Anasayfa Röportaj Maurus Reinkowski :‘Türkiye halen DAİŞ’i destekliyor’

Maurus Reinkowski :‘Türkiye halen DAİŞ’i destekliyor’

Paylaş

 

İsviçre’nin önde gelen Ortadoğu uzmanlarından Maurus Reinkowski, Türkiye’nin halen DAİŞ’i desteklediğini belirterek DAİŞ’in Ankara’nın Kürt politikasını desteklemek için büyük bir savaş yürüttüğünü söyledi.

Ortadoğu ve İslam Uzmanı Prof. Maurus Reinkowski, DAİŞ’in Ortadoğu’da uygulanan yanlış politikalardan kaynaklı kendini var ettiğini ifade etti. “DAİŞ, ilişkide olduğu Türkiye ile sınır hattını korumak ve Türkiye’nin Kürt politikasını desteklemek için Kürtlere karşı büyük bir savaş yürüttü” diyen Prof. Reinkowski, Türkiye’nin de ‘dışarıya yansıtmadan’ DAİŞ’i desteklediğini vurguladı.

İsviçre Basel Üniversitesi’nde, Ortadoğu ve Akdeniz üzerine yaptığı araştırmalar ile bilinen Prof. Dr. Maurus Reinkowski, ANF’nin sorularını yanıtladı.

‘İSLAMİYET POLİTİK ÇIKARLAR GEREĞİ KULLANILIYOR’

İslamiyet, Ortadoğu ve Türkiye’de gün geçtikçe daha çok politik bir alana dönüştürülüyor ve bu bölgedeki güçler İslamiyet adı altında savaşlar yürütüyor. Esasta, İslamiyet’in siyaset ile olan bağı nedir?

İçinden geçilen dönem İslam’ın siyasi bir araç olarak kullanılması için büyük bir zemin sunuyor. Bölgede var olan siyasi bu zeminden kaynaklı İslam politik alanda iyi bir şekilde belli güçler tarafından kullanılıyor.

Süreçten kaynaklı olarak sadece İslamiyet değil diğer birçok din de,  politik bir zemine çok iyi bir şekilde sokuluyor. Örneğin Güney Asya dinlerinde olduğu gibi aşırı Hıristiyanlığın olduğu yerlerde de bu durum aynı şekilde kendisini gösteriyor. Siyaset ve dinin birbirini kullandığı tarihi bir dönemden geçiyoruz. Özellikle de bu dönemde İslamiyet bölgede yaşananlardan kaynaklı, iyi bir politik araç olarak kullanılıyor.

İslamiyet’in güncelliğini koruması ve böyle bir yapıda olmasının etkisi var, diyebiliriz.

1960 veya 1970’li yıllara baktığımızda Arap coğrafyasında ve Türkiye’de Marksizm veya ona yakın ideolojilere eğilimli kesimler vardı. Ama bu durum iyi bir şekilde denenmediği ve iyi bir şekilde işlenmediğinden kaynaklı 1970’lerden itibaren İslamiyet daha da köklü bir şekilde kendini koruyarak geliştirdi. Yaşanan bu süreçten sonra İslamiyet ideolojik bir alanda daha çok kullanılmaya başlandı.

‘İSLAMİ ÇEVRELERİN TUTUMU DAİŞ’İ GÜÇLENDİRİYOR’

Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın başına bela olan terör örgütü DAİŞ, İslamiyet‘i kullanarak katliamlara başvuruyor. DAİŞ‘in İslami bir yapıyla hareket etmesini sağlayan etkenler nelerdir ve gerçekte, İslamiyet’i temsil ediyor mu?

DAİŞ’in bu şekilde kendisini tanımlamasında İslamiyet’in insanları mobilize etmedeki gücünün çok önemli olduğunu görmek gerekir. DAİŞ bu gücü iyi bir şekilde kullanmak istedi. DAİŞ’in en önemli özelliği ise İslamiyet içerisindeki aşırı uç noktaları kendisine öncelikli olarak esas alması oldu.

Yine belli kesimlerin DAİŞ’i kendi çıkarları doğrultusunda İslamiyet’in bir savunucusu olarak görmesi de onun bu tutumunu güçlendiriyor.

