Anasayfa Forum  KENDİ KİMLİK VE VARLIĞIMIZLA –  Abdurrahman Koç

 KENDİ KİMLİK VE VARLIĞIMIZLA –  Abdurrahman Koç

Paylaş

 

Köylülerin, şehirliler tarafından hor görüldüğü bir zamanlar, Anadolu’nun küçük bir şehrinde bir köylü, pazarda sattığı mal için bir şehirli alıcı ile  tartışır ve bu tartışma kavgaya dönüşür.  Beklemediği bir anda  bütün kasaba halkının saldırısına uğrar ve öldüresiye dayak yer. O sırada pazara yakın minarede ezan okuyan bir imam, olayı izler ve acele acele ezanı okumaya başlar. Köylü bir taraftan dayaktan kendini korur, diğer taraftan gözü ezan okuyan imamda ki gelip kendisini bu “zalimlerden” kurtarsın!

Derken tahmin ettiği gibi imam aceleyle minareden iner ve kalabalığa doğru koşarak gelir! Adam, imamın kendisine yardım edeceğinden o kadar emindir ki her kalabalığı yararak ilerlediğinde ,kurtuluşu için bir adım sayar ve nerdeyse sevincinden çığlık atacakmış! Ama heyhat, imam kalabalığa  “açılın açılın! “der ve gelir gelmez karnına bir tekme de o atarak:

— Ben Allah için şahidim ki yerden göğe kadar sen haksızsın! Diyerek linç eden hemşerilerine destek olur!

Bu olay yetmiş yıl önce olan bir olaydır ama günümüzde benzerlerini görmek nerdeyse her gün olası; hem de eskiden vatandaşlar tarafından olurdu, bugün tam tersi vatandaşı hukuku ve adaleti ile korumak zorunda olan bizatihi devleti elinde bulunduran hükümetler tarafından yapılmaktadır!

Ağrı’da bir askeri birlik “niçin orada olduklarını bilmeyen” birkaç yoksul Anadolu çocuğu ve üstleri ile ateşin ortasına sürülüyor, vuruluyor ve ortada bırakılıyorlar! Sonra da “terörist” olarak damga yemiş ”eski tabirle köylüler” tarafından, askerleri kimi sırtına alıyor, kimi koluna girerek ölümle burun buruna kalmış yaralılar bir sağlık kuruluşuna sağ salim yetiştiriliyor!

Devlet şok geçiriyor! Önce el birliği ile “köylülere” sözlerle sonra başka yollarla saldırılıyor, “imam” durumundakiler asla Kürt vatandaşların askere yardım edemeyeceğini, etse de bunların ya Türk askeri ya polisi ya da korucuları olabileceğini söylüyor “ ben Allah için şahidim ki sen yerden göğe kadar haksızsın!” dedirtecek davranışlar sergileniyor!

Ardından DİHA nın fotoğrafları ve görüntüleri ortalıkta cirit atıyor ki ilk yardım edenlerin onların görmemezlikten geldiği vatandaşlar olduğu görülüyor; yine de ret ediliyor, içinden çıkamadıklarında “askerlerimiz kurtardı onlar sadece sedyelerin ucundan tuttular” gibi çocukça gerekçeler öne sürüyorlar!

1999 Adapazarı, Gölcük, İzmit , Düzce de peş peşe olan ve bir bölgeyi yerle bir eden deprem hatırlandığında nüfusa göre en çok yardımda bulunan ilin Şırnak olduğu unutuluyor!

Çanakkale’de Sarıkamış’ta ölen yaralanan binlerce Kürt de bu günkü tablo gibi görülmezlikten geliniyor!

Ama bir hırsızlığa karışan biri oldu mu ve de kimliği Antep’ten aşağıyı yazdı mı basın altını çize çize nereli olduğunu söylüyor!

Her yıl şenlik yapılan yerde “ki şenliği yapan BDP ‘li belediyedir” örgüt onlara oylarını HDP ye verin baskısı yapıyormuş da devlet vatandaşı korumaya gitmişmiş! Yani devlet, HDP lileri, HDP için çalışan silahlı örgütlerden korumak için operasyon düzenlemiş; buna gülelim mi ağlayalım mı?

Tırnak içinde çatışmanın olduğu Tendürek Dağı’ndaki köylüler her ne kadar” Biz oyumuzu bırak HDP ya da BDP ye veriyoruz son seçimde AKP ye verdiğimiz halde kimse bize karışmadı; deseler de bu” söylenmemiş kabul” oluyor; tıpkı Ermeni Meselesindeki AP ın aldığı kararın hiç söylenmemiş olarak kabul edilmesi gibi!

Biz ne zaman gerçek barışın, demokrasinin ve insanca yaşamanın umuduna kapılacağız?

Biz ne zaman kimliğimiz “kıro” ise var sayılıp ,gerçek kimliğimiz söz konusuyken yok sayılacağız fikrinden  kurtulacağız?

Daha dün Dersim’de 1938 katliamında sırf alevi Kürt oldukları için onu çocuk, on beşi kadın olmak üzere samanlıkta vahşice yakılarak öldürülenlerin kemiklerine ulaşıldı!

Orda da insanları” başkaldıran çapulculardan “ kurtarmak için mi yaktılar?

Yeter artık! Geçinmek için nasıl ki köylüler bundan yetmiş seksen yıl önce şehirlere gelip ürettikleri malları satıp, üretemedikleri gaz, şeker gibi temel ihtiyaçlarını almaya mecburduysalar; dayak ya da hakaret göreceklerini bile bile, biz de artık başımızı kovuğumuzdan çıkarıp gerçek kimliğimizle yaşamak istiyoruz! Eğer bizim yaradılışımızda bir yanlış varsa, bizden değil yaratandan sorun “ey Allahın ipine sıkı sıkı sarılmış dindarlar!”

Yalnız biz değil bu coğrafyayı kendine yaşam sahası olarak seçmiş halklardan  Çerkezler, Lazlar, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar, Ermeniler ve farklı din ve mezhepten Hıristiyanlar, Aleviler, Caferiler, Yezidiler….yeter bunları inkar ettiğiniz ve tek tip kılıflara soktuğunuz!

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here