Anasayfa Haftanın Yazısı İşçilerin direnişi Türkiye sendikal anlayışında bir kırılma yaratacak mı? Ceyhun Güler

İşçilerin direnişi Türkiye sendikal anlayışında bir kırılma yaratacak mı? Ceyhun Güler

Paylaş
  • Metal işçileri Bursa’da bir haftadır önemli bir direniş sergiliyor. Direnişe sağlanan katılım her geçen gün artarken sayılarının 10 binleri aştığı biliniyor. Birçok farklı kesim tarafından farklı nedenleri ve tetikleyici unsurları tartışılıyor olsa da işçiler direnişlerini son derece doğal bir zeminde gerçekleştiriyorlar. Kısacası direnişin temelinde ne bir provokasyon, ne de azmettirici var. Hatta işçiler, bu anlamda muhtemel görülen birçok hedefi çoktan reddetmiş ve direnişten uzak tutmuş durumdalar. Direnişin dinamiğinde bulunan doğallığı kaybetmemek adına hiçbir siyasi örgütün, siyasi partinin ya da sendikanın mevcut durumdan nemalanmaması için son derece titiz hareket ediyorlar. Direniş alanında her türlü kontrol ve organizasyon işçiler tarafından idare ediliyor. Mücadelenin pür emek ve hak mücadelesi olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar. Örgütlü oldukları sendikadan birer birer istifa ederken, hali hazırda faaliyet gösteren herhangi bir sendikaya dahil olmayı da reddediyorlar. Yeni bir sendika kurup kurmama noktasında da henüz net bir karar vermiş değiller. Bildikleri tek şeyin talep ettikleri hakka ulaşmak ve sendikal alanda mevcut gidişata dur demek olduğunu dile getiriyorlar.

İşkolu düzeyinde toplu iş sözleşmelerinin yokluğu

İngiliz akademisyen ve yazar Richard Hyman, sendikaların çıkar temsilleriyle ilgili krizlerine gönderme yaparken; sendikaların temsil görevlerini yerine getirirken sadece işverenlerle işçiler arasında değil, çalışanların kendi aralarında da bir dengenin korunmasına dikkat edilmesi gerekildiğini belirtiyor. Bahsi geçen dengenin bozulmasında sendikalar kadar mevcut toplu sözleşme sisteminin de etkili olduğunu belirtmek gerekir. İşkolu düzeyinde toplu iş sözleşmesi imzalamanın mümkün olmadığı ülkemizde, grup toplu iş sözleşmesi aracılığı ile kısmen bu kural bozulmaktadır. İster istemez grup toplu iş sözleşmesinin yapıldığı işkollarında grup içinde yer alan işletmelerle grup dışında kalan işletmelerdeki toplu iş sözleşmeleri olması gereken denge göz ardı edilerek bağıtlanabilmektedir. Bursa’da imzalanan toplu iş sözleşmelerinde yaşanan problemler de bu doğrultuda gelişmiş ve metal işçileri arasındaki direnişin kıvılcımını oluşturmuştur. Ancak bu durum her ne kadar tetikleyici bir unsur oluştursa da metal işçisi mevcut sendikal anlayış ve sendikal işleyişe de bu paralelde ses yükseltmiştir. Birçok işçi, bundan sonraki süreçte kendi sendikasını kendi hür iradesiyle seçmek istediğini, sendikal hareket içinde işçilerin söz sahibi olması gerektiğini dile getirmiştir.

