Anasayfa Haber Asker gözaltına aldığı yaralı yurttaşı yakarak katletti DOSYA – 5-

Asker gözaltına aldığı yaralı yurttaşı yakarak katletti DOSYA – 5-

Paylaş

DİYARBAKIR (DİHA) – Lice’de ortaya çıkan fişleme listesinde adı yer alan isimlerden biri olan Enver Şimşek, henüz 26 yaşındayken, 7 Temmuz 1998 tarihinde operasyona çıkan askerlerin köylerini taraması sırasında evinin önünde öldürüldü. Ölümüne dair açılan soruşturmaya bakan Askeri Savcılık, soruşturma hakkında 5 yıl sonra “takipsizlik” kararı verdi. Oğlunu katledenlerin cezalandırılmaması nedeniyle baba Aziz Şimşek’in dilinden dökülen cümle ise “Bu ülkede bizim için adalet yok” oldu.

Diyarbakır Lice’de açığa çıkan 1992 yılına ait “Cinayet Listesi”, sayısı 17 bin 500 olarak ifade edilen Kürdistan’da işlenen “faili meçhul” cinayetlerin geçmişte ortaya çıkan kimi bilgi ve belgelerden de anlaşıldığı gibi aslında bizzat devlet eliyle, bilinçli bir politika doğrultusunda gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Fakat 7 ilçe, bu ilçelere bağlı onlarca köy ve buralarda yaşayan 137 kişiyi kapsayan fişleme listelerinde adı yer alan 13 kişinin, sonrasında polis ve askerlerce katledilmesine ya da kaybedilmesine rağmen devlet ve hükümet, üç maymunu oynamaya devam ediyor. Cinayetlerin işlendiği dönemlerde olduğu ortaya çıkan bu ölüm listesi, yokmuş gibi davranılıyor. Listelere dair şu ana kadar tek bir söz söylenmedi ya da açıklama yapılmadı.

Kayıtlara girmiş binlerce cinayetten biri idi

Adı bu listelerde yer alıp katledilen 13 isme dair sürdürdüğümüz dosyamızın bugünkü bölümünde Enver Şimşek var. Enver Şimşek, henüz 26 yaşındayken 7 Temmuz 1998 tarihinde operasyona çıkan askerlerce köylerinin taranması sırasında evinin önünde vurularak öldürüldü. İşlenen cinayet, diğer binlerce cinayet gibi faillerinin cezasızlıkla ödüllendirildiği cinayetlerden biri olarak kayıtlara düştü.

Fişleme listesi özellikle hedef seçildiğini ortaya koydu

Şimşek’in özellikle hedef seçildiği ve bilinçli olarak katledildiği ise ortaya çıkan fişleme belgesi ile açığa çıktı. Yaşadığı Lice’ye bağlı Ecemiş köyü için tutulan fişleme listesinde “tamamen yardım ve yataklık yapan bir köydür” notu düşülmüş. Kendisi için ise ayrıca “yardım ve yataklık yaptığı” belirtilmiş. Bu şekilde fişlenen Şimşek, o dönemde birçok kez asker ve polislerce gözaltına alınıp, işkenceye maruz kaldı. En sonunda da operasyona çıkan askerlerce köylerinin ateş altına alınması sırasında evinin kapısının önünde katledildi. Şimşek, o esnada misafirliğe gittiği komşularının evinde dönüyordu ve kafasına isabet eden tek kurşunla hemen orada can verdi. Yanında bulunan Bekir Narin adlı köylü ise bacağından yaralandı.

Açık cinayete ‘takipsizlik’

Öldürülmesi sonrası ailesinin şikâyeti üzerine Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Ancak soruşturmaya bakan askeri savcılık, 31 Aralık 2003 tarihinde verdiği karar ile sanık askerlerin “kanun ve yetkili mercilerin emrini yerine getirdiğini” belirterek, cinayet soruşturmasına “takipsizlik” kararı verdi.

