Anasayfa Kültür-Sanat MADEN-İ SOMA ÖYKÜLERİ II PAŞA, SERSERİ, GÜNDÜZ-Kemal Sağlam

MADEN-İ SOMA ÖYKÜLERİ II PAŞA, SERSERİ, GÜNDÜZ-Kemal Sağlam

Paylaş

Uyumak için çektiği eziyetlere bir yenisini daha ekleyip, son kez yorganın tam içine doğru girmeye çalıştı.Sırtına iyice yaslanmış yastığı bir an unuttuğundan hafif bir acı hissedip hatırladı.Saat dokuz olmalıydı.Aslında bu saatlerde çoktan kalkar, etrafı şöyle bir kolaçan eder,hazır olan kahvaltıya otururdu.Son bir haftadır durum farklıydı.Bir hafta önce serseri vardiyasında sırtına bir kömür taşı düşmüş ve keskin bir jilet gibi sırtını kesmişti.O an durumu çok önemsemese de vardiya arkadaşı ve komşusu Soner’in ısrarıyla hemen acile gitmişti.Acildeki doktor her zamanki gibi onun da bir iki günlük rapor almaya geldiğini düşünmüştü.Ancak sırtını görünce durumun ciddiyetini anlamıştı.Raporu on beş günlük vermeye çalışsa da kendisinin ısrarıyla bir haftaya düşürmüştü.

Rapordabu kadar ısrarlı olmasının nedeni ise bu aylarda köyde yapacağı işlerdi. Artık toprak iyice tavalmış, çift zamanı gelmişti.Özellikle büyük oğlunun doğduğu zaman köyün altına diktiği zeytinler on üç yaşına girmişti. Bu yıl onlardan büyük verim bekliyordu.Vardiya dönüşüne denk getirip onlara iyi bir bakım yapmayı planlıyordu.Hatta ona bu işlerde Soner’de yardım edecekti. Rapor alabilirsealdığı raporların bir kısmını o zaman kullanacaktı.Alamazsa da önemli değildi.Madende çalışmanın en iyi tarafı işe gitmediğinde atılmamandı.Sadece gitmediğin günün yerine bir yevmiye daha kesiliyordu.Yani bire ikiydi.Tarla işlerinin yoğun olduğu zamanlarda böyle yaparlardı.Soner’le bunların planlarını çok önceleri defalarca yapmışlardı.Fakat bu beklenmedik olay onu biraz yatağa bağlamıştı.

Bu sonbaharda ikisi de üç gün işe gitmemiş, onun zeytin fidanlığındaki zeytinleri toplamışlardı.Her ağaçtan 2-3 litrelik yoğurt kovalarıylabirer kova zeytin olmuştu.Zeytin taneleri ağacın üstünde seyrek olduğundan iyice irileşmişti.Soner bunları görünceheyecanlı bir şekilde “İsmet abi bunlar Şam hurması gibi “demişti.Heyecanlandığında çenesine hâkim olamıyormuş gibi hareketler yapar öyle kalırdı. Çenesi kilitlenmiş zannederdiniz.Sonra dilini öne doğru uzatıp dudaklarını yalar ve öyle konuşurdu.Soner şimdi işteydi.Eğer bu kaza başına gelmemiş olsaydı, onunla beraber yine bir plan kuruyor olacaktı.

Bunları düşünürken odanın dışındaki salondan ayaklarının ucuna dikkatle basarak yürümeye çalışan eşinin, her ne kadar gürültü yapmamaya dikkat etse de tahtalardan çıkan gıcırtıların sesini duydu.Salonun tahtalarını altı ay önce değiştirmişti.Önceden daha çok ses çıkarıyorlardı. Sonra sırtının bir kez daha acıdığını hissetti.

Kaza serseri vardiyasında olmuştu.Serseri vardiyası insanı aptal gibi hissettiriyordu.Ne uykudan bir şey anlaşılıyor ne de çalışmadan bir verim alınabiliyordu. Zaten ondan dolayı adı “serseri”ydi. Gece on ikide iş başı yapılır ama işehazırlanma, servis bekleme derken saat onda yola çıkılırdı.Sabah sekizde iş biter eve gelme yine saat onu bulurdu.Bir türlü uyku gelmek bilmez tam uyumak üzereyken bu sefer gitme hazırlıkları tekrar başlardı.

Paşa vardiyası öylemiydi? Öğleden sonra dörtte iş başı yapılır,gece on ikide dönülürdü.Hangi saatte yatarsan yat dokuz ona kadar uyunduğu için uykuya kanılırdı.Kalkıp eş dost görülür,sonra rahat rahat işe gidilirdi.Tam çalışma düzenine uygundu.Hem köydeki işlerini görüyor hem de madende uyuklamadan neşe içerisinde çalışıyorlardı.Ayrıca bazı zamanlar kahveye gidip iddialı kâğıt oyunlarıoynuyordu.Kendi aralarında paşa vardiyasının esprisini de yaparlardı.Kim o vardiyada çalışıyorsa “Hadi yine iyisin, akşam iş vardı evde herhalde”deyip birbirlerine takıldıkları bile oluyordu.Gerçekten adına uygun paşa gibi bir yaşamdı.