Ayrıca DAİŞ ortaya koyduğu kural ve fetvaları, İslamiyet’te var olan belli noktalara dayandırarak kendisine haklılık kazandırıyor. Ama tabii ki genel anlamda DAİŞ’in ortaya koydukları İslami bir etikle bağdaşmıyor.

‘DAİŞ’E TAVIR ALMADILAR’

Bana göre DAİŞ’in İslamiyet’e dayandırarak ortaya koydukları İslam’ın bir gerçekliği değil. Ama tabii ki belli noktaları tartışılabilir. Bence DAİŞ’in var olması ve İslamiyet’i kullanması tamamen politik nedenlerden kaynaklıdır. DAİŞ bölgede var olan kaostan yararlanıp kendilerini de bölgede var olan kaosa dayayarak güç kazanabildi. Bölgede yürütülen politikalarla İslam dünyasının bir sorunu olduğunu hep görüyorduk ve DAİŞ, bunu iyi kullandı. Yine İslam dünyasının bir bütün olarak DAİŞ’i dışlamamasından kaynaklı DAİŞ kendisini yaşatabiliyor.

En önemli nokta ise ‘İslamiyet bu değildir’ diyenler çıkarları gereği DAİŞ’e karşı tavırlarını açık bir şekilde ortaya koymadılar.

İslam’ın bir bütün olarak DAİŞ üzerinden tanımlanmasını doğru bulmuyorum. DAİŞ aşırı şiddetle kendini koruyan bir örgüt. İslamiyet’in en uç noktalarını kendisine esas alarak bu girişimlerde bulunuyor.

Yıllardan beri Ortadoğu’da yaşanan kaos ortamında DAİŞ gibi çetenin var olmasını hangi etkenlersağladı? Kendi başına kurulmuş bir güç mü yoksa Ortadoğu’da belli çıkarları olan güçler tarafından kendisine verilen misyonu yerine getirmek için mi var?

DAİŞ tek bir nedenden veya kendiliğinden oluşmuş bir örgüt değildir. DAİŞ’i var eden en büyük nedenlerden birisi, Irak savaşıdır. Irak savaşının ardından yaşananlarla birlikte Irak ordusunun dağılması ve yine savaş sonrasında ortaya konan yanlış politikalar DAİŞ’in var olmasına neden olan etkenlerin başında geliyor. Irak savaşının ardından belli bir Sünni kesimin marjinalleştirilip ardından da dışlanma politikasına tabi tutulması da buna etkendir. DAİŞ’in askeri başarısındaki en büyük nedenlerden birisi de Irak ordusunun dağılması ve bu güç içerisinde bulunan elit kesimlerin bu örgüt içinde var olmaya başlaması ve kendi askeri tecrübelerini buraya taşımasıdır.

‘AMERİKA KENDİ POLİTİKASININ KURBANI OLDU’

Bahsettiğiniz yanlış politikalar nelerdi?  Amerika burada uyguladığı politikasının yanlışlığının farkında değil miydi; neden engellemedi?

Amerika’nın Irak savaşı sonrasında ortaya koyduğu politika bunun en büyük örneğidir.

Bence Amerika kendi ideolojik politikasının kurbanı oldu DAİŞ konusunda. Amerika’nın Irak’ın jeopolitik konumunu göz önünde bulundurarak burayı kendi amacına hizmet eder şekilde kullanmaya devam etmek istemesi ve Irak’ı Amerika için savaş gemilerini taşıyan bir uçak konumunda olan bir coğrafyadan ibaret gören siyaseti.

Ortaya konulan bu güç politikasının yanı sıra Saddam zamanında belli bir Şii kesimin yanına alınarak demokratikleşme politikası içine girilmesi isteği de buna bir etkendi.  Eğer gerçekten Amerika bu yöntemle Irak’ı demokratikleştirmek istediyse o zaman Irak’a hiçbir zaman saldırmaması gerekirdi. Ve burada var olan belli bir kesim elitin burnunu yere sürtmemesi gerekirdi.

Yine Esad ailesinin ’70’li yılların başından 2000’li yıllara kadar rejimi kendi himayesine alması ve bu sürede İslami bir muhalefetin oluşmasına küçük bir şans bile tanımama durumu da bu yanlış politikanın bir parçası.