‘Türkiye’de Kürde işleyen bir adalet yok’

Katledilen oğlunun yıllarca devlet baskısı ve şiddetiyle karşı karşıya kaldığını belirten baba Aziz Şimşek, oğlunun askerlerce kafasından vurulmuş olmasının hedef alınarak katledilmesinin kanıtı olduğunu ifade etti. Oğlunun katledilmiş olmasının yanı sıra yıllardır acısını dindirmeyen şey ise katillerin hak etikleri cezaya çarptırılmamış olması. Bölgede işlenen bu tür bütün olaylarda katillerin cezasız bırakıldığını belirten baba Şimşek, içinde dinmeyen öfkeyi “Her şekilde mağdur edilen bizleriz. Bizim için adalet yok. Kürde işleyen adalet bu ülkede yok. O zaman her gün sokak ortasında birileri katlediliyordu. Ama hiç kimse çıkıp ‘Bunlar neden öldürülüyor, bunları kim öldürüyor’ diye sormadı. Oğlumu katledenlere de en ufak bir ceza verilmedi” sözleriyle dile getirdi.

Yarın: Asker gözaltına aldığı yaralı yurttaşı yakarak katletti DOSYA – 6

HAYRİ DEMİR/METİN BEKİROĞLU ‘nun haberi Lice’de ortaya çıkan “Cinayet Listesi”nde ismi yer alıp, katledilenlerden biri Hakkı Kaya. 1 Kasım 1996’da kendini polis olarak tanıtan kişilerce zorla alıkonulan Kaya, sonrasında kaybedildi. Benzerleri gibi öldürüldüğü düşünülen Kaya’nın, cenazesine de yıllardır ulaşılamazken, okların JİTEM’i gösterdiği cinayetin sorumluları da bulunup, yargılanmış değil. Babası ile aynı ismi taşıyan oğlu ise ortaya çıkan listelerin, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ‘elimizde listeler var’ dediği listelerin benzeri olduğunu belirterek, istenildiği takdirde bu listeyi tutanların ve babasını katledenlerin açığa çıkartılabileceğini söyledi.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde ortaya çıkan fişleme listesinin yankıları giderek büyüyor. Buna rağmen devlet ve hükümet cephesinden ise şu ana kadar sözkonusu listeye dair herhangi bir açıklama yada görüş belirtilmedi. Fişlenen 137 kişinden 13’ünün daha sonra “faili meçhul” cinayetlere kurban gitmesiyle “Cinayet Listesi”ne dönüşen belgede, ismi yer alıp, öldürülen kişilere dair bilgilerle devam eden dosyamızın Lice’ye dair bölümündeki katledilen isimlerden bir diğeri Hakkı Kaya.

Lice’ye dair tutulan 3 sayfalık fişleme listesinin ikinci sayfasının 9’uncu sırasında yer alan ilçeye bağlı Hedik köyüne ilişkin yapılan fişlemede, Hakkı Kaya isimli bir yurttaş “iki taraflı çalışmaktadır” şeklinde fişlendi.

Arkadaşlarının yanında kaçırıldı!

Hakkında tutulan bu bilgi notu ile fişlenen Kaya, 16 Kasım 1996 günü beraberindeki iki arkadaşı ile birlikte Diyarbakır kent merkezinde yürürken Orman Müdürlüğü binasının önünde 06 EKN 22 plakalı Renault Toros marka bir steyşın araç yanlarına yaklaştı. Araçtan inen ellerinde telsiz bulunan sivil giyimli 3 kişi, kendilerini polis olarak tanıtıp kimlik kontrolü yaptı. Daha sonra da ifade vermek üzere zorla karakola götürülen Kaya’yı o günden sonra bir daha gören olmadı.
Ailesi akıbetinin peşine düştü

Hakkı’nın oğlu Efendi Kaya, 28 Kasım 1996 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na başvurup, babasının akıbetinin araştırılmasını talep etti. Aynı tarihte kaybedilen Hakkı Kaya’nın kardeşi Şefik Kaya da Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçe ile kardeşinin nerede olduğu hakkında bilgi istedi. Bunun üzerine ise polis, Hakkı Kaya’nın kaçırılmasının tanığı olan yanındaki arkadaşlarından Ahmet Yaşar’ın ifadesini aldı. Yaşar, her şey çok hızlı gerçekleştiği için olay günü Kaya’yı alıkoyan 3 kişiyi net olarak tarif edemese de birinin sarışın, diğerinin ise kıvırcık saçlı olduğunu anlattı.

Hakkı Kaya hala aranıyor!

