Anasayfa Haber Naci Sönmez’in DTK kongresi izlenimleri

Naci Sönmez’in DTK kongresi izlenimleri

Paylaş

 

Hafta sonu (26-27 Aralık/2015)Demokratik Toplum Kongresinin Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulunun davetlisi olarak Diyarbakır’daydık.  Dolayısıyla, hem DTK Kongresinden çıkan Özerklik konusu etrafındaki tartışmaları detaylı bir şekilde öğrenmiş olduk, hem de Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaşananları Diyarbakırlılar nasıl karşılıyor gözlemleme şansına sahip olduk.

En son söylenmesi beklenen konularda düşüncelerimi baştan söylemeyi tercih ediyorum. Kürt siyaseti HDP’nin kurulduğu süreçten ve 7 Haziran seçimlerinden önceki yönelimlerinden farklı ve yeni bir siyasi yola girmiş olduğunu, bu DTK kongresinde açıktan ilan etmiş oldu.

Bir önceki dönemde, müzakerelerin ve çözüm için çabaların sürdürüldüğü, 3 yıllık süreçteki Türkiye merkezli siyasetinden, daha bölge merkezli ve Kürt meselesinin önceliklerinin altını çizen bir aşamaya geçilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kürtlerin statü meselesi dahil, bir çok demokratik açılımların olabilmesini, Türkiye’nin demokratikleşmesi yoluyla gerçekleşebileceğini ve HDP’nin de bu anlamda politik rol alması için stratejik adımlar atan Kürt siyaseti, yeni yol haritasını 7 Haziran sonrası yaşananların ve bölgede başlayan Öz Yönetim İlanları ve bu öz yönetim alanlarını savunma temelinde başlayan şehir çatışmalarının (hendekler ve barikatlar) sonuçları üzerinden yeniden oluşturduğunu deklere etmiş oldu..

Bu özü itibarıyla yeni olmayan, 2007’de aslında belirlenmiş olan demokratik özerklik açılımını, şimdi Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından odaklanması gereken ve öncelikli görülmesi gereken yeni siyasi yol haritası olarak belirlemiş durumdalar. Daha öncesinde, Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alarak Kürt sorununda çözüm arayan Kürt siyaseti açısından, gelinen bu aşamada ve AKP’nin yaşananları yok sayması üzerine, Kürtler özgürleşmeden, kendi kendini yönetme konusunda kazanım elde etmeden, Türkiye’nin demokratikleşmesinin mümkün olunamayacağının altının çizilmiş olduğu bir kongreye katılmış olduk.

Kürt siyasetinin bu kararını bizler, batıdan bu toplantıya davet edilmiş olan siyasi yapılar desteklediğimizi, kendi kaderleri ile karar vermelerine saygı duyduğumuzu ifade ettik. Bağımsız devlet olma fikri dahil, Kürtlerin nasıl yaşamak istediklerine dair karar ancak Kürtlerin kendilerinin verebileceği bir karar olabilir demiş olduk.

Burada ki kritik mesele, bu duruma nasıl gelindiği ve şimdi ne olacağıdır. Diyarbakır’da ki temaslarımızda, Diyarbakır’ın merkezinde olan ve Diyarbakır’ın adeta kalbi durumunda olan Sur’da yaşananlarla ilgili olarak, yine Diyarbakırlılar tarafından ifade edilenlerin bir şeyler anlattığını görmüş olduk.

Bölge halkı uzun yıllardır süren savaştan, çatışmadan oldukça yorulmuş durumda. Çözüm ve müzakere sürecinde ki 3 yıl içerisinde nefes almış olan halkın bu yeni durum karşısındaki ruh halini bir şok olarak tanımlamak mümkün. Kısmen normalleşmenin sağlandığı dönemde bölgede turizmdeki canlanma başta olmak üzere, sosyal ve ekonomik yaşama yansıyan olumlulukların bir çırpıda yok edilmesiyle karşılaşan insanların, büyük bir travma içinde olduğunu söylemek mümkündür.

Sur Diyarbakır’ın kalbi demiştim. Şimdi Sur’da bütün otellerin kapısına kilit vurulmuş durumda, bütün işyerleri kapalı ve ne olacağının belirsiz olduğu bu süreçte insanlar çok endişeli. Elbette, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hükümete kırgın ve kızgınlar. Ama olan bitenden, ne zaman ve nasıl sonlanacağı belirsiz olan bu şehirdeki çatışmalarla ilgili olarak da çok kaygılılar.