2000’li yılların ardından artık Esad rejimine karşı küçük de olsa muhalefet oluştu. Oluşan bu muhalefet ile birlikte Sünni kesimler artık seslerini duyurmaya başladı. Başından beri Esad rejiminin Hizbullah ve Rusya tarafından desteklenmesi ve Suriye’de yaşananlar uluslararası boyut kazandıkça DAİŞ kendisini daha da belli etmeye başladı.

DAİŞ yine bölgede var olan Sünni ve Şii çatışmasından nemalanan bir örgüt yapısına sahip.

‘ÊZÎDÎLER DAİŞ İÇİN YOK EDİLMESİ GEREKEN BİR HALK!’

DAİŞ gibi bir gücün bölgede var olması bölgede yaşayan diğer kesimler; örneğin Aleviler, Hıristiyanlar,Êzîdîler başta olmak üzere diğer dini gruplar için ne anlama geliyor? Neden işgal ettiği her yerde öncelikle o bölgenin kültürel ve tarihi mirasını yok ediyor?

DAİŞ bölgedeki halklara yaklaşımlarını da belli bir çerçeveye göre yürütüyor. DAİŞ için Yahudiler ve Hıristiyanlar, Êzîdîler kadar tehlikeli değildir. Yahudiler ve Hıristiyanlar Ehl-i Kitap’ta tanımlanan bir konumda olduklarından DAİŞ bu iki halka karşı büyük bir katliamlara girişmedi. DAİŞ ilk etapta bu iki halkın kurulacak bir İslam devleti içerisinde yaşayabileceğini benimserken ama bu halkların yaşama hakkını kölelikle sınırladı.

DAİŞ en büyük saldırıyı Êzîdîlere karşı yaptı. Çünkü DAİŞ’e göre Êzîdîlik İslamiyet’in hiçbir boyutunda tanımlanmamış ve Êzîdîliğin İslamiyet’te kabul görmeyen bir yapısı var. Bundan kaynaklı DAİŞ bu kesime yönelik büyük bir katliama girişti.

İlginç olan taraf ise İslam içerisinde tanımlanmayan bir yapıya sahip olmalarına rağmen Êzîdîler, 1500 yıldan beridir İslam coğrafyasında süregelen bir yaşam sürdürüyor. Şimdi ise DAİŞ İslamiyet’in en uç noktalarına sığınarak şiddetle bu halkı yok etmeyi kendisine esas alıyor.

Kültürel mirasları yok etme noktasında ise iki noktadan hareket ediyorlar. Birincisi, Vahhabilikten gelen bir refleks ile kültürel mirasları yok ediyorlar yani İslamiyet’e ait olmayan her şeyi yok etme düşüncesi ile hareket ediyorlar.

İkinci olarak ise bunu bir propaganda ve provokasyon amaçlı kullanıyorlar. Batı medeniyetinin tarihi ve kültürel miraslara çok önem verdiklerini iyi bildiklerinden bunları yok ederek bir yerlere mesaj veriyorlar. Bunu yaparken de karşısındaki gücün düştüğü durum içerisinden hareketle siyasi güç kazanma peşindeler. Bir anlamda İslamiyet dışındaki halkların tarihlerini yok ederek hafızalarını da yok etmek istiyorlar.

Peki, DAİŞ şiddeti neden bu kadar ön plana çıkaran bir yapıya sahip?

İlk olarak söyleyeceğimiz nokta; DAİŞ kendisini radikal İslam’ın bir temsilcisi olarak görüyor. DAİŞ her zaman kendisini medya üzerinden var etme çabasına girdi. Batı medyasının DAİŞ’in merkezine girmemesi ve onların nasıl bir yaşam yaşadığını gösterememe durumu da buna bir etkendir. Örneğin hiçbir medya organı bugüne kadar gidip bir bütün olarak Rakka’dan veya DAİŞ’in başka merkezlerinden yayın yapmadı. DAİŞ de korku ve şiddet politikasını kendi medyası üzerinden dünyaya servis ederek propaganda yapmayı hedefliyor.