İşçilere ‘Siz rahat olun, biz hallederiz’ diyen sendikal anlayış

İşçilerle yaptığımız sohbette dile getirilen bu söylemler geçmişte yaşadığım benzer bir kaygıyı hatırlattı birden. İşçi haklarıyla ilgili 2013 yılında gerçekleştirilen ve yoğun katılım sağlanan bir emek platformunun girişinde işçi haklarına ilişkin bir sinevizyon gösterisi gerçekleştirilmişti. Sendika genel başkanları, sendika şube başkanları, sendika genel sekreterleri, sendika uzmanları, konfederasyon yöneticileri, akademisyenler…. İşçi hakları ve hak ihlalleri üzerine uzunca konuşmuşlar ve listeler sıralamışlardı. İşin üzücü tarafı bir tek işçi dahi bu sinevizyon gösterisinde yer almamıştı. O an, işçiler adına düşünen, mücadele eden, hareket eden, karar veren, kısacası “Siz rahat olun, biz hallederiz” diyen bir sendikal anlayışın varlığı beni kaygılandırmıştı. Sendikal hareketin ihtiyacının işçiler yerine düşünmek veya karar vermek değil, işçilere dokunmak ve işçileri dile getirmek olduğunu düşünmüştüm. Bursa’da metal işçisinin gerçekleştirdiği direnişi tam da bu kaygımın izdüşümünde gördüm. Metal işçisinin örgütlü olduğu sendikasına olan kızgınlığını ve diğer sendikalara karşı olan temkinli yaklaşımını kısacası kendi sorunu karşısında konuşmak ve kendi öz sağduyusu ile hareket etmek istediğini hissettim.

Sendikal hareketin bürokratikleşmesi…

Metal işçilerinin gerçekleştirdiği bu direnişi sadece metal işkolu kapsamına da sıkıştırmamak gerekmektedir.  Mevcut duruma özellikle son on yıldır işçi sınıfının köşeye sıkıştırılmış olması, bağıtlanan toplu iş sözleşmelerinin düşük ücretler üzerinden gerçekleştirilmesi, tüm işkollarında çıkar grevlerinin yapılmaması veya az sayıda yapılması, yapılan grevlerin de ertelenmesi açısından yaklaşma gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Maalesef işçi sınıfı bütün bu dinamiklerin bi(r)leşimiyle süreç içerisinde yaratılan katma değerden alması gereken payı alamamıştır. Bu neticede de bu tarz olayların bir yerde patlak vermesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Bütün bunlarla birlikte belki de tartışmamız gereken önemli konuların başında Türkiye Sendikal Hareketinin bürokratikleşmesi ve işçi sınıfına yabancılaşması gelmektedir. Unutulmamalıdır ki sendikalar, bürokratik yapılar haline gelmeleriyle birlikte işçi sınıfı mücadelesinde etkili örgütler olmaktan çıkar ve mevcut sistemin işleyişini baki kılan ve sistemin işleyişine tabi olan kurumlar haline gelirler. Sistemin işleyişine tabi olmanın da ötesinde sistemin birer bileşeni halini alırlar. Bu kapsamda Althusser’in tespiti ve tanımıyla birer ideolojik aygıt halini alan sendikalar, bir süre sonra var olma sebepleri olan işçi sınıfına yabancılaşırlar. Türkiye Sendikal Hareketi de dahil olmak üzere dünyada birçok sendikal yapı merkezi bürokratik bir hal almıştır. Konfederasyonlardan, sendikalara ve şubelerine kadar her alanda, sendika yöneticileri yüksek ücretli profesyoneller haline gelmiş, geniş yetkilerle donatılmış ve çoğu anlamda işçileri temsil edemez olmuşlardır. İşçilerle işveren arasında gerçekleşen istişare zemininde bırakın işçileri temsil görevini üstlenmeyi, kendileri ile işçiler arasında oluşturulan bürokrasi zinciri her anlamda aşılmaz bir hal almıştır. Kısacası sendikalar, işçilerin temsil haklarını bir lidere bıraktıkları bürokratik yapılar haline gelmişlerdir. Bütün bu değerlendirmeler doğrulusunda bir temsil krizi içine girmişlerdir. Bu durum ise işçilerin sendikalarından istifa etmelerine, özgün direnişler göstermelerine neden olmuştur/olmaktadır.

Direniş en çok neye karşı?

