Anasayfa Forum Mehmet Çiçek yazdı :ORTADOĞU’DAKİ DERİN KIRILMALAR VE KÜRTLERİN STATÜSÜ -1-

Mehmet Çiçek yazdı :ORTADOĞU’DAKİ DERİN KIRILMALAR VE KÜRTLERİN STATÜSÜ -1-

Paylaş

Tarihsel geçmişin akışı Doğu ile Batı arasındaki mücadele olarak karşımıza çıkar.Bunu;  kimi zaman Doğu- Batı kavgası, kimi zaman dinsel temalı mücadele olarak görürüz. Bu kavgada kimi zaman Batı’nın, kimi zamanda Doğu uygarlığının hâkimiyeti, tarihi bir gerçekliktir.

Mezopotamya ve Mısır uygarlığına karşı Yunan(Grek) uygarlığı, Roma uygarlığına karşı İslam  medeniyeti, İslam medeniyetine karşı batıda gelişen Hıristiyan dalgası ve ardından  sanayi devrimi, bir taraftan tarihin akışına öncülük ederken, diğer taraftan da tarih boyunca yaşanan uygarlık savaşlarına tanıklık eder.

 

kobani-son_600_400

İslam’ın ilk çıkışında tarihe bıraktığı olumlu izler, 12. yüzyıldan sonra, duraklama dönemine girmiş, İslam’ da var olan, bugünkü diyalektik mantığa denk gelen içtihat kültürü terk edilmiş, yerini statik dogmatizme bırakarak, geçmişin mirasını yemekle meşgul olmuşlardır. Özellikle 12. Yüzyıldan sonraki İslami anlayış, var olan uygarlığa katkıyapmaktan  ziyade, birer mirasyediden öteye geçememiştir.

Buna karşın, batıda gelişen Rönesans’ la birlikte, yeni keşifler, reform hareketleri, bilim ve teknik alanında önemli gelişmeler olmuştur. Dogmatik düşüncelerin yerini, özgür düşünce ve yeni sanat anlayışı almış, deney ve gözlem metotlarının kullanılmaya başlamasıyla, bir taraftan bilim ve teknolojide önemli gelişmeler sağlanırken, diğer taraftan da Reform hareketleriyle  dinin yeniden yorumlanmasına öncülük ederek tarihin akışı değişmiştir.

I.Dünya Savaşı; tarihin akışında Batı medeniyetinin Doğu medeniyetine karşı, kesin üstünlüğünün fiziki ilanıdır aynı zamanda. İngiliz ve Fransızların önderliğindeki Batı medeniyeti ‘’Bu Ortadoğu öyle bir hale gelsin ki, bir daha toparlanmasın, başıma bela olmasın.’’ zihniyetiyle, çoğu yerde sınırları paramparça etmiş, bütün Ortadoğu adeta cetvelle çizmiştir. Bunun sonucunda;

1-Çizilen bu sınırlarda yaşayan bütün halklar derin kaybetmişlerdir. Araplar bir tek halk olmasına rağmen; coğrafyası yirmi iki parçaya bölünmüş,  bölünenler arasında da bilinçli olarak mutlaka bir sorun bırakılmıştır.

2-Kürt coğrafyasının  üzerinde yaşayan halklara rağmen toprakları dört ülke arasında ganimet diye paylaşılmıştır.

3-Zihinsel ve fiziksel problemleriyle boğuşan Ortadoğu bataklığındaki  bir avuç egemenin dışında bu coğrafyada yaşayan herkes yüzyıllık bir kaybı yaşamıştır.

4- Bu coğrafyada, genelde herkesin kaybetmesine rağmen, özelde bütün dünyada olduğu gibi Milliyetçilik hastalığının Ortadoğu’da kökleşmesiyle, bu coğrafyanın en kaybedeni, Kürt coğrafyası ve Kürtler olmuştur.