5 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır İl Jandarma Komutanı, Diyarbakır DGM Savcısı’na Hakkı Kaya’nın gözaltına alınmadığı bilgisini verdi. Diyarbakır DGM Savcısı da 17 Mart 1997 tarihinde soruşturmaya dair “görevsizlik” kararı verdi ve davayı Diyarbakır Başsavcılığı’na sevk etti. Başsavcılık, Kaya’nın kaybolmasıyla ilgili soruşturma başlattı ve şahsın aranmasını Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden talep etti. Belirtilen tarihten bu yana Hakkı Kaya “daimi arama kararı” ile aranmakta.

Cinayetten izine itirafçı Abdulkadir Aygan’ın anlatımlarında rastlandı

Kaybedilen Kaya’nın akıbetine dair eldeki tek bilgi ise, JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın 11 Mart 2004 tarihinde Ülkede Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan anlatımları. İtirafçı Aygan, bu röportajında verdiği bilgilerde, Kaya’nın JİTEM tarafından öldürülenlerden biri olduğunu ifade etmiş ve cesedinin de Diyarbakır-Silvan karayolu üzerinde bulunan Karacali ile Han köyleri arasında gömülü olduğunu belirtmişti.

Bu ifadeler ışığında söz konusu bölgede kazı yapılmasına rağmen Kaya’nın cesedine ulaşılamadı.

AİHM: Etkili soruşturma yürütülmedi

İç hukuk yollarında sonuç alınamaması üzerine ailesi tarafından taşınan dosya üzerine inceleme yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 4 Ekim 2006 tarihinde verdiği karar ile Hakkı Kaya dosyasın için “etkili soruşturma yapılmadığı”na hükmetti. Bu karara rağmen Kaya’nın failleri hakkında açılan dava, halen savcılığın tozlu raflarında bekletilmeye devam ediyor. Ailesi, cenazesinin nerede olduğu konusunda da yıllar geçmesine rağmen en ufak bir bilgi edinemedi.

‘Listeden cinayeti kimlerin işlediği açığa çıkartılmalıdır’

Kendisiyle aynı ismi taşıyan oğlu Hakkı Kaya (31), babası kaybettirildiğinde henüz 12 yaşındaydı.
Babasının kaybedilme öyküsünü anlatan oğlu, ortaya çıkan fişleme listesi ile babasının kimler tarafından katledildiğinin net şekilde ortaya çıktığını söyledi. Oğul Hakkı Kaya, 18 yıl önce işlenen cinayete ilişkin ortaya çıkan bu listeyi tutanların derhal açığa çıkartılmasını ve gerekli cezai işlemlerin uygulanmasını istedi.

O yılarda Tansu Çiller tarafından dillendirilen ‘elimizde liste var’ ifadesini de anımsatan Kaya, babası gibi fişlendikten sonra karanlık güçler tarafından katledilen yüzlerce kişinin faillerinin açığa çıkartılması için sözkonusu listenin tutulduğu karakolda o dönem görevli olanların açıklanmasını beklediklerini ifade etti. Kaya, bu görevli isimlerin kimler olduğunun aslında devletçe bilindiğini ve istenildiği takdirde sorumluların açığa çıkartılabileceğinin altını çizdi.

‘Talimatı devlet yöneticileri veriyordu, buradakiler uyguluyordu’

Fişleme listesini “ölüm listesi” olarak değerlendiren Kaya, “Bu cinayetleri işleyenler sadece bölgede görevli olanlar değil. O dönemin devlet yöneticileri de bizzat bu cinayetlerden sorumludur. Çünkü burada yapılanlar yukarıdan verilen talimatlarla yapılıyordu” diye konuştu.

Yarın: Baba ‘cenaze gömdü’ diye iki kardeş katledildi.

