Anasayfa Forum Mehmet ÇİÇEK:SİSTEMİ GÜNCELLEYEN LİDERLER VE KÜRTLER

Mehmet ÇİÇEK:SİSTEMİ GÜNCELLEYEN LİDERLER VE KÜRTLER

Paylaş

 

Türkiye siyasal tarihinde, sistemle bağları kopan Kürtleri tekrar sistemin içine çekmede, 4 lider belirleyici olmuştur. Bu liderler Adnan menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Bunların dördü de milliyetçi muhafazakardır. Bunların ilk çıkış noktalarında dini söylem baskındır. İktidarlarını sağlama aldıktan sonra, milliyetçi ve tekçi zihniyetleri baskın hale gelerek, 1924 paradigmasını güncelleme rolleri olmuştur. Bu yazımızda Turgut ÖZAL’ı saymazsak, kalan 3 liderin iyi analiz edilmesini, Kürtlerin gelecekleri açısından önemli buluyorum.

Sistemlerin kendini güncellemesi, yenilemesi, değişime uğraması mantık olarak iyi bir şeydir. Ülkemizde sistemin kendini güncellemesi, var olan modern çağa uyarlanmasından ziyade, eskiyi korumak için güncel durumumu kendi yaşamına uyarlamak, kendini modernleşme adına eskiyi devam ettirme siyasetidir ve kanımca çok profesyonelce pratiğe dönüşmüştür.

Sistemin ideolojisi, tekçi bir zihniyete dayanmaktadır. Temel mantık; var olan bütün çoğulculuğu yok edip, egemen tekçi paradigmaya mahkum etmektir. Zaman zaman güncelliğini kaybeden bu tekçi zihniyet, zamanın ve mekanın koşullarına göre kendini sürekli güncellemektedir.

1923′ te kurulan cumhuriyet 1946 yılına kadar tek partiyle yönetilmiş, tıkanınca 1946’da çok partili döneme geçmek zorunda kalmıştır.

1950 ‘de Demokrat partiyle Adnan Menderes (Kendisi ve bütün kurmayları CHP nin eski önder kadrolarıdır.) devreye girmiş, sistem kendini güncelleyerek, bütün ötekileri sistemin içine çekme çabasına kalkışmıştır. Misyonu tamamlanınca darbeyle iktidardan uzaklaştırılmıştır. Darbeye gelen tepkileri azaltmak için, Menderes devamı Adalet partisi aracılığıyla, Süleyman DEMİREL dönemi başlamıştır.

1946’ya kadar Kürt coğrafyasının hiçbir yerinde oranın iradesini yansıtan hiçbir vekil mecliste Kürtleri temsil etmemiştir. Temsil edilme sorunu tıkanınca bu sefer 12 Eylül darbesiyle, %1o barajı devreye sokularak Kürt iradesinin meclise taşınması çok profesyonelce engellenmiştir. Örneğin; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, hayatında hiç Mardin’i görmediği halde, 3 dönem Mardin Milletvekilliği yapmıştır. Bu durum tek parti döneminde bölgenin bütün vekilleri için neredeyse aynıdır. Kürtlerle bütün iletişim kanalları tıkanınca,  temsil edilmeyen iradelerine ipotek koymak için, birçok Kürt ileri gelenlerini sistem, Adnan Menderes ve Süleyman Demirel aracılığıyla, meclise taşıma zorunluluğunu ortaya koymuştur. 60 yıl boyunca bu pratik sergilenmiştir. Bunların birkaçı;

  • 1957’ de Abdulmelik Fırat şeyh Said’in torunu olması münasebetiyle 7 yıl yaşı büyütülerek Meclise taşınması ,
  • Süleyman DEMİREL’in Adalet partisinin başına geçmesiyle Kinyas Kartal, Bucaklar, Septioğlu ve Ensarioğlu gibi Kürt ailelerini TBMM’ye taşınması,
  • Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle sistemle bağı kopan Kürtlerin sistemin içine çekilmesi operasyonu bunların başlıcalarıdır. Bu seçilen aile ve vekillerin tamamı görev aldıkları sürelerde,  KSH’nin karşısında sistemin bekçiliğini yapmışlardır.

2002 yılında iktidara gelen Recep Tayyip ERDOĞAN, yükselen KSH’ye karşı en etkili lider olarak, Kürt halkını hem sistemle uzlaştırmada, hem de sistemin tekçi zihniyetini, uzlaştığı Kürde aşılamada çok başarılı olmuştur.

