Anasayfa Köşe Yazıları Kemal Sağlam yazdı: Serbest gezen tavuk

Kemal Sağlam yazdı: Serbest gezen tavuk

Paylaş

İlk okuduğum kitaplardan biri olan ”Define Adası” beni çok etkilemişti. Kitabı tekrar tekrar  okudum. Kitap hayatımın bir parçası olmuştu. “Hop rom rom, bir şişe daha rom” şarkısını kendimce çok söyledim. Yazarın hayatını ve diğer kitaplarını da okuyup korsan olmaya karar verdim. Bu kararımı perçinleyen olaylardan biri de Jules Verne’in “Esrarlı Ada”kitabıydı. Jules Verne’in hayatını araştırırken çocukluğunda Fransa’dan Hindistan’a giden bir gemiye gizlice bindiğini ve son anda yakalandığını öğrenince korsan olma hayalim zirve yaptı.

Şimdi bütün bunları düşündüğümde o zamanki kararımın ne kadar doğru olduğunu görüyorum. Çünkü o kitaplar ve korsanlık hayalleri,  beni çocukluğun da verdiği sınırsızlık içinde tamamen özgür kılıyordu. Onlar beni etkilemedi. Burada etkilemek sözünü sınır çizmek anlamında kullanmaya çalışıyorum. Hatta yine o zamanlar roman yazma çalışmalarına da girdim. Yazacağım romanların isimlerini de buldum. Ancak içlerini doldurmadım, dolduramadım. Sonraları ise unuttum gitti.

Ta ki geçenlerde tiyatro çalışması için oyun araştırması yaparken bir metinde karşılaştığım karakteri tanıyıncaya kadar. Kahraman, yazar olmasına rağmen kimse etkilenmesin diye kitap yazmayı reddediyordu. Onun bu tavrı yaşadığımız dünyada insanların, kurumların ya da devletlerin insanlara sınır çizmesiyle ilgiliydi. İstedikleri müzik parçasını dinlettirip, istedikleri kitapları okutturuyorlardı. Birde bunu biz seçmişiz gibi yapıyorlardı. Dinlediğim türkü kanalının reklam sloganı buna en güzel örnek: ”Reklam sizi özgürleştirir, özgürce seçebilmeniz için şimdi reklamlar”

Bütün bunları düşünürken rastladığım bir tabela beni iyice sarstı. ”Serbest Gezen Tavuk… “. Gerçekten diğer fabrikasyon tavuklardan farklıydılar. Üç dört dönümlük bir zeytin bahçesinin etrafına tel örgüler çekilmiş, içine de tavuklar konulmuştu. Fabrikasyon tavuklarla aynı yemi yiyip özgürce gezip yumurtluyorlardı. Oldukça neşeli görünüyorlardı. İstedikleri yemi özgürce seçebiliyorlardı. Onların tel örgülerine ve yemlerine bakıp bizi düşündüm. Irk ,din ,cinsiyet, devlet ,bayrak ,takım, okul, sınıf,…….liste uzayıp gitti. (Söylemeden geçmeyeceğim en çok da bileklerimize kelepçe takıp işaretleyen  ultra her şey dahil oteller)

Bir an Robinson Crusoe olasım geldi. Yalnız ama özgür. Yukarıda bahsettiğim kitaplara onu da eklemeliyim. Onun için şiir bile yazmıştım. Hatırlayınca arabesk bir sınır içeresinde olduğumu fark ettim. Belki de bu sınır platonik bir aşktı.

ROBİNSON CRUSOE

Bu seferde gemim alabora oldu

Kader midir beni sal üstünde bırakan?

Bütün arkadaşlarım tek tek boğuldu

Yine benim yalnızlığa kurban

 

Hep aynısı oluyor zaten

Çıkacağım yine o ıssız adaya

Yalnızlık sahillerinde yürürken

Bakmayacağım doğan aya

 

Hayatla mücadele yok artık

Zaten vermedi ki hiçbir payı

Atacağım kendimi uçurumdan

Beklemeyeceğim Cuma’yı

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here