Hayri Demir/Metin Bekiroğlu’nun haberi : Lice’de ortaya çıkan fişleme listelerinde ismi geçen ve 1993’te evinden polislerce alınarak iki kurşunla katledilen Zana Zuğurli’ye ilişkin yıllarca tek bir soruşturma açılmazken, olayın JİTEM tarafından yapıldığı 2005 yılında JİTEM’e ilişkin hazırlanan ilk iddianamede yer aldı. Fişlendikten sonra katledilen Zuğurli’nin JİTEM tarafından katledilmesi akıllara Lice’de ortaya çıkan bu fişlemelerin de JİTEM tarafından mı yapıldığı sorusunu getirirken, Zana Zuğurli’nin annesi İffet Zuğurli, oğlunun yüzüğünü cenazenin hastane morguna getirildiği sırada bir polisin parmağında gördüğünü söyledi. Anne Zuğurli, ailesinden birçok kişinin devlet tarafından katledildiğini hatırlatarak, tümünün cezasız bırakıldığını tek taleplerinin ise faillerin cezalandırılması olduğunu söyledi.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde ortaya çıkan fişleme listesinde 3’üncü sırada yer alan Ziyaret köyüne ilişkin tutulan fişleme detayında “dağ kadrosundan geri dönmüş” şeklinde fişlenen Zana Zuğurli, 1993 yılında evinden polislerce alındıktan sonra Lice’ye bağlı Kozan Mezrası Taşlıdere mevkiinde elleri arkadan bağlanarak başına iki mermi sıkılarak katledildi. Zana Zuğurli ile aynı evde birlikte kalan yakını Lokman Zuğurli de onunla birlikte evinden polislerce alıkonulmuş ve iki gün sonra Erimli Köyü Kuşaklı Mevkii’nde sağ şakak ve burun kökü civarından yakın atışla öldürülmüş halde cenazesi bulundu. Yıllarca failleri açığa çıkmayan bu olaya ilişkin dava ise 2005 yılında itirafçı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarının ardından aile avukatlarının başvurusuyla birlikte açıldı.

‘Suçlar askeri’ değil denilerek katiller aklandı

Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Mithat Özcan tarafından hazırlanan 29 Mart 2005 tarihli iddianame Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş ve Zuğurli’nin de aralarında bulunduğu 8 ayrı “faili meçhul” cinayetin sorumluları olarak dönemin Bölge Jandarma İstihbarat Grup Komutanı emekli Albay Abdülkerim Kırca, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Diyarbakır Emniyet Güvenlik Şube Görevlisi Kemal Emlük, Askerlik Şubesi’nde sivil memur Saniye Emlük ile Uzman Çavuş Yüksel Uğur hakkında dava açılmıştı. Ancak yıllarca mahkeme mahkeme dolaşan dosya hakkında, en son gönderildiği Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, “sanıklar asker ama suçlar askeri değil” diyerek takipsizlik kararı verdi.

Devletin kan kusturduğu Zuğurli ailesi

1992 yılında fişlendikten bir yıl katledilen 1975 doğumlu Zana Zuğurli’nin annesi İffet Zuğurli, fişlenerek işlenen cinayet listesinin ortaya çıkmasının ardından DİHA’ya konuştu. PKK’nin ilk kongresinin gerçekleştirildiği evin sahibi olan Zuğurli ailesi mensubu olan ve o döneme tanıklık yapan anne Zuğurli, ilk olarak bundan dolayı yaşadıkları devlet baskını anlattı. Zuğurli ailesinden Zana ve Lokman Zuğurli’nin arasında bulunduğu 4 kişi JİTEM tarafından katledilirken, 8 kişi de PKK saflarındayken çıkan çeşitli çatışmalarda yaşamını yitirdi.