Kemalist blok özellikle 1938 Dersim hareketinin sonuçlarından Tunceli(Dersim), Erzincan(Erzingan), Maraş (Gumgum), Sivas(Séwaz) gibi şehirleri sistemle uzlaştırırken,

1950 sonrasında Menderes iktidarıyla, Elazığ(el eziz-Xarpét), Antep(Dilok), Malatya (Meleti) gibi şehirler sistemin kalelerine dönüşmüştür.

Erdoğan döneminde; Urfa(Rıha), Adıyaman(Semsur), Bingöl(Çewlig) başta olmak üzere Kürt coğrafyasının tamamı sisteme yakın yerleşim yerleri konumuna gelmiştir.

Erdoğan bu anlamda, Türkiye siyasal anlayışının en etkili lideri olmuştur. Sistemin 90 yıllık tekçi zihniyetini, 13 yıllık iktidarında çok profesyonelce güncelleyerek, Kürt halkının inançları üzerinden tekrar pazarlamıştır.

2002’den sonra iktidara geldiğinde Erdoğan’ın balkon konuşmaları, ülkenin her tarafında olduğu gibi, her Kürt’ün yarasına az da olsa merhem olmuştur. Ama Erdoğan’ın 2. döneminden sonra( http://blog.radikal.com.tr/politika/akp-paradoksu-ve-2-meclis-100369), bu üslup ve söylem 180 derece dönmüştür. 1. Dönemde kullanılan çoğulcu ve demokratik üslup, yerini tekçi ve milliyetçi bir üsluba bırakmıştır.

Erdoğan bu yeni zihniyeti pazarlarken, ‘iyi polis, kötü polis’ hikayesini devreye sokmuştur. 90 yıldır Kemalistlerle yaşadığı iktidar kavgasında, Kemalistler kötü polis, kendileri iyi polis olmuştur.

Kürtlere ‘ölümü gösterip sıtmaya razı ederek’ kurtarıcı rolü üstlenmiş, Kürt coğrafyasının her alanını kendi iktidar kalesine dönüştürerek sadece kendi kalesine değil, adeta sistemin kalelerine dönüştürmüştür. Bunu Adıyaman, Urfa, Malatya, Bingöl, Antep gibi illere bakarak rahatlıkla görebiliriz.

İktidarını sağlama almak için 13 yıldır çözüm adı altında çözümsüzlüğü besleyerek, KSH(Kürt siyasal hareketi)’nin ve Kürt halkının çözüm beklentisini suistimal ederek iktidarını pekiştirmiştir. Bu pekiştirme Kürtlerin derdine derman olmadığı gibi, sadece sistemin 1924 Anayasasını güncellemiştir.

Abdulmelik Fırat’ın dediği gibi ‘dünyanın herhangi bir yerinde, uzayda bile bir Kürt çadır kursa, bu sistem ben o çadırı gidip yıkacağım’’ diyor. Artık bu çadır yıkma siyaseti çökmüştür. 7 Haziran seçimleri bunun en güzel kanıtıdır.

Rojava’da olduğu gibi, Dünyanın en alçak ve katliamcı örgütü İŞİD’in kendi sınırlarında bir yönetim, Erdoğan hükümetini rahatsız etmezken, Kürtlerin buraları İŞİD’den temizlemesi ve buralarda yönetimi devralması, 90 yılda olduğu gibi, sırf Kürt idaresi olduğu için, Erdoğan iktidarını rahatsız etmiş, Buradaki Kürtlerin iradesini ortadan kaldırmak için seferber olmuştur.

Sistemin farklı dönemlerde, bu liderlerle devreye soktuğu bu operasyonlar; Kürtlerle barışıp demokratik haklarını iade etmekten ziyade, Kürtleri sistemin içine çekip, 1924’te başlayan tekçi ve ırkçı zihniyetle, asimilasyon sürecini devam ettirme siyasetidir. Bu siyaset iflas aşamasındadır.

Kürt hareketinin 40 yıllık siyasal tecrübesi, Ortadoğu’daki gelişmeler, Rojava’daki son durum ve 7 Haziran seçimleri sistemin bütün bu operasyonlarını yerle bir etmiştir. (http://blog.radikal.com.tr/turkiye-gundemi/cozemedin-cozuldun-gecmis-olsun-kardesim-103542). Bunun detaylarını belirtilen yazımda dile getirmiştim.

Bu operasyonların son bulması, ülkemizde ortak vatanda demokratik bir yapının kurulması, bölgemizde de barışın gelmesi, acil bir ihtiyaçtır. Bunun yolu da Kürtlerin ve ötekilerin bütün demokratik haklarının tanınması ve yeni bir yaşamın inşa edilmesidir.

 

  Mehmet ÇİÇEK

rohat30@hotmail.com

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here