Metal işçilerinin Bursa’da sergiledikleri iradeyi de yukarıda dile getirilen sorun ve durumlardan ayrı düşünmemek gerekmektedir. Metal işçisinin mevcut direnişi tam olarak olmasa da büyük oranda sendikal anlayış ve işleyişe karşı şekillenmiştir. İşçiler, doğru ya da yanlış kendileri adına hareket eden, karar veren ve uygulayan anlayışı özellikle yanlış uygulamalar ve politikalar neticesinde reddetmişlerdir. Gerçekleştirdikleri direnişle, sendikanın iradesinin işçileri değil, işçilerin iradesinin sendikaları yönlendirmesi gerektiğini dile getirmişlerdir. Bu doğrultuda da en azından şimdilik pür olarak emek mücadelesine dikkat kesildiklerini ve hiçbir farklı dış faktörün bu doğal mücadeleyi yıpratmaması gerektiğini vurgulamışlardır. Bundan sonraki süreçte işveren ve kendileri arasında gerçekleşecek herhangi bir istişari durumda ortaya çıkacak olan kararların kendi kararlarıymış gibi benimsenebilmesi gerektiğini ve sendikal hareket içinde bu durumun sağlanacağı bir zemin oluşturulmasının önemini öne çıkarmışlardır. Kısacası metal işçisi sınıf bilinci temelinde kolektif mücadelesini elbirliğiyle ve öz yönetimiyle gerçekleştirmek istemiştir. Hiçbir sendikal anlayış ya da aktörün tikel iradesi altına girmek istemediklerinin ve hiçbir unsurun bu hakkı kendisinde görmemesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kısacası işçiler, Türkiye’de yerleştirilmesi ve yeşertilmesi gereken sendikal demokrasinin tanımını doğal bir yolla ortaya koymuşlardır. Sendikal temsilin sadece kendilerini temsil edecek olan sendika yöneticilerinin belirlenmesinden ibaret olmadığına ve sendikacılığın sadece seçilmiş bu temsili yöneticiler tarafından yapılan bir şey olmadığına dikkat çekmişlerdir. Yöneticiler haricinde bütün işçilerin ellerini istişare ve karar alma süreçlerinden çekme eğilimini reddetmişlerdir. İşveren karşısında kendilerini sadece kimin temsil ettiğini değil, aynı zamanda nasıl temsil ettiğini de sorgulayabileceklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Her şeyin ötesinde sınıf bilinciyle ve örgütlü bir şekilde mücadele verildiği takdirde kendi öz iradelerinin sendikal hareketi de şekillendireceğini göstermişlerdir.

Direniş modeli diğer işkollarına yayılabilir

Direniş her ne kadar şu anda metal işkolunda ve Bursa özelinde kendisini bulmuş olsa da Türkiye’de sendikal hareketin zaafı bütün illerde ve tüm işkollarında mevcuttur. Bursa’daki metal işçileri doğal bir süreç içerisinde kendi öz iradelerinin sendikal işleyişi şekillendirebileceğini keşfetmişlerdir. Temennimiz tüm sendikal yapıların bu süreçten gerekli dersleri çıkararak kendi işleyişlerini işçilerin bu talepleri doğrultusunda düzenlemeleridir. İşçilerin konuştuğu, mücadele ettiği, karar alma süreçlerine fiilen katıldığı yapılar haline gelmeleridir. Aksi halde işçi sınıfının doğal bir süreç paralelinde geliştirmiş olduğu mevcut direniş modelinin farklı işkollarında ve farklı illerde de yaşanması ihtimal dahilindedir. Her ne kadar bu durum işçiler üzerindeki sınıf bilincini olumlu yönde etkileyecek olsa da uzun vadede ve doğru yönlendirilmediği takdirde hem işçiler, hem de sendikal hareket açısından yıpratıcı etkiye sahip olabilecektir. Bu nedenle sendikalar üstlenmeleri gereken görevi sahiplenerek ne işçileri, ne de sendikal hareketi bu şekilde bir riskle karşı karşıya bırakmalıdırlar .t24

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here