Anasayfa Röportaj Naci Sönmez :Trabzon’da ki son nefret kalkışmasının anlattıkları!

Naci Sönmez :Trabzon’da ki son nefret kalkışmasının anlattıkları!

Paylaş

 

Türkiye tarihsel olarak çok kritik bir politik eşikte. Ancak Karadeniz coğrafyası, uzun yılların biriktirmiş olduğu ve şimdi daha fazla açığa çıkan bir sorunun dışa vurumunun yaşanacağını göstermektedir.

Cumhuriyet tarihi boyunca ne kadar halının altına süpürülmüş sorunumuz varsa, bunun tarihsel mazisinde, Karadeniz bölgesinde izlerini buluruz. O coğrafyada geçmişte yaşamış halklardan eser kalmamıştır. Kalanlarda bir şekilde benzetilmiş ve asimile edilmişlerdir.

Karadeniz’in her bir köşesinde, Rumlardan ve Ermenilerden bir iz bulmanız mümkündür. Bulduğunuz her bir iz sizi yaşanmış acılara, toprağından edilmiş insanların hikayelerine götürür. Savaşların, katliamların, ayrılıkların yaşandığı bu coğrafyada, şimdilerde de farklı halkların, kimliklerin birlikte yarattığı güzelim bir mozaği görürsünüz. Lazlar, Hemşinliler, Gürcüler, Çerkezler, Türkler Karadeniz’in yeni zenginliği olarak ve geçmişten kaynaklı acıların gölgesinde yeni bir yaşamı sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Yine bu topraklarda, solunda bugünlerde onur duyarak anlattığı allı şanlı bir tarihsel geçmişi vardır. Türkiye’nin en önemli kitlesel devrimci hareketleri bu topraklarda, kendilerine çok geniş bir alan açabilmişler, önemli mücadele ve deneyimleri bu topraklarda varedebilmişlerdir. Türkiye İşçi Partisi’ nden, kitlesel köylü mitinglerine, Devrimci Yol’dan, Kurtuluşa kadar, Fındıkta, Çayda sömürüye Son mitinglerinden, Söz, Yetki, Karar, İktidar halka diyen Fatsa’ya kadar, bir çok siyasal ve toplumsal gelişkinlik düzeyi bu bölgenin tarihsel hafızasına kayıt edilmiştir.

Karadeniz’in geçmiş devrimci mücadele tarihi, Karadenizlilerin, eşitlik, adalet mücadelesinde, sömürüye, zulme başkaldırılarını, halkların bir arada ve barış içinde yaşam sürmelerinin güzelliği içinde gerçekleştirmek istemelerinin hikayesi içinde anlam bulmuştur. Bu mücadelede onlarca genç hayatını kaybetmiş, onlarcası, binlercesi 12 Eylül askeri faşist darbesinin zulmüne uğramış, işkence görmüş politik olarak bedel ödemiştir.

Şimdi bir Karadenizli ve Fatsa gibi bir deneyin dersleri ile yaşamış biri olarak, Karadenizi ve doğup büyümüş olduğum, yıllarımı geçirmiş olduğum bölgemi tanımakta, anlamakta güçlük çekiyorum. Geçtiğimiz yerel seçimlerde, kendi İlimde Ordu’da, Ertuğrul Kürkçü ve Saruhan Oluç ile birlikte uğradığımız saldırıyı ve o saldırıyı tetikleyen ırkçı, şoven dalgayı anlamakta zorlanıyorum. Aslında bir Karadenizli olarak kabullenemiyorum demek daha anlamlı olacaktır.

Şimdide, HDP il örgütünü Trabzon’a açtırmayız söylemi üzerinden yüzlerce insanın gösteri yapmasını ve büyük bir nefret söylemi içinde harekete geçmelerinide üzüntüyle karşılamaktayım. HDP İl Örgütünün oluşumunda bulunan bir kadın siyasetçinin çalıştığı Dersanedeki işine anında son verilmiş olmasını, Üniversitede okuyan Kürt öğrencilerin can güvenliği bulunmadığı için okullarına gidemiyor olmalarını büyük bir ızdırap içinde kınadığımı ifade etmek isterim.

Bu coğrafyada uzun yıllar mücadele etmiş solcu, demokrat ve devrimcilerin bu siyasal utanç karşısında vicdanlarının suskunlaştığını gördükçe, bu üzüntü ve ızdırabım dahada çekilmez bir hal almaktadır. Bugün HDP etrafında gerçekleştirilmeye çalışılan bir arada ve barış içerisinde yaşam kurma iddiasına mesafe konuluyor olunmasının, bu gelişmelere cesaret vermiş olduğunu görmeden nasıl siyaset yapabilir ve vicdanlarımızı rahatlatabiliriz bilmiyorum.

Hepimiz önemli bir sınavdan geçiyoruz. Bugün Karadeniz’deki bu yozlaştırılmış ve ırkçı, şoven hegomanyaya teslim olmuş siyasal iklimi değiştirmeden, bu dalgayı geriletmeden, hiç birimize özgür ve demokratik bir gelecek olamayacağını anlamak ve bunun gereğini yapmak zorundayız. Bu tekçi, milliyetçi şoven zemin etkisiz kılınmadan, solun demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yol alması ve geçmiş geleneğine yakışır bir mücadele ve gelecek kurması mümkün değildir.

Daha doğrusu Karadeniz başaramazsa, Türkiye’nin başarması mümkün değildir. Karadeniz olmadan Türkiye olmaz, Karadeniz başarmadan, barış ve kardeşlik mümkün değildir. HDP açısından da, politik iddialarının başarılı olması, Karadenizde açığa çıkan bu nefret ve düşmanlığın marjinalleştirilmesi sağlanmadan mümkün değildir.