‘DEDİKLERİ VE YAPTIKLARI BİRBİRİNİ TUTMUYOR’

Bir bütün olarak düşünürsek, DAİŞ’in varlığı ve ortaya koyduğu siyaset neyi ifade ediyor?

Ortadoğu’daki düzenin ve nizamın bozulması ile oluşan bir örgüt yapısı var karşımızda. DAİŞ bozulan bu nizamı kendi vizyonuyla inşa etmeye çalışıyor. Ortadoğu’daki batılı güçlerin kirliliğini İslam’ın temiz düzeni ile yeniden inşa edeceği söylemi içerisinde. DAİŞ bir yandan bölgede kaos içerisindeki düzeni İslamiyet’in adaleti ile inşa edeceğini söylerken diğer taraftan İslam’ın en uç noktalarını kendine esas alarak vahşi bir şekilde katliamlara yöneliyor ve insanları köleleştiriyor. Bundan dolayı dedikleri ve yaptıkları birbirine uymayan adeta ‘karikatür’ gibi bir örgüt yapısına sahiptir, diyebiliriz.

‘DAİŞ TÜRKİYE İLE İLİŞKİSİNİ KORUMAK İÇİN KÜRTLERE SALDIRDI’

Neden en büyük savaşını bölgedeki Kürtlere karşı verdi?

Dikkat edersek, DAİŞ ilk olarak zayıf halkalara sahip olan bir devlet olan Irak’a yöneldi. Bağdat’ın iyi korunduğunu bildiklerinden Irak etrafından daha az korunan -Musul gibi- merkezlere yöneldiler. Askeri olarak zorlanacaklarını bildikleri için Bağdat’a yönelmediler.

Yine DAİŞ Kuzey Suriye’de ve Irak toprakları ile bağlantılı bir bölge kazanmak istiyordu. Hem Irak’ta hem de Suriye’de Kürtlere ait özerk bölgeler olsaydı ve bu bölgeler de birbirine bağlı olsaydı o zaman DAİŞ ortada kalacağını iyi biliyordu. Yani Kuzey’de Kürtler, Güney’de Irak yani Şiiler, diğer tarafında ise Suriye yani Aleviler olacaktı. Bunu kendileri için büyük bir tehdit olarak gördü.

Kürtlere saldırmalarındaki en önemli nokta ise; Türkiye ile ilişkide oldukları bir sınır hattı istiyorlar. Bu isteğe karşı en büyük tehlike de Kürtler olduğu için Kürtlere karşı büyük bir savaş içerisine girdiler. Yine Türkiye’nin bu bölgedeki Kürt politikasına destek vermek için Kürtlere karşı bir savaş yürüttü, diyebiliriz.

‘ÇIKAR İLİŞKİLERİ, DAİŞ’E DESTEĞİ ORTAYA ÇIKARMAYI ZORLAŞTIRIYOR’

DAİŞ’in özellikle başta Suudi Arabistan ve Türkiye olmak üzere birçok ülke tarafından desteklendiği söyleniyor

Bu durum tartışılır bir noktadır ama kesinlikle bunu biliyoruz ki, en azından Haliç ülkelerinden Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan’da DAİŞ’i destekleyen büyük kesimler var. Ama net bir şekilde devlet olarak bunların DAİŞ’i desteklediğini bilmiyoruz. Bu ülkelerdeki zengin kesim gibi Türkiye’deki bir kısım zengin kesimin de DAİŞ’i desteklediğini en azından ben duymadım. Ama devlet olarak Türkiye’nin DAİŞ’i ne kadar desteklediği ve bu örgüte ne kadar yardım ettiği akıllarda kalan en büyük soru. Bu büyük bir sorun. Türkiye’nin taktiksel bir şekilde çok fazla dışarıya yansıtmadan DAİŞ’e destek verdiğini söyleyebilirim. Tabii ki ülkeler arasındaki çıkar ilişkilerinden kaynaklı Türkiye’nin DAİŞ’e karşı desteğini net bir şekilde ortaya çıkarmak çok zor oluyor.

 

Yarın: Erdoğan öncülüğünde Türkiye’nin Ortadoğu politikası neydi, neden çöktü? Suriye, Rojava ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmeler

 

16 Ocak 2016 Cumartesi 07:01
ANF / BASEL – SERKAN DEMİREL

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here