5-Bu parçalanmada bir çok sorun oluşmasına rağmen, asıl problem; sürekli olarak bu sorunun tali ve görünmez kılınmasıdır. Tam tersine var olan bütün sorunlar, Kürdistan sorunu yanında tali kalınması gereken sorunlardır. Örneğin; Filistin’in bütün nüfusu 3 milyon olmasına ve  Filistin’in İsrail’i işgaline rağmen,  Filistin  halkının bir statüsü vardır. Statüsü olan Filistin’de, Filistinliler kendi anadilleriyle eğitim alırlar. Kendi bayrakları  ve özel statüleri vardır. Ama Ortadoğu’da 40 milyon Kürt yaşamasına ve ortak bir vatanları olmasına rağmen- 15 yıl öncesine kadar -ağır bedeller ödedikleri  halde hiçbir statüleri yoktu. Son 15 yılda Irak ve Suriye’ ye Emperyalist müdahalelerle birlikte, göreceli de olsa buralarda statü elde etmişlerdir. Emperyalist müdahaleler sonucu Kürtlerin bir statü elde etmeleri de ayrı bir yara ve sorundur.

6- Oluşturulan bu yapay sınırlar, Ortadoğu’da  bir zihniyet körelmesine sebep olmuştur. Uygarlıkların anayurtlarında  zihniyet körelmesi yaşaması sonucu; kendi Rönesans’ını oluşturamamış,   ve içerisindeki mevcut çoğulculuğa rağmen, ben merkezci, ötekine tahammül etmeyen, ötekini yok etme mantığını besleyen zihniyetler ortaya çıkmıştır.

Batı emperyalistlerinin Ortadoğu’ da bu sınırları çizerken Kürtleri kurban olarak seçmeleri stratejik bir tercihtir.Bu  tercihlerinin belirleyici  nedeni Ortadoğu’ da güçlü bir devlet ve yapı istememeleridir.  .

Kürt coğrafyasına baktığımızda yeraltı ve yerüstü kaynaklarının zenginliği, geniş ve zengin petrol kaynaklarına sahip olması, belki bir 30 yıl toparlanmasa da, ilerde Ortadoğu ‘da güçlü bir devlet olması ve bütün Ortadoğu’ ya geçmişte olduğu gibi, gelecekte de  liderlik yapma ve model olma ihtimali, Kürt coğrafyasının ganimet diye dört ülke tarafından paylaşılmasındaki en büyük gerekçe olmuştur.

Bugün Türkiye’nin petrol kaynaklarının % 100’ü, İran, Irak ve Suriye dünyanın en büyük petrol ihracatçıları olmasına rağmen Kürt coğrafyasında çıkmaktadır. Yine hem İran hem de Irak’taki doğalgaz kaynaklarının neredeyse tamamı  Kürdistan coğrafyasında çıkmaktadır.  Bu zengin kaynaklar Kürdistan’ın ve Kürtlerin bu katliam ve talanların yaşamasına sebep gerekçelerdir. Ortadoğuya müdahale edilirken, Kürtlerin coğrafyası geri kalanlara yem olarak verilmiş, Ortadoğu’ya kurban edilmiştir.

Kürdistan coğrafyası Ortadoğu’nun en zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğu halde , bu gün Ortadoğu’nun en yoksul,  ve en statüsüz halkı durumundadır.

Bu anlam da Kürtlerin özgürlüğü; Türklerin, Farsların, Arapların bütün Orta doğudaki halkların özgürlüğüdür. Kürt halkı özgür olmadıkça, coğrafyası ganimet gibi görülüp talan edildiği, siyasal anlamda bir statüsü olmadığı sürece, Ortadoğu coğrafyası her zaman emperyalizmin hedefi olmaktan kurtulmayacaktır. Yani Ortadoğu’nun kilidi Kürdistan’ın statüsüdür.

