Anasayfa Forum Mehmet Çiçek yazdı : ORTADOĞUDAKİ DERİN KIRILMALAR VE KÜRTLERİN STATÜSÜ -2-

Mehmet Çiçek yazdı : ORTADOĞUDAKİ DERİN KIRILMALAR VE KÜRTLERİN STATÜSÜ -2-

Paylaş

 

Geçen yazımızda tarihsel süreç içerisinde Ortadoğu’nun genel durumunu analiz ederken günümüz koşullarının analizini yapmıştık.  Bu analizde Ortadoğu’da düşünsel olarak; ciddi zihinsel ve fiziksel sorunlar olduğunu,  bu mevcut durumda bütün Ortadoğu’nun kaybetmesine rağmen özelde Ortadoğu’nun en kaybedeninin Kürtler olduğunu, bu sorun çözülmediği sürece de Ortadoğu’nun hiçbir probleminin çözülemeyeceğini ifade ederken, ‘’ Ortadoğu’nun kilidi Kürdistan’ın statüsüdür.’’ tespitini yaparak, ‘’peki bu durumda Kürtler ne yapmalı.?’’ sorusunu sormuştuk.

Geçen yazımızda, genelde dış dinamiklerden bahsederken bugünkü yazımızın temel konusu; iç dinamiklerin sebep olduğu sonuçları ve yapılması gerekenleri tespit etmeye çalışmaktır.

Altın hilal denilen Mezopotamya, neolitik dönemin başlangıcı, yerleşik yaşama geçisin, ilk köyün ve tarımın yapıldığı, , hayvanın ilk evcilleştirildiği, tekerleğin ilk bulunduğu insan hafızasının en gelişkinleştiği, insanlık tarihinin en eşik döneminin yaşandığı coğrafyadır. Yine sanatın, bilimin, estetiğin, edebiyatın, felsefenin ortaya çıkış noktasıdır bu coğrafya.

Yukarı Mezopotamya’da yaşanan devrimi görmeden ne Sümerlerin kent uygarlığından, ne Grek uygarlığının felsefi çıkışlarından, ne de İran edebiyatından bahsedebiliriz. Bunların hepsinin çıkış ve başlangıcı noktası Altın hilalde yaratılan devrimdir. Bunların sonrasının hepsi bu uygarlığın ardılları ve tamamlayanlarıdırlar.  Bugün bu coğrafyanın, özellikle yukarı Mezopotamya’da yaşayan birçok halkın yanında, Kürtlerin buranın yaşayan en kadim halklarından biri, geçmişin de mirasçısı olduğu gerçeğini hiç kimse değiştiremez. Bu halkın değerlerini gasp edip talan edenler, aslında bütün uygarlığın değerlerini talan etmişlerdir. Ortadoğu’nun ruhu Kürdistan’ da yaratılan başlangıç değerleridir. Bu değerleri talan edip yok etmeye çalışanlar, Ortadoğu’nun ruhunu, dolayısıyla kendi ruhlarını kaybedenlerdir.

  1. Dünya savaşında Ortadoğu paylaşılırken, Kürt coğrafyasını kendi aralarında ganimet diye bölüşenlerin; bu halka yaptıkları ilk zulüm, geçmişin bütün hafızasını zihinlerinden silmek olmuştur. Dilini, tarihini, geçmişini hafızalardan silmek için; yapılmadık katliam, yapılmadık zulüm, yapılmadık asimilasyon çeşidi bırakılmamıştır. Ama bu zulümlerin en etkilisi ve tahrip edeni yaptıkları kültürel katliamlardır.

Bu kültürel katliamda hafızası silinmeye çalışılan bu halkın,  beyin fonksiyonları paramparça edilmiş, bin bir zihniyetli olumsuz ,verimsiz zihniyetler ve toplum yapısı oluşturulmuştur. Eğer kişilik üzerinde bir araştırılma yapılması gerekirse, sanırım bu coğrafya bunun için en uygun araştırma alanıdır belkide. Çünkü beyin fonksiyonları dağıtılan ve köreltilen bu toplumun, içinde milyonlarca kişilik bulmak artık çok kolaydır.

Oluşan bu sonuç,

1-Bu halkın demokratik haklarına kavuşmasına, demokratik bir zihniyetin oluşmasına, kendi kendine insiyatif geliştirmesine en büyük engel olmuştur. Kendi katil zihniyetine aşık olmuş, demokratik haklarını savunarak özgürlüğü için savaşan kendi halkının çocuklarına, düşman bir çok zihniyet türemiştir.

Bu yüzden bugün medyaya, kitle iletişim araçlarına baktığımızda ‘’ ben de Kürdüm’’ cümlesiyle başlayan, kendi katil zihniyetlerini toplumda aklayıp paklayan birçok kişilikle karşılaşırız.

2-İdeolojik saplantıların yılmaz savunucuları bu coğrafyada gelişmiş, kendi gasp edilen demokratik haklarından ziyade ‘’Dünyayı kurtaran adamlar’’ olmayı tercih etmişlerdir.

3- Dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslüman’ın veya ezilen bir halkın burnu kanasa kıyameti koparan, kendi sorunlarına yabancı, bir kısmı katil zihniyetlerine aşık olurken, gerisi de dünyayı kurtarayım derken kendini dünyaya ve Ortadoğu’ya kurban eden halk konumuna düşmüşlerdir.

Kendini kurtaramayan, kendi ayakları üzerinde duramayan bir halkın; ne kendine, ne Ortadoğu’ya, ne de dünyaya bir hayrı olmaz. O halde bu üç maddenin karşılığı bu halkın bir irade sahibi olması, içindeki bütün farklılıklara rağmen birlik olması lazımdır. Hangi sebeple olursa olsun kendi halkının çocuklarının verdiği mücadeleye karşı, mevcut rejimlerin yanında yer alanlar tarihi yanlışların sebebi olacaklardır.

Bunu söylerken; elbette ki etnik milliyetçilik hastalığına kapılınsın demiyoruz, milliyetçilik bir hastalıktır. Demokratik bütün hakları gasp edilmiş bir halkın özgürlük mücadelesine milliyetçilik damgası vurup egemen milliyetçilerle aynı kefeye kurmak, ezilen bir halkın özgürlük mücadelesini bilinçli kirletip, ket vurmak aynı zamanda faşist zihniyetlerin mücadelesine su taşımaktır.

4,5 milyonluk Filistinlilerin, 3,8 milyonluk Bosnalıların, 1,25 milyonluk Çeçenlerin özgürlük mücadelesi ne kadar meşru ise; yaklaşık 40 milyon nüfusa sahip Kürt halkının özgürlük mücadelesi de o kadar meşru, o kadar da demokratik bir haktır.  Bu demokratik hakkını kullanmak için verdiği mücadeleyi milliyetçilikle suçlamak, egemen ulus milliyetçiliğiyle aynı mantıkta ele almak, vicdansızlıktan başka bir şey değildir. Bu zihniyetin hem sağda hem de solda belirtileri olmasına rağmen, bu şekilde ele alanlar genelde egemen hâkim etnik temelli devlet modelinde ısrar eden zihniyetlerdir.  Bunun için bu halkın verdiği her türlü mücadele demokratik bir hak ve meşru bir mücadeledir.

Türkiye’deki Kürt coğrafyası en büyük parçadan ve belirleyici gücünden dolayı bu parçayı referans alırsak; daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Kürt coğrafyasında, genelde iki bakış açısı ve bir de elit sermaye grupları vardır. Bunları sıralarsak;

  • Dünyaya sol pencereden bakan, demokratik, ekolojik kadın eksenli bakış açısına sahip KSH,
  • Birçok dağınık İslami çevrelerden oluşan muhafazakâr dini grupları
  • Çıkarlarına göre hareket eden bölgenin hâkim elit sermaye grupları .(1*)

Bölgede hak ve hukuk eksenli demokratik bir ortam olmadığı için bütün siyasal Kürt gruplarının hak arayışları hiçbir şekilde hakim rejimlerce karşılık bulmamaktadır. Bunun için de Kürtler bulundukları her alanda güçlü ve birlik olmalıdırlar. Birlik olmaları da yetmiyor, bütün ötekileri kapsayan demokratik bir birlik sağlamak zorundalar.Bunun dışında başka çareleri  de yoktur.Çünkü bunu sağlamadıkları sürece asla başarılı olmaları mümkün görünmüyor. Yukarıdaki üç gruptan ekonomik elitleri saymazsak(Ekonomik çıkarlarına göre hareket ettikleri için), diğer iki anlayışın ne şekilde olursa olsun bir şekilde ortak paydada buluşmaları, Ortadoğu’ya müdahalenin olduğu bu yıllarda, tarihi bir zorunluluktur.

Bunu için, bulundukları bütün alanlarda, diplomaside, ekonomide, siyasal alanda bütün güçlerini birleştirmek zorundalar. Bunu sadece kendileri için değil, hem mevcut rejimleri demokratikleştirmek, hem de demokratik haklarını elde etmek için yapmalılar.

Türkiye ‘deki İslamcı anlayışların takındıkları olumsuz tavır, KSH’ne olan düşmanlıkları İslami bir ahlaka ve vicdana da denk gelmemektedir. Bir harekete olan ideolojik karşıtlığınız yüzünden, o halkın kendi demokratik mücadelesini başka bir yöntemle savunuyor diye, mücadelesine düşmanlık yapıp,  karalayıp engellemek sanırım bildiğim kadarıyla İslami bir ahlak da değildir. Bu bakış açısı, Kürt gençlerinin yıllarca enerjisini boşa çıkarıp egemen zihniyetlere hizmet etmesini neden olmuştur. Bundan dolayıdır ki bugünkü Ortadoğu’ya hâkim bütün İslami kesimlerin Kürt sorununa bakışları, Muhammedi bir bakış açısı değildir, saltanatçı Emevilerin saray zihniyetidir. Bir halkın mücadelesini sürekli karalayıp İslam karşıtı gibi gösterip enerjisini boşaltmak sanırım İslami bir vicdana da sığmaz.

Hatta seküler kesimin, yani KSH’nin İslamcı Muhafazakâr kesime bakış açısı son yıllarda terk edilmişse de, geçmişte İslami kesimlerin bakış açısından farklı bir durum oluşmamıştır.

Ortadoğu’daki rejimler kendilerini haklı gösterip, Kürtlerin meşru mücadelesini karalama konusunda hayli tecrübe sahibidirler. Bu rejimlerin tamamı, Kürt düşünürü Abdulmelik Fırat’ın deyimiyle ‘’Kürtler uzayda bir çadır bile kursa, bu rejimler mutlaka gidip o çadırı yıkacağım’’ anlayışına sahiptirler. Ortadoğu’daki hiçbir rejim Kürtlerin statü elde etmesini istememektedir ve statü elde etmemeleri için de bütün enerjilerini seferber etmektedirler. Dolayısıyla bazı Kürtlerin mevcut sistemleri savunmaları kendi halkının özgürlüğünü geciktirmektedir.

Bunları savunurken etnik temelli devlet modellerinden ve benzer modellerden bahsetmiyoruz elbette. Kendi özgürlüğünü savunurken, başkasının haklarını gasp eden değil; bütün halkları bir arada tutan ortak yaşam, ortak vatan, demokratik bir ülke, demokratik Ortadoğu temel referans alanıdır. Bu referans asla sınırlara mahkûm eden bir anlayış olmamalıdır.

Kürt halkının özgürlüğü, aynı zamanda bütün mevcut rejimlerin, Ortadoğu’nun demokratikleşmesi özgürleşmesi demektir. Kürtler özgür olmadıkları sürece, Ortadoğu zihniyeti, ganimet sarhoşluğundan zihniyet körelmesi yaşayacaktır. Bu zihniyet körelmesi bir taraftan kendi içindeki sorunlara boğuşurken, diğer taraftan da Emperyalizmin bu coğrafyayı talan politikasına alet olmaktan kurtulamayacaktır.

Bu atmosferde Türkiye ‘de, önümüzdeki seçimlerde siyasal bakış açısı ne olursa olsun, Kürtlerin tartışmasız iradesi olan HDP nin desteklenmesi sadece Kürtlerin farklı aktörleri için değil, bütün demokrasi güçlerinin temel hedefi olmalıdır.

 

                                                                                                                                           Mehmet ÇİÇEK

rohat30@hotmail.com

 

KAYNAK;

1*   Cuma ÇİÇEK, Ulus, Din,Sınıf, Türkiyede Kürt mütakabatının inşası)

DÜZELTME:  Birinci bölümdeki yazıda ‘’Filistin’in İsrail’i işgaline rağmen’’ cümlesi yanlış yazımlı, İsrailin Filistin işgaline rağmen olacaktı.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here