 

Sur’un içi tamamen insansız hale gelmiş durumda. İlçe tamamen savaşanların yaşam sürdüğü bir alan haline gelmiş durumda. Şehrin merkezindeki bir ilçe bu halde olunca, kentin diğer alanlarının da normal olmasını beklemek mümkün olmuyor. Akşam olunca belli bir saatten sonra herkesin evlerine çekildiği bir büyükşehirden bahsediyorum. Hayat Diyarbakır için oldukça zorlaşmış durumda.

Kendi ülkesinin toprağında, normal polis araçlarıyla gezemeyen, sıradan devriyeyi bile zırhlı araçlarla yapan devletle yüzleşmiş olduk. Halkı koruyan değil, halktan kendisini bu zırhlı araçlarla korumaya çalışan bir devlet, kente indiğiniz anda görüş alanınıza girmekte. Kısacası bu durumun her iki taraf açısından da sürdürülebilir yanı olmadığını söyleyebilirim.

Bu açıdan düşünüldüğünde,DTK’nın yapmış olduğu toplantının ve üretmiş olduğu kararın, bölgede yaşananları Hendeklerden ve barikatlardan uzaklaştırmak, siyaset alanına taşımak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Halkın, sorunun demokratik yollardan çözümüne ilişkin beklentisi de böylesi bir siyasal pozisyonu zorunlu kılmakta. Diğer yandan da devletin yaklaşımında ki yok sayma ve imha etme siyaseti karşısında, direniş gösterilen alanlarda ki kavganında yenilgi ile sonuçlanması bölgede istenmeyen bir durum.

Elbette, birkaç ay öncesini düşündüğümüz de, işin buraya gelmiş olmasının, Türkiye’de ki demokrasi mücadelesi açısından daha zor bir döneme girilmiş olduğunu göstermektedir. 7 Haziran öncesi, toplumdaki iyimserliği ve yakalanmış olan umudu hatırlayacak olursak, içine girdiğimiz sürecin hepimizi derinden etkileyen ve umutları zayıflatan bir gerçekle karşı karşıya kaldığımızın altını çizmek isterim.

DTK tarafından açıklanan çözüm deklarasyonunda ki, demokratik özerklik iradesini, Kürtlerin nasıl yaşamak istediklerine dair siyasal taleplerini, Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen hiç kimsenin olumsuz karşılaması mümkün değildir. Esasen bugün DTK’nın deklarasyonunda ifadesini bulan talepler, Avrupa’nın gelişkin demokrasilerinde zaten yaşanmakta olan uygulamalardır.

Ortadoğu’da ki ve bilumum benzer coğrafyalarda ki diktatörlük rejimleri ve ulus devletler hariç, hiçbir yerde ülkemizdeki kadar merkezi otoriteyi yücelten ve yerelleşmeyi kontrol eden demokrasi kalmamış gibidir. Birçok gelişmiş ülkelerde ya kantonlar, yada federal yapılar eliyle, yerinden ve özerk yönetimler inşa edileli çok olmuştur. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı diye Türkiye’de çok konuşulan ve üzerinde şerhimizin olduğu belgede de, bu konuda ki uluslararası konsensüsü görmek mümkündür.

Aslında Kürt siyaseti tarafından bugün önerilmekte olan şeyin kendisi, ilk kez Kürtler tarafından dillendirilmiş bir şey değildir. Bugün iktidar bunu Kürtlerin bölünme isteği olarak topluma anlatmaya çalışarak, politik birhegomanyı hedeflemektedir. Aslında Kürt siyaseti gelinen bu aşamada yine bir arada yaşamı esas alan, kurallara ve hukuka bağlanmış bir birlikte yaşam projesini Türkiye’nin batısına teklif etmektedirler.

Şimdi konuşulması gereken bu teklif karşısında, kimin ne dediğinin anlaşıldığı, müzakere edildiği ya da bu teklif karşısında varsa başka tekliflerin konuşulduğu bir ortamın sağlanmasıdır. Örneğin İktidar çevresi, Kürt siyasetinden daha önce Başkanlık sitemini önermiştir. Şimdi önemli olan, tüm bunları tartışabilecek miyiz? Bu tartışmayı yapabilecek normal bir siyasi ortama girebilecek miyiz?

Devletin tankıyla topuyla, her türlü silahlı gücü kullanarak, ülkenin bir bölgesinde kendi halkıyla karşı karşıya gelmiş olması sonrasında, elbette bunun mümkün olabileceğini zannetmiyorum. 7 Haziran seçim sonuçları sonrasında hukuksuz ve kural tanımadan, ortaya çıkan sonucu tanımayan ve türlü planlar yaparak yeni bir sonuç üretmeyi tercih eden ve bu amaca ulaşabilmek için ülkeyi yangın yerine çeviren bir iktidarın, böylesi normal bir tartışmaya tahammülü olacağını da sanmıyorum.

