Anasayfa Köşe Yazıları Naci Sönmez:Seçim sonuçlarının işaret ettiği HDP !

Naci Sönmez:Seçim sonuçlarının işaret ettiği HDP !

Paylaş

 

Cumhuriyet tarihinin en kritik ve önemli politik sonuçlar üretmiş olan bir seçimini geride bıraktık. Herkesin kendi durduğu yerden, farklı anlam ve sonuçlar ürettiği bu seçimlerin, esas olarak toplum açısından ne ifade ettiğini anlamak en doğrusu olacaktır.

Bu seçimi kritik kılan ve çok önemli sonuçların çıkacağı beklentisini toplumda pekiştiren şeyin esas olarak, değişim ve dönüşümün Türkiye için zorunlu hale gelmiş olmasıydı. Her düzeyde değişim artık kaçınılmaz ve ertelenemez bir gerçeklik olarak açığa vurmuş durumdaydı.

Mevcut kurulu düzen açısından, artık eskisi gibi götürülemez ve yönetilemez durumdaki sisteme dair, düzen partilerinin kendi politik düzlemlerinden çeşitli yaklaşımları vardı. Uzun yıllar sonra askeri vesayetin gölgelemediği ve sonuçlarına tesir etme kapasitesi gösteremediği bir seçim yaşanacaktı.

Bu açıdan bakılınca özellikle askeri vesayetin geriletilmiş olduğu bir dönemde, devletin kim tarafından sigortalanacağı kaygısını, özellikle AKP karşısında geleneksel refleksleriyle kümelenmiş politik özneler çok fazlasıyla önemsediler. Son yıllarda AKP’nin uzlaşmaz ve müzakereden uzak, otoriter ve kendisini bütün bir topluma dayatan yaklaşımları, kutuplaşmanın ve krizin temel nedeni oldu. AKP’deki bu ben bilirimci ve istediğim gibi yaparım ve kimsede buna engel olamaz yaklaşımı, başta karşıtları olmak üzere, bütün bir toplumu yeterince gerdi ve siyasi arayışları derinleştirdi.

Uluslararası güçler, içerideki büyük yerleşik sermaye gidişat karşısında bu siyasi arayışlarını hızlandırdılar. Ancak AKP’nin toplum üzerindeki hegomanyası bütün bu arayışları her seferinde boşa düşürmüş durumdaydı. Özellikle AKP liderliğindeki tartışılmaz isim olan Tayyip Erdoğan’ın kendi ismi etrafında oluşturduğu siyasi otorite, hem toplum açısından, hemde kendi partisi içindeki kadrolar açısından kaygı verici bir süreç olarak yaşandı.

İktidar bloğu içinde başlayan çatlaklarla birlikte bu kaygı süreci yerini ne oluyoruz soruları eşliğinde, bir belirsizlik döneminin başlangıcına işaret ediyordu. Özellikle Gezi süreciyle birlikte başlayan ve toplumun özellikle yeni genç jenerasyonunda kendini bulan, çoğunlukçu değil çoğulcu ve katılımcı bir siyasete olan ihtiyaç, AKP iktidar bloğu ve bu zeminde siyasi arayışını birleştirmiş kesimler açısından bir dönüm noktasıydı.

Özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda artık sandık demokrasisi ile yetinmeyen bir bilinç açığa çıkıyordu ve daha katılımcı, şeffaf ve demokratik bir yeni yaşam isteği toplumda karşılık buluyordu. Tayyip Erdoğan ve partisi AKP, bütün dünyadaki bu arayışa ve özelde Gezi ile ortaya çıkan içerideki bu sese kulak vermek yerine, bloke ettiğini düşündüğü %50’lik oy gücünü arkasında konsolide ederek yürümeye kararlı bir siyasi hedefe kilitlendi. Başta Gezi olmak üzere, 17-25 Aralık süreci ve her türden iktidara tepkiyi kendisine ve milli iradeye komple olarak yorumlayarak, toplumsal desteğini bu düzlemde pekiştirmeye çalıştı.

Karşıtları bu siyaset karşısında, geleneksel muhalefet çizgilerinin ötesine geçemeyince, Erdoğan’ın yıllardır iktidar gücünü sürdürmede başarılı olduğu, kutuplaştırıcı ve toplumu saflaştırıcı politikasında bu dönemde de ısrarını sürdürmesine neden oldu. Erdoğan’ın bu süreçte yanıldığı ve belkide görmek istemediği şey ise, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak, toplumdaki yeni siyaset arayışı ile kurmayı başardığı bağ oldu. Demirtaş Türkiye toplumuna yeni bir yaşam ve katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir Türkiye önermesiyle, kayda değer bir görünürlülüğe kavuştu.

Kürt siyasal mücadelesinin içinden gelen ve Türkiye’nin batısında öteki olarak görülen bir isim, Devletin bir numaralı makamına aday olarak toplumla bir bağ kurmayı başarmıştı. O güne kadar, Kürtlerin hakları ve mücadelesinin talepleri etrafında söz söylemiş bir siyasetçi bu süreçte, bütün Türkiye toplumuna dair söz kuruyordu ve barış süreci ve çözüm süreci açısından müzakereyi bütün bir toplumla yapan bir siyaset geliştiriyordu.

O güne kadar Kürt sorununda devletin askeri  bürokratik mekanizmaları aracılığıyla sürdürülen görüşmeler, artık Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığı döneminde toplumun kendisiyle konuşmaya ve empati yapılır olmasına vesile olmaya başlıyordu. O süreç esas olarak, HDP’nin öncesindeki Kürt hareketinin partilerine göre, yeni siyasi oluşumun başka bir söz kurmasına ve kendisini bütün bir topluma anlatmasına fırsat tanıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş’ın %9,8’lik oy alması HDP açısından başka ve ileri bir düzleme siyasetini taşımasına zemin hazırlamıştı.

Elbette bu sürecin başarısı, HDP’nin tüm ötekilere, bütün kimliklere, inanç gruplarına kapı aralaması ve Sosyalistinden, muhafazakar liberaline kadar siyasal çeşitlilikten korkmadan politik bir yeni merkez inşa etmeye karar vermesi olmuştur. Bu sürecin toplamında geriye dönük tartışmaları, kaygıları hatırlayacak olursak, ortaya çıkan politik durumun çok yeni ve öncesinde denenmemiş ve sınanmamış olmasını anlarız.

Elbette, solun ve toplamda demokrasi güçlerinin pratiklerinde onlarca birlik süreçleri ve pratikleri yaşanmıştır. HDP gibi bir pratiğin örülmesinde tüm o süreçlerin başarı ve başarısızlıkları yol gösterici olmuştur. Ancak HDP’yi esas tartışma konusu kılan şey, uzun yıllardır, Kürt sorununda ve Kürt hareketi ile ilişkilerde özellikle sol içindeki yaklaşımlar ve temel politikalar olmuştur. HDP’nin başarı yada başarısızlığına yönelik yazılan çizilenlerin böylesi bir geçmiş bagajı vardı ve doğal olarak tartışmaların sadeleşmesi ve serinkanlı değerlendirilebilmesi, HDP’nin yaşayacağı pratiklere bağlıydı.

Özellikle HDP’nin 2015 genel seçimlerine parti olarak girme kararını çok önceden deklere etmesi, bu tartışmaların sadeleşmesