Anasayfa Köşe Yazıları Kemal Sağlam yazdı: Okul Semaveri

Kemal Sağlam yazdı: Okul Semaveri

Paylaş

Nihayet okullar açıldı. Kime sorsam, tatilin iki hafta uzamasının iyi olmadığını, iyice sıkıldıklarını söylediler. Onların bu düşüncelerine ben de katılıyorum. Ama turizmciler katılmıyor! Neyse.

Bu sene okul özlemim doruklara çıktı. Hem tatilin uzun olmasından hem de köydeki işlerin yoğun olmasından iyice bunaldım. Okulların açılmasını iple çekip heyecanlandım. Yeni bir şeylere başlayacakmışım heyecanına kapıldım. Bu heyecanı lise yıllarındayken duyardım. Tekrarlaması güzel oldu. Yeni kıyafetler alınıp gidilen yatılı okul yılları. Okulun kapısından girerken titrediğim yıllar…

İşte o yıllardan itibaren okul üzerine çok projeler geliştirdim. Bu projeler bir ara moda olan siyasilerin çılgın projeleri gibiydi. Daha önce açıklama alanı bulamadığımdan birini burada açıklayacağım.

Okul semaveri projesi. Bunu hayal ettiğimde semaverin ne olduğunu bilmiyordum ve hiç görmemiştim. Yatılı okulun çay kazanı vardı. Altında dört beş musluğu olan bir kazandı. Oradan çaydanlıklara çay doldurur masalara götürürdük. Krom bardaklara doldurur içerdik. Bardaklar soğuk olduğundan çayın tadı hayli ilginç olurdu (Şimdilerde krom baraklarda içemiyorum) İşte bu çay kazanını okulun bahçesinde hayal eder bütün öğrencilerin teneffüslerde etrafında çay içtiklerini düşünürdüm. Şadırvan gibi yani.

Sonra bir gün Sait Faik’in “Semaver” öyküsünü okudum. Öyküdeki semaverin bizim kazandan daha iyi olduğunu en azından kazana nazaran daha zor soğuduğunu fark ettim. Tabii hayli büyük olması gerektiğini de düşünerek. Bir büyük semaveri bahçeye kuruyorum, öğrenciler ara sıra altına odun kömür atıp çaylarını alıyorlar.

Böyle düşünmemin bir nedeni de öykünün kahramanı Ali’nin, bir semaveri bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümünü çok sevmesindendi. Ayrıca Ali semaveri büyük bir fabrikaya benzetiyordu. İçinde binlerce işçi çalışan büyük bir fabrika. Çünkü kendi de bir fabrikada çalışıyordu.

Okuduğum ilk günden itibaren öykü hiç peşimi bırakmadı. Özellikle Ali.  Ali, öykünün bir yerinde annesi namaz kılarken önünde onu güldürmek için taklalar atıyordu. Annesi de “Yapma oğlum Allah’ın gücüne gider” diyordu. Ali’de “Anne Allah hiç gülmez mi? diye soruyordu. Öğrencilik yıllarımda ben bunu bazı öğretmenlere uyarlamıştım. Öğretmenliğin tanrı mesleği olduğunu düşünüp de gülümsemeyen öğretmenlere. Hatta o öğretmenlerden biri o meşhur sigara aramalarında cebimde bulduğu Yeni Türkü’nün “Yeşilmişik” Kasetini   mezun oluncaya kadar vermemişti. Her gördüğünde de şarkılardaki sakıncalı söylemlerden dem vuruyordu

Şimdilerde ise bazı sınıflarda salep içme günü düzenleyip “Semaveri” okuyoruz. Tabii büyük bir salep güğümünü okul bahçesinde hayal ederek.

yesilmisik500

Yeşilmişik

Bir çift yaprakmış dalında yumuşacık
Tutmuşum tutmuşum ellerinden senin
Düşmüşüz yavaşça bir sakin derenin
İçindeymişik yeşilmişik sazmışık

Balıklar gibiymiş sezsiz ve karanlık
Yüzermiş saçların yüzermiş nefesin
Susarmışız öyle bir sakin derenin
İçindeymişik yeşilmişik sazmışık

 

Söz:Can Yücel

Müzik:Derya Köroğlu

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here