Zana’yı katledenler onun yüzüğünü takıp ailenin karşısına çıktı

Anne Zuğurli, şunları söyledi: “Zana kaynanamın yanında kalıyordu. Ben de köyden gelip onlara gittim. Zana ve Lokman orada birlikte kalıyordu. Eve gidip Zana’yı çağırdım. Zana sigara içerek dışarı çıktı. Ona dedim; ‘Siz evden çıkmayın, biz dönünceye kadar.’ O zaman evin kapısı bozuktu. Onu yaptırmaya götürdük. Marangoz bize ‘Bir saat sonra gelin’ dedi. O sırada caddede tanımadığımız 3 kişiden biri gelip görümceme omuz vurdu. Omuz vurup geçtikten sonra bellerindeki silahı gördüm. Biz bir saat sonra gidip işimizi bitirdikten sonra döndük. Döndüğümüz sırada o iki silahlı kişi yine karşımıza çıktı. Bizi takip ediyorlardı ama biz bilmiyorduk. O sırada bir dükkana girdik onlarda kendilerini kaybettirdiler. Sonra eve geri döndüğümüz de kaynanam bize Zana ve Lokman’ın evde olmadığını söyledi. O da o sırada başka bir eve misafirliğe gitmişti. Biz evin oradayken yine 3 kişi evin yakınındaki okulun arkasından bizi izliyorlardı. Biz Zana da bir yere misafirliğe gitmiştir diye düşündük. Sabah oldu oğlum İdris’i gönderdim gidip Zana’ya baksın diye. İdris gidip gelince Zana’dan hiçbir haber olmadığını söyledi. O zaman belki gözaltına almışlardır diye karakola gidip dilekçe verelim dedik. İkinci gün yine İdris gitti. Hiçbir haber alamadan geri döndü. Üçüncü gün İdris saat 10.00’da yine kaynanamlara gitmek için çıktı ama kısa bir süre sonra telaşlı bir şekilde döndü ve Lokman’ın öldürüldüğünü söyledi. Lokman’ın öldürüldüğünü polisler gelip kaynanamlara söylemiş. Biz de hemen hastaneye gittik kimseyi yaklaştırmıyorlardı. Kaynanam morga girdi ve Lokman’ın cenazesini sırtlayıp arka kapıdan çıkarmaya çalıştı ama polisler cenazeyi alarak onu dışarı çıkardı. Lokman’ın taziyesinin üçüncü günüydü Zana’dan halen haber yoktu. O zaman onu polis arabasında görenler olmuş. Biz emniyete gittik ama bizi oradan başka karakola gönderdiler. Ama bize bir haber vermeden eve gönderdiler. Eve geldik bir iki saat geçmeden polisler bizi tekrar karakola çağırdı. Karakola gittiğimizde bize Zana’nın yaralı olduğunu söylediler. Hemen hastaneye gittik ama direk morgun kapısının önüne gittik. Morgun kapısını açar açmaz Zana’yı orada gördük. Halen kanı sıcaktı. Polisler bizi ablukaya almıştı. Polislere ‘Neden öldürdünüz’ diye tepki gösterdik ama polisler bize ‘Sizinkiler yapmış’ diye karşılık verdi. Ama Zana’nın yüzüğünü o sırada bir polisin parmağında gördüm.”

‘Acımız halen taze sorumlular cezalandırılsın’

Lokman ve Zana Zuğurli’nin evden birlikte alınarak katledildiğini söyleyen anne Zuğurli, 3 gün arayla cenazelerine ulaştıklarını belirti. Polislerin morgda kendilerine “Arkadaşları öldürdü” diyerek kendilerini temize çıkarmaya çalıştığını söyleyen anne Zuğurli, daha sonra olayın aydınlatıldığını ancak hiç kimsenin cezalandırılmadığını dile getirdi. Anne Zuğurli, devletin baskı ve şiddetinden kendi paylarına düşeni fazlasıyla aldıklarını ifade ederek, üzerinden yıllar geçmesine rağmen acılarının her gün tazelendiğini ve adaletin yerini bulması için sorumluların cezalandırılmasını istedi.

Fişleme ve cinayette JİTEM izi!

Takipsizlikle sonuçlanan bu davaya ilişkin hazırlanan iddianamedeki bir ayrıntı ise söz konusu fişlemelerin yapılmasının ardından gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin faillerinin kimler olduğunu bir kez daha açığa çıkartıyor. Zuğurli ve 7 kişinin katledilmesine ilişkin Diyarbakır Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile açılan daha aynı zamanda JİTEM hakkında açılan ilk dava niteliği taşıyor. Söz konusu iddianamede uzun yıllar varlığı tartışma konusu olan ve devletçe de reddedilen JİTEM için, “Sözde devlet adına ancak, yasadışı yollarla birçok adam öldürme, adam kaldırma ve terör örgütü PKK yandaşı olduklarına inandıkları veya sandıkları kişiler aleyhine ve kendi çıkarlarına gasp eylemleri yapan çete” tanımı yapılmıştı. Askeri karakolda ele geçirilen listelerde fişlenen Zuğurli’nin sonrasında katledilmesi ise fişlemelerin ve cinayetlerin JİTEM eliyle gerçekleştirilmiş olduğunu kanısını bir kez daha güçlendiriyor.DİYARBAKIR (DİHA) –