Yine Kürt siyasetinin, sokaklarda açılmış olan Hendekleri, kurulmuş olan barikatları değil, siyasi zemini güçlendirecek adımlar atılmasına vesile olacak bir irade ortaya koymadan da, bu stratejisini Türkiye’nin batısına da, kendi coğrafyasındaki halkına da güçlü bir şekilde anlatmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

DTK’nın sonuç metnindeki taleplere, nasıl yaşamak istediğine dair ortaya koymuş olduğu iradeye destek vermekle birlikte, sonuç metninde barışa atıfta bulunulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Demokratik Özerklik gibi, yerinden ve yerelden demokrasi savunusunun, çatışmalarla, savaşla yıpratılmaması gerektiğini düşünüyor, bu konuda Kürt siyaset yapılarının demokratik siyasete ve barış siyasetine güçlü göndermeler yapmasının daha akılcı bir yol olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu benzer açmazlara, hala tartışma gerektiren yanlarına rağmen, Demokratik Özerklik meselesinin önümüzdeki süreçte tartışma zeminimiz olacağını öngörüyorum. Hükümetin Başkanlık rejimi önerisinin karşısında, tek adama ve bir elitin diktatörlüğüne karşı, yerinden, yerelden ve merkezin değil yerelin güçlü kılındığı, bir yönetim anlayışının tartışılmasına olanak yaratan bir süreç olarak, bu meseleyi şansa çevirmek mümkündür.

Bu sürecin istediğimiz ölçüde tartışma ve sonuç üretmesi için, silahların susması, müzakereye dayalı bir sürecin yeniden planlanma umudunun yeşermesi çok önemli. İktidarın bu konuda esnemeyeceğini görerek, iktidarı buna zorlayacak ve toplumu ikna ederek, iktidarın mevcut saldırı ve bölgeyi kuşatma siyasetini sürdüremez hale getirecek siyaset geliştirmek, başta Kürt siyaseti olmak üzere, bütün demokrasi güçlerinin temel görevidir.

Uzun yıllardır şiddet sarmalında yaşamış ve oldukça yorgun düşmüş olan ülkemizin, yeniden başlayan çatışmaların ve ölümlerin arasında, bu çok kıymetli olan ve Kürt siyaseti tarafından yerel demokrasi inşa etme tekliflerini, sağlıklı tartışması ve bir uzlaşma arayışına girmesi mümkün değildir.

Geçtiğimiz süreçte, savaşan taraflar arasında süren diyalog ve müzakere çabalarının özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 7 Haziran genel seçimlerinde, halklarımızın arasındaki müzakereye evrilmiş olduğu bir süreci yaşadık. Toplum birbiriyle konuştuğunda siyaset alanının nasıl yumuşamış olduğunu ve barış siyasetinin, demokratik siyaset arayışının, büyük bir alıcısı olduğunu da birlikte yaşayarak görmüş olduk.

Şu anda toplumda yaşanan travmanın ve bu travmaya bağlı olarak yaşanan bu büyük sessizliğin nedeni esas olarak, yakalanmış olan şansın kaçırılmış olması, büyük umutlarla karşılanmış olan barışın kazanılacağına olan inancın yitirilmiş olması ve demokratik siyaset ortamının, olanağının heba edilmiş olmasıdır.

Son 3 yıl içerisinde ki kısmen normalleşmeye bağlı olarak, toplumun içine girmiş olduğu iyimserliği ve bu döneme dair beklentilerinde ki desteğini görmeden yeni bir siyaset kurulması mümkün değildir. En güzel fikirlerin ve tekliflerin gerçekleşme şansı, yine en geniş toplumsal mutabakatı ve uzlaşma zeminini yaratmakla olabilir.

Tüm bu açılardan bakıldığında DTK kongresi çok şey anlatmakta, bir o kadar da zorlu ve aşılmasının önünde büyük engellerin olduğu bir sürece bizi davet etmektedir. Araya mesafe koyarak değil, aksine tartışmanın kendisine dahil olarak ve ısrarla Türkiye toplumuna barış ve demokratik siyasetin diliyle seslenerek rol alınması gereken bir eşikteyiz diye düşünüyorum.

Hayal kırıklıklarının ve umudun bir arada yaşandığı, iç içe geçmiş olduğu bu eşikte, özellikle, barış ve demokrasi eksenli, şiddeti toplumsal yaşamdan dışarıya davet eden bir politik mücadeleye ihtiyacımız olduğunun altını çizerek burada nokta koymak istiyorum.

Naci Sönmez

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here