Kürtler kendi özgürlükleri için, Ortadoğu’daki rejimlere durmadan ortak yaşamın projelerini sunmaktadırlar. Görünen o ki Kürtlerin sundukları hiçbir proje mecbur kalınmadığı sürece kabul edilmemektedir. 19. yüzyılda Ortadoğu’da kurulan bütün devlet modelleri; etnik temelli olmasından kaynaklı olarak, Kürtlere hiçbir statü vermemişlerdir ve bu da bir yüzyıllık bir süreçte durumu daha da içselleştirmiştir. Kendilerini bu coğrafyanın sahipleri olarak da gördükleri için, Kürtlerin bu coğrafyanın sınırlarına dokunmadan, geliştirdikleri bütün çözüm talepleri, hiçbir şekilde kabul görmemektedir.

Egemen etnik ulus devlet yapılanmaları ve oluşturdukları egemen toplum zihniyeti hiçbir şekilde, Kürtlerle eşit yaşama karşılık bulmamaktadır. Bugün öyle içselleşmiş toplum modelleri oluşmuş ki; buradaki rejimler bunu istese bile, egemen etnik temelli ulus bireyleri bunu kabul etmemektedirler. Özellikle Kürt sorununu kendi içlerinde yaşayan bütün bu rejimler, maalesef kendi iç dinamikleriyle değişebilen bir anlayıştan da çok uzaktırlar. Bu coğrafyada bütün değişimler genelde dış dinamiklerin etkisiyle oluşmaktadır. Örneğin Türkiye’de son 15 yıldaki bütün değişimlerin kaynağı AB eksenli olurken, AKP’nin son 3 yıllık icraatları bu süreci tekrardan olumsuz olarak geriye çevirmiştir.

Yine Suriye’de rejime müdahale olmadan önce, Kürtlerin esamesi  okunmaz ve hiçbir statüsü yok iken, bugün müdahaleden sonra Esad rejimi, ‘’Kürtlerin demokratik haklarıyla ilgili müzakere olabilir.’’söylemini getirmiştir. Yani bu coğrafyada kim güçlüyse o haklıdır. Kimse kimseye mecbur kalmadıkça demokratik haklarını tanıma konusunda, adil olması maalesef söz konusu değildir. Yani ne kadar güçlüyseniz, o kadar da haklarınız vardır, gerisi teferruattır.

Kürdistan coğrafyasının yüzyıllık işgal ve talanı, bu halkın yaşadığı her parçada doğal bir öz savunma  geliştirmelerine ve direnmelerine sebep olmuştur. Kendi yaşadıkları her parçada mevcut sistemlere alternatif örgütlenmeler oluşturup mevcut rejimlerle sürekli çatışmaları, 100 yıllık pratikleri olmuştur. Kürtler Ortadoğu’da demokratik ve insani haklarına kavuşmadıkları sürece de direneceklerdir

Bundan dolayıdır ki Kürt halkı bugün, Ortadoğu’nun en örgütlü, en demokratik, yeniliğe ve değişime açık en seküler toplumudur. Emperyalistlerin her müdahalesinde, hangi rejime müdahale etmişlerse, oranın merkezi sistemi dağıldığı için, doğal olarak, o parçanın en inisiyatifli halkı olmuşlardır. Bir bakıma 100 yıldır enerjisi sıkıştırılmış bu toplumun, var olan merkezi sistemler dağıldığı anda, enerjisi açığa çıkmaktadır.

Irak ve  veSuriye’ ye müdahaleler bu parçalardaki Kürtlere göreceli de olsa, bir inisiyatif sağlamıştır. Ortadoğu’nun en güçlü devlet geleneğine sahip Türkiye ve İran devletleri, Kürtlerin elde ettikleri bu statüleri ellerinden geldiğince sınırlayıp gerekirse engellemeye  çalışmaktadırlar.

Bugün Ortadoğu’ya yüzyıllık bir müdahale gerçekleştirilmektedir. Bu müdahalede kim daha örgütlü ve mantıklı davranırsa belki de o anlayışınayakta kalma şansı olacaktır. Bu durumda Kürtlerin, ne yapması gerekir sorusuna gelince, devamını bir dahaki yazımıza bırakalım.

 

                                                                                                                                 Mehmet ÇİÇEK

rohat30@hotmail.com

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here