KEMAL SAĞLAM : SEViŞMEDİĞİM ZAMANLAR İÇİYORUM

Paylaş

Yine özledim dedim kendi kendime.Zaten her sabah kalktığımda akşam olsun diye saçma işlerle kendimi oyalayıp özlemimi düzenli olarak dindiririm .Bu hep yıllardır sürer gider.Hatta benim bu durumumu anlatan bir sürü dörtlükte yazmıştır şairler.Unutmazsam yazının sonunda bunlardan birisini paylaşmak isterim.Unutmazsam diyorum çünkü birçok şeyi eskiden beri unutuyorum.Şimdi düşündüm de acaba bu düşündüklerimi yazmayı unutmuş olabilir miyim?Eğer sizler okuyorsanız böyle bir endişeye mahal yok.

Neyse , öyle ya da böyle akşamı edip kendimi o asmaların altındaki küçük masaya atarım.O masa bu küçük şehrin en büyük yeridir.Bunun böyle olmasının sebebi herhalde benim yerim olmasındandır.Bu küçük masa bu küçük şehrin, Şehir Lokalinde yer alır.Bu lokalden içeri girerken büyük bir törenle karşılandığım için kendimi bu şehrin devlet adına en büyük amiri sanırım.Ancak burda şunu söylemeden olmaz.Bu tören öyle hamaset ya da yalakalık taşımaz.Başka bir deyişle ben zaten en büyük amirim.

Sözü fazla uzatmayayım. Masaya gidip oturdum.Hemen yanıma yılların garsonu Fevzi geldi.Uzun zamandan beri tanıştığımız için muhabbete başladık.O konuşurken çoğunlukla yüzüme bakmaz ,gözlerini kısar.Yine öyle yaptı.Eskiye nazaran biraz daha kilo aldığını toykurttuğu göbeğinden anladım.Geriye doğru kendini atarak konuştuğu için başı asma yapraklarına değiyordu.Bu akşam maç var Hocam kalabalık olur ,sen yine sırtını televizyona dön dedi. Maç olduğu akşamlar tek olduğum için yanıma birileri gelir oturur.Hakemin düdüğüyle içmeye başlar ve beni bir iki süzüp giderlerdi.Aynısını yaşayacağım  için bu durumu pek önemsemedim.

Aradan fazla zaman geçmeden düdük  çaldı.Maç başlamasına rağmen gelen giden olmadı.Gürültüden ve tuvalet sırasından anladığım kadarıyla ilk yarı bitmişti.Ben de herkesin yaptığı gibi ayağa kalkıp Lokalin önündeki kaldırımda sigara içip tur attım.Çok geçmeden hakemin düdüğüyle içeri girdik.Masaya doğru yürüdüğümde birinin benim masaya oturmuş olduğunu gördüm.Görür görmez de bu kişinin buranın müdavimlerinden olan Hulusi Dayı olduğunu anladım.Genellikle tek takılırdı.Çok içtiği için ciddiye alınmaz lafları geçiştirilirdi. O çok içen adamlarda olan ince nezaket Hulusi Dayı’da da vardı ve belki de diğerlerinden daha fazlaydı.Beni her gördüğünde türlü türlü süslü cümleler kurardı.Çok aydın olduğumu anlatır ,ışıklar saçtığımı söylerdi.Bunları söylerken samimi olduğunu düşünür ,içimde kabaran hisleri anlamaya çalışır cümlelerini titretir olurdum.

Yine aynı konuşmaları yaptıktan sonra ,eskiye oranla daha çok konuşmaya başladı.Onun bu halini çözmek zor değildi .Uzun zamandır içtiği -sabahtan beri-belliydi.O konuşurken böyle bir adamın okul bitirmediği halde özgür düşünceler ifade etmesi meyhanenin sosyalleşmeye katkısıyla ilgiliydi.Ben bunları kafamdan geçirirken  o ha bire konuşuyor “çılgın projeler”inden bahsediyordu. Bu projeler oldukça iddialı ve kesin sonuçlar içeriyordu.

Bunlardan birincisi okullardaki sınıf başkanlarıyla ilgiliydi.Ona göre  başkanlıklar kaldırılmalı bütün sınıfın başkanı okul müdürü olmalıydı.Böylelikle çok başlılık ortadan kalkacak , eğitimdeki kargaşa sona erecekti.Bunu uzun uzun anlatıp sınıf defterlerini de müdürün toplayacağını böylelikle defterlerin kaybolma ihtimalinin de ortadan kalkacağını söyledi.Ben bir yandan onu dinliyor bir yandan da ben niye düşünemedim diyordum.

İkincisi ise gerçekten “çılgın”dı.Türkiye’yi altı ok şeklinde-okların başlangıç noktası İzmir’di-kanallara bölüp Atatürk ilkelerini vatandaşlara en iyi “şekil”de anlatmayı amaçlıyordu.O bunu söylerken “Laiklik” kanalının nereden geçmesi gerektiğini kendimce bulmaya çalışıyordum.Bir yandan da uygulanabilirliğini sorguluyorum.

Üçüncüsü ise içlerinden beni  en çok şaşırtanıydı.Bunu düşünmüş olması Hulusi Dayı’yı gözümde apayrı ve müstesna bir yere oturttu.

Ona göre evlilikler sözleşmeli olmalıydı.Devlet çiftlere kaç yıl evli kalmak istediklerini sormalı ve buna göre nikahlarını kıymalıydı.Kararlaştırılan bu yıllar sona erdiğinde otomatik olarak boşanmalılar , devlet çiftlere evliliklerini uzatıp  uzatmayacaklarını sormalı buna göre devam etmelilerdi. Böylelikle kadın cinayetlerini bitirmeyi planlıyordu.Bu bana dünyanın en mantıklı işi gibi geldi.

O bunları anlatırken hakem son düdüğü çoktan çalmış ortalık eskiye nazaran daha da sesizleşmişti.Konuşmalarımız bir yerlere çarpıp geri geliyor gibiydi.Bütün projelerini anlatıp bitirdiğini düşündüğüm bir anda ne kadar sıklıkla içki içtiğini sordum:

“Sevişmediğim zamanlar içerim” dedi.Böyle bir cevap karşısında irkildim. Aynı soruyu bana sorarsa diye çok korktum.

Kemal Sağlam

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here