DİYARBAKIR (DİHA)-Diyarbakır’ın  kimisi evinin önünde, kimisi de inkar edilmesine rağmen gözaltına alınarak katledildi. Kimisi de JİTEM ve Hizbullah’ın izine rastlanan bu cinayetler ile “faili meçhul” olarak adlandırılan katliamlarla öldürüldü.
680x680nc-dyb-25-02-15-fisleme-listesi-belgeler-7
Bölgede 90’lı yıllarda yaşanan devlet şiddetinin bir parçası olan binlerce “faili meçhul” cinayetten birkaçını aydınlatacak fişleme belgeleri ortaya çıktı. Diyarbakır’ın Lice ilçe merkezinde bulunan Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı’nca tutulan bir takım istihbari belgeler ve listelere ulaşıldı. Ulaşılan sözkonusu belgeler, bölgede 90’lı yıllarda yaşanan köy yakmalardan “faili meçhul” cinayetlere kadar birçok insanlık dışı uygulamanın nasıl planlandığını ve gerçekleştirdiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı’nca hazırlanan fişleme belgelerinde, Lice’nin dışında Silvan, Bismil, Kulp, Hani, Hazro ve Kocaköy ilçelerine bağlı kimi köylerin bir bir fişlendiği anlaşılıyor. Aynı belgelerde o ilçe ve köylerde yaşayan yurttaşlar da PKK ile ilişkilendirilerek fişlendi, ardından da hedef alındı.

Ortaya çıkan listelerin deyim yerindeyse “devletin faili meçhul cinayet listesi” olduğunu kanıtlayan bulgular ise listede fişlenen 137 kişiden 13’ünün, listelerin tutulduğu 1992 yılından sonraki yıllar içerisinde kaybedilmesi ve katledilmesi oldu.

İlçelere bağlı köyler bir bir fişlendi

Ulaşılan belgelerde, her biri için ayrı bir liste tutulan 7 ilçeye bağlı köyler ve bu köylere bağlı mezralara ilişkin genel bilgiler yer veriliyor. Hangi köyün ne düzeyde PKK’ye yakın olduğunun yanı sıra PKK’lilerin hangi köyleri ve kırsal alanları kullandığına dair istihbari bilgiler de yine fişleme listelerinde yer alıyor.

Önce fişlendiler, sonra bir bir katledildiler
680x680nc-dyb-25-02-15-fisleme-listesi-belgeler-
“Dağ kadrosundan geri dönmüş”, “Örgüte yataklık yapıyor”, “Plakalı aracıyla örgüte lojistik sağlıyor”, “kuryelik”,”örgüt üyesini gömmüş”, “yaralı taşımış”, “halkı örgütlemek” şeklinde tutulan bu fişleme listesinde yer alan kişilerden 14’ü, listelerin hazırlandığı anlaşılan 1992 yılı ve sonrasında çeşitli yerlerde ve şekillerde “faili meçhul” bir şekilde kaybedilip, katledildi.

Fişlenilmeyen köy ve mezra neredeyse kalmadı

55 köyün bağlı olduğu Lice’ye dair “Lice Bölgesi” başlığıyla tutulan 3 sayfalık listede, Arıklı, Ziyaret, Duru, Gökçe, Yorulmaz, Serincek, Şaklat, Ceper, Hedik, Güldiken, Bayırlı, Ecemiş, Şenlik, Birlik, Saydamlı, Baharlar, Cavundur, Örtülü, Kıralan, Tuzla, Engin ve Abalı olmak üzere 22 köyün fişlendiği görülüyor. Bu köylere bağlı mezraların da yer aldığı listede, toplamda 73 kişi ile birlikte Çeper köyünde yaşayan Aytek ailesi bir bütünen çeşitli sıfatlarla fişlendi.

Lice ilçesine dair tutulan bu listedeki köylerden Ecemiş köyüne ilişkin olarak “tamamen yardım ve yataklık yapan bir köydür”, Baharlar köyüne ilişkin ise “Köy halkı örgüt sempatizanıdır” şeklinde notlar yer alması dikkat çekiyor. Yine diğer köylere ilişkin de “yardım, yataklık yapıyorlar”, “teröristlerin sık sık kullandığı köy” ve “sığınakların olduğu” şeklinde kullanılan ifadeler yer alıyor.

Bilgi taşıyan muhtar dahi fişlendi

Bu köylerden kimisinin muhtarları dahi fişlendi. Bu köylerden Tuzla köyü muhtarı hakkında “Muhtar devlet yanlısı olup teröristler hakkına güvenlik kuvvetlerine bilgi vermektedir” deniliyor. Benzer şekilde Hedik köyünde yaşayan Hakkı Kaya isimli bir şahıs hakkında ise “İki taraflı çalışmaktadır” notu düşülmüş.

Cenaze gömmek fişlenme sebebi

Lice’ye dair tutulan listelerde “yardım ve yataklık” gibi fişlemelerin yanı sıra Örtülü köyünde yaşayan Ali Kusun isimli bir yurttaşın da “Ölü terörist gömmüş” denilerek fişlenmesi dikkat çeken bir diğer ayrıntı.

