olarak kullanılmakta. Suudi Arabistan’dan İran’a, Afganistan’dan Türkiye, Suriye, Mısır ve Libya’ya kadar her yerde İslam kılıcı bütün halkların başı üzerinde kutsal bir ölüm makinesi olarak çalışmaya devam ediyor..
    AKP’lilerin Sloganları olan yeni Osmanlıcılık, her ne kadar 21. yüzyılda sonlanan imparatorluk ruhuna çaresizce seslenme girişimi gibi görünse de, aslında onunla hedeflenen yeni bir kimlik inşası. AKP’nin 15 Temmuz darbesi ile etrafına topladığı MHP, CHP ve diğer ulusalcı, milliyetçi, ırkçı, mezhepçi kadrolar bu hayalin çaresiz ittifakı.
    İslamcı Türkçülük anlayışı, İslami simgelerin milliyetçilik, ırkçılık, Türkçülük ve Turancılıkla harmanlandığı Türk tipi yeni bir din anlayışıdır. Esinlendiğini iddia ettiği dünyadaki İslamcı hareketlerden bu kadar farklılaşmasının nedeni, yapay olması ve toplumu dizayn etmek için kurgulanmış olması/dayatılmasıdır.

    AKP’nin bayrak sallama milliyetçiliği, bilinen eski bir taktik.
    Suriye’de şeriat düzeni için savaşanlara, Körfez monarşilerindeki destekçileri ve sahadaki diğer cihatçı gruplara 5 yıldır her türlü yardımı yapan AKP cemaatidir…Suriye’de Cihatçı gruplar arasında birlik sağlamak için her gayreti, AKP’nin bir parti kolu haline gelen MİT yapıyor..
    El Kaide liderliğine biat eden 13 terörist örgüt MİT tarafından silahlandırılıyor ve fiilen Türkiye tarafından yönetiliyor..
    MİT Suriye terör örgütlerine, Birleşmiş Milletler’in “terör örgütleri listesi”nden çıkmaları için sürekli adlarını değiştirtiyor.

    AKP, Suriye’de ki gözbebeği Fetih el Şam gibi, ÖSO gibi, Müslüman Kardeşler gibi yağmacı, pervasız ve ucube bir din yaratarak, bu yeni dini de geleneksel İslam anlayışının cami ve diğer kurumlarını, Diyanet’i kullanarak pazarlıyor.
    AKP çeteleri, Nusra Cephesinin, El Kaide’den ayrıldığını en son adlarının da Fetih el Şam olduğunu idda etmesi gibi, onlarda Milli Görüşten, Cemaatten ayrıldıklarını idda ediyorlar! Ama Erdoğan’ın bir kişisel örgütü olan AKP tümüyle Milli Görüş, Nakşici, Müslüman Kardeşlerci, Rabıtacı bir cemaat..! Değişen tek şey örgütün ismi!

    Sevda Suner,
    13 Eylül 2016

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here