Bu nedenledir ki, 2015 seçimlerinde HDP siyaseten Karadenize söz kuramazsa, Karadenizlilerin vicdanında kendisine alan açamazsa, bir başarı hikayesi yazılması ve yaşanması mümkün değildir. Bütün bu saldırılara ve nefret kalkışmalarına rağmen, inatla, ancak sağduyu içinde Karadenizde seçimlere dahil olmak, politik olarak iddialarımızı taşımak, bunun için gerekli çalışmaları yapmak önemlidir.

Karadenizlilere seslenmeyi, sadece Karadenizdeki yerel çalışmalara bırakmadan, merkezi açıdanda güçlü bir seslenişi gerçekleştirmek ve Karadeniz toplumunun gündemine girmek önemlidir. Barışın ve kardeşliğin, Karadeniz halkının iradesi ile mümkün olabileceğini ve Karadeniz insanının bu süreçte rol alması gerektiğini anlatan bir seçim siyasetini, ancak HDP gibi yeni bir yaşam iddia eden parti tarafından yapılabileceğini görmek gerekir.

Karadenizde HDP’nin bileşeni olan bütün partiler, bu sorumlulukla hareket etmeli ve Karadenizin geçmiş tarihsel sürecindeki devrimci mücadelenin kazanımlarıyla bugünkü mücadele sürecini buluşturmalılar. Karadenizden barışa el vermenin kıymetini, değerini yerel çalışmalarla anlatmak kadar, Karadenize barış, kardeşlik ve sevgi mesajları göndermek ve metropollerde ana akım siyasetten doğru, Karadenizi siyaseten beslemek dönemsel olarak öne çıkarılmalıdır diye düşünüyorum.

Daha özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojik ve demokratik bir gelecek için, Karadeniz’deki bu nefret kalkışmalarına kalkan olarak ve o coğrafyada büyük bedeller ödeyerek, bütün güçsüzlüğüne ve zorluklarına rağmen mücadele eden arkadşlarımızı selamlıyorum. İyiki varlar, iyiki tüm zorluklara rağmen tarihe not düşmekteler.

Bu ülkede birgün barış ve kardeşlik kazanacaksa, Karadenizde bugün bu mücadeleyi büyük güçlüklere rağmen sürdürmeye çalışan insanlar sayesinde olacaktır. 2015 seçimleri bu açıdanda tarihsel bir öneme sahiptir.

Başarmaktan başka şansımız olmadığını bilerek ve başaracağımıza inanarak bu dönemi aşacağız.

Paylaş

1 Yorum

  1. Of’lu bir iş arkadaşım var. Gerçek bir Sünni, muhafazakar ama entel ve gırgır bir tip. Tam bir Of’lu hoca tiplemesi. Sıkı bir hemşerici, tam bir Trabzon aşığı ve fanatiğidir. Rum bir geçmişi olduğunu ima eder, kendisiyle dalga geçer, kendi köyü dahil, pek çok yerleşim yerinin ve yer (dağ, dere, tepe…vs) isimlerinin eski Rumca karşılıklarını bilir. Of’luların neden bu kadar yobaz olduğunu sorduğumda, yobazlığın da kendilerine Rumlardan miras kaldığını, ve Of’un eskiden önemli bir patrikhane merkezi olduğunu söyler. Hrant’ın öldürüldüğü günün ertesi, buz gibi bir suratla işe gittim ve kendisine soğuk davrandım. Ne bu tavır, çıkar ağzındaki baklayı dedi. Dedim: “ula sizin uşaklar ne bok yedi böyle, nasıl kıydılar Hrant’a?” Dedi: “oooof Güneş kardeş. Eskiden Trabzon’da … tiyatro, … müze, hatta … opera vardı. (sayılar şimdi aklımda değil) . Tatil günlerinde beyler ve hanımlar en şık giysileriyle sahilde piyasa yaparlar, restoranlarda Rakı içerlerdi. Sonra, bir haller oldu millete, hayvanlaştılar. Bu günün Trabzonluluğu, hamsi festivallerinde hayvan gibi tıkınmak ve İsmail Türüt havalarıyla horon tepmekten ibaret. Ne beklenir böyle bir yapıdan?” Kendisini de epey üzgün ve mahcup gördüm ve daha üstüne gitmedim. Bu arkadaşım, burjuva kodlarıyla düşünür, konuşur. Medeniyet algısı bu. Ama haksız sayılmaz bence. Ben, Karadeniz’in biraz daha avam tabakasını bilirdim. 80 öncesinde DevYol ve Kurtuluşçu epey bir arkadaşımı köylerinde ziyaret edip evlerine konuk oldum. Demokrat, bilge, (NAZIMIN ANLATTIĞI ANLAMDA BİLGE: Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan. Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhad’dır. Kerem’dir ve Keloğlan’dır….) mizah duygusu gelişmiş, hoşgörülü, geveze (konuşmayı şehvetle seven…) insanlarla sohbetten çok keyif aldım. Geldik bu güne. Yazık, demek durumlar böyle. Şaşırmadım, çünkü bu dramatik değişimi zaten takip etmiştim. Karadenizin önemi ve Türkiye geneline etkisi konusunda söylediklerinize %100 katılıyorum. Karadeniz bölgesinin kendi iç siyasi dengeleri bir yana, ata topraklarıyla ve hemşehrileriyle sıkı bir ilişki içinde bulunan kalabalık gurbetçilerin nasıl kazanılacağı da ayrı bir sorun. Aynı sorun, yarısından fazlası merkez (Türkiye özelinde aslında Faşist ve gerici) sağa oy veren Kürtler açısından da bir problem. Size ve HDP’li dostlara bu zorlu mücadelede başarılar diliyorum. Saygılar…

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here