Yine İlçeye bağlı Gökçe köyü muhtarı Mehmet Üçdağ ile Sıddık Dalbudak isimli bir yurttaş, “yardım ve yataklık” iddiasıyla fişlendi. Benzer şekilde fişlenip sonrasında öldürülen diğer kişiler gibi Üçdağ ve Dalbudak’ın gözaltına alındı, ancak kaybedilmeleri endişesi taşıyan yakınları ve köy halkının Lice Kaymakamlığı önünde toplanarak, durumu protesto etmesinin ardından her ikisi de serbest bırakılmıştı.

Lice’de fişlenen 73 kişiden 6’sı katledildi

Lice’ye dair tutulan ve tutulduktan sonra “faili belli cinayet listesi”ne dönüşen listede, çeşitli şekillerde fişlenen 73 kişiden 6’si katledildi. Listede Duru köyü Hacı Musa mezrası’nda yaşayan Mehmet Dündar, Şaklat köyünde yaşayan Mehmet Salih Çalık, Ecemiş köyünde yaşayan Enver Şimşek, Hedik köyünde yaşayan Hakkı Kaya ile Ziyaret köyünde yaşayan Zana Zuhurlu, çeşitli tarih ve yerlerde katledildi. Bu isimlerden Mehmet Salih Çalık ve Hakkı Kaya’nın hala cenazelerine ulaşılmış değil.

Babaları fişlendi çocukları katledildi

Fişleme listesinde “ölü terörist gömmüş” denilerek fişlenen bir diğer isim olan Ali Kosun ise, günlerce gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılsa da 1995 ve 1996 yıllarında çocukları Fahri ve Teyfik katledildi.

Hazro’da fişlenen 10 kişiden biri kaybedildi, biri katledildi

Tıpkı Lice gibi “Hazro Bölgesi” başlığıyla tutulan listede de Hazro ilçesi için “Kırsal alanı genellikle geçiş güzergahı olarak kullanılmaktadır” tanımlamasında bulunulup, ilçeye bağlı Çiftlibahçe ve Cumat köyleri fişlendi.

İsimlerinin yanında çeşitli koordinatların da belirtildiği her iki köyde yaşayan toplam 10 kişi “örgütün dağ kadrosuna eleman temin etmektedir” notuyla fişlendi. Yine Cumat köyünde ” ‘Kurdo’ kod adlı 30-35 yaşlarında 1.65-1.70 boylarında kır saçlı, esmer” şeklinde tarif edilerek fişlenen isimsiz bir kişiye dair, “bu kişinin önceki dönemlerde örgütsel eğitim aldığı” ifadeleri kullanılıyor.

Listede yer alan 10 kişiden Ahmet Çakıcı bir süre sonra gözaltında kaybedilirken, Nedim Balyeci isimli ise “PKK’li” denilerek öldürüldü.

Fişleyerek cinayetlerin yaşandığı bir başka ilçe Hani

Hani ilçesinde ise 14 köy aynı şekilde fişlendi. Bu köylerden Yayvan köyünde yaşayan Hilmi Gündüz isimli yurttaş ile Seren köyünde yaşayan Mustafa Ergün isimli bir yurttaşın fişlendiği görülüyor.

Silvan’da sivil halk ‘şehir komitesi’ yapıldı

Silvan ilçesine dair tutulan 2 sayfalık listenin ilk sayfasında ise “şehir komitesi” içerisinde yar aldıkları ileri sürülen 6 sivil yurttaşın isimleri yer alıyor.

İlçeye bağlı 23 köy ve bu köylerde yaşayan 29 yurttaşın fişlendiği listede yer alan Dağcılar köyüne ilişkin “Yardım ve yataklık yapar” ifadesi kullanıldı.

Yapılan işkenceler sonrası can verdi

Bu 29 kişiden 3’ü, diğer ilçelerde olduğu gibi yaşamını yitirdi. Bu 3 kişiden biri Çiğdemli köyünde yaşayan Mehmet Salih Kösek. Kardeşi Ahmet Kösek ile birlikte gözaltına alınan Mehmet Salih Kösek, maruz kaldığı işkence sonucu serbest bırakılmalarından bir müddet sonra evinde can verdi.