Bunlar aklından gelip geçerken birden Soner hafızasına gelip yerleşti.Kendisinden sekiz yaş kadar küçüktü.Ona çoğu kere “İsmet Abi”diye seslenirdi.Her fırsatta evde ,işte buluşurlar sohbet edip dertleşirlerdi.Soner evleneli altı yıl olmasına rağmen çocuğu olmuyordu.Tabii bu durum köyde çoğu kere dedi kodu malzemesi oluyordu.Günün birinde Soner kendisine açılmış, o da İzmir’e gitmelerini öğütlemişti.Son üç dört aydır İzmir’e tedaviye gidiyorlardı.İlk başlarda bu durumdan mahcup olsalar da Soner de eşi Ece de onun yanında rahatlıkla konuşuyor ondan fikir alıyorlardı.Soner her zaman yaptığı gibi yine heyecanlı heyecanlı ve çenesini kilitler gibi yapıpİzmir’den tahlillerden bahsediyordu.Soner şimdi gündüz vardiyasındaydı.Gündüz vardiyası normal iş saatlerini kapsıyordu, sabah sekiz akşam dört .Bir paşa değildi yani.Sırtı böyle olmasaydıo da Soner’le madende olacakoradanburadan  konuşarak işi akıtacaklardı.

Biraz dalar gibi oldu.Odanın dışından gelen kapı sesiyle irkildi.Niye hala yatakta olduğunu düşünüp sinirlendi.Dışarı çıkıp biraz dolaşmalı dedi kendi kendine.Yapacak işi olup olmadığını kafasından geçirdi, bir şey bulamadı.Aklına uzun zamandır oğlunun okuluna uğramadığı geldi.Hem onu da okulçıkışında karşılamışolacaktı. Duvardaki saate baktı, çıkış ziline az kalmıştı.Hemen ayaklandı. Deminden beri yatakta uyuşuk  bir vaziyette  dururken böyle hızlıca toparlanması hoşuna gitti.Fakat bu hızlılıkta dikkat etmesi gereken sırtıydı. Biraz eğildiğinde ya da kollarını öne doğru uzattığında geriliyor ve diken gibi bir acı hissediyordu.

Hızlıca dışarı fırladı.Dışarı çıkarken evde eşinin olmadığını fark etti.Sonerler ’dedir diye düşündü. Bahçeye doğru inen eski taş merdivenlerden dikkatlice inip sokağa çıktı.Köyün içinde yürürken kimseyi görmek istemez bir halet-i ruhuyeye sahipti. Sadece önüne bakıp yola devam etti.Bir kaç kişi yarınki Soma pazarına hazırlık yapıyorlardı.Her Çarşamba Soma’da büyük bir  Pazar kurulur bütün Soma buraya akardı.Köylüler kapılarının önlerinde pazar için son hazırlıklarını yapıyorlardı.Kimitarlardan topladıkları otları ayıklıyor kimi yaptığı köy ekmeklerinipaketliyor,bazıları dazeytin sabunuistifliyorlardı.Onlara seslenmeden bir baş işaretiyle selamlaşıp okula doğru yöneldi.

Okulun çıkış zili henüz çalmamıştı.İçeri girmek istemediğinden kapı önünde ayakta zaman doldurmaya çalıştı.O böyle amaçsızca dikilirken ileriden okulun beden eğitimi öğretmeni –aynı zamanda oğlunun da öğretmeniydi-hızlı adımlarla çıkışa doğru geliyordu.Yanından geçerken ona doğru dönüp “Geçmiş olsun.Umarım korkulacak bir şey yoktur. “dedi.O da geçirdiği kazayı kastettiğini zannederek,iyice toparlandığını ,iyileştiğini söyledi.Fakat Hoca mahcup ve şaşkın bir şekilde yüzüne bakıp “Biraz önce duydum madende büyük bir patlama olmuş”dedi.

O sırada okulun zili çalmış ,oğlu yanına kadar gelmişti.Babasının dalgınlığına çok anlam veremese de onu gördüğü için mutluydu.

O ise öylecekaldı.Ellerinin altına birden gömleğinin düğmeleri geldi.Onlarla gelişi güzel oynamaya başladı.Az ileride duran ağacı onun yanına bırakılmış traktör römorkunu ilk defa gördü.Gökyüzüne mi baksa yere mi baksa karar veremedi.Düğmelerden birini koparacak kadar asıldı.Ama o küçücük düğmeler onadireniyordu.Buraya bak  senin güçlü tarafların var diyorlardı.Konuşmasını belki de bağırmasını istiyorlardı.Bu karmaşık duygular ilkin minicik sonra  kemire kemire  içerisinde kocaman tüneller açıyorlardı.Bakışları gittikçe dondu. Bu bakışları bu güne ait değildi, dünlerden kalmaydı.Birden dün tıraş ettiği sakalları diken diken oldu.Alnındaki ve gözünün altındaki küçük  çizgiler derinleşti.Yüzü bezgin bir şekilde yaşamak istemeyen bir hale büründü.Sırtının acısını duyamaz oldu.Şimdi, gözlerinde durmadan büyüyen gözyaşlarının içinden  sadece Soner’i görüyordu. Kemal Sağlam

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here