Faili meçhullerde Hizbullah-devlet işbirliği mi

Katledilenlerden bir diğer isim olan Ahmet Tulan ise 08 Nisan 1992 tarihinde ilçe merkezinde katledilen katledildi. Tulan cinayetinin izine daha sonra “Hizbullah Ana Davası”nda rastlandı. Hizbullah üyelerince öldürülen isimlerin arasında bulunan Tulan cinayeti, o yıllarda işlenen tüm bu cinayetlerde bir dönem görev verilerek devreye konulan Hizbullah’ın misyonunu da ortaya koyuyor.

Fişlemeler Bismil’e kadar uzandı

Belgelerin ortaya çıktığı Lice’den yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Bismil’e ilişkin fişleme listelerinde de durum çok farklı değil.

İki sayfalık listede fişlenen ilçeye bağlı 21 köy ve bu köylerde yaşayan 18 kişiye dair bilgiler yer alıyor. Listedeki bu kişilerden 3’ü daha sonra yaşamını yitirdi. Başköy köyünde yaşayan Fahrettin Kayaalp’in gözaltına alındıktan sonra cenazesine ulaşılırken, Kazancı köyünde yaşayan Abdullah Uluk de baskılar yüzünden katıldığı PKK’de yaşamını yitirdi.

Fişlenen yurttaşa bomba bağlayıp infaz ettiler

Serçeler köyünde yaşayan ve “yardım yataklık ile kuryelik yapar” şeklinde fişlenen Cavit Özalp ise Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra Bismil İlçe Jandarma Taburu’na getirilip, bir kaç gün boyunca burada sorgulandı. Daha sonra yaşadığı Serçeler köyünün girişine getirilen Özalp, burada askerlerce bedenine bomba bağlanarak katledildi.

Özalp’ın bu şekilde katledilmesinin ardından sorumlular hakkında Türkiye’deki mahkemeler tarafından “takipsizlik” kararı verilirken, ailesi davayı AİHM’e taşıdı. Uzun süre devam eden yargılamanın sonucunda AİHM, “yaşam hakkının ihlali” gerekçesiyle Türkiye’yi aileye tazminat ödemeye mahkum etti.

Kulp’ta 7 kişi fişlendi

Kulp ilçesine dair tutulan iki sayfalık listede de 22 köy ile bu köylerde yaşayan 7 yurttaş çeşitli ifadelerle fişlendi. İlçeye bağlı köylerden bazılarının tamamen fişlendiği listede, 18’inci sırada yer alan İslam köyü “köy halkı yardım ediyor” şeklinde bir ifadeyle tamamen fişlendi.

Listelerin arasındaki belgelerde askeri yetkililerin imzası var

Söz konusu fişleme listelerinin kimler tarafından tutulduğunu kanıtlayan bir diğer belge ise altında iki askeri yetkililerin imzalarının bulunduğu “Görev Sonuç Raporu” başlık bir doküman.

İçeriğinde 1992 yılına ait Lice Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı’na dair kimi askeri bilgiler, bir yıllık askeri faaliyetler ve yapılan operasyonlara dönük kimi bilgilerin yer aldığı raporda, Piyade Yüzbaşı’lar olarak H.G. ile İ.Ç. isimli askeri yetkililerin imzaları yer alıyor.

PKK’nin bu dönem “gayri nizami harp taktik ve tekniklerini uyguladığı” ve bölgedeki örgütlenmesine ilişkin detaylara yer verilen 4 sayfalık raporda, bölgede meydana gelen çatışmalara ilişkin bilançolar, kırsal alanda konumlanan PKK’lilerin kullandığı üs bölgeleri askeri koordinatlarla belirtiliyor. Raporun son sayfasında ise “Yaptığımız 1 yıllık faaliyetin neticesinde asayiş Komutanımız ve yardımcısı birçok kez timlerimize memnuniyet ve takdirlerini ifade etmişlerdir” ifadeleri mevcut.

Kürdistan’da ‘üstün’ katliamlara ödül terfi

Rapor’da imzası bulunan iki askeri yetkiliden biri olan Piyade Yüzbaşı H.G. daha sonra Albay’lık rütbesine yükselirken kendisine yine “Üstün Cesaret” ve “Feragat Madalyası” verildi. Kamuoyunun yakından bildiği “İnternet Andıcı” ile de ismi gündeme gelen H.G, Ergenekon davası kapsamında bir süre Silivri Cezaevi’nde tutuklu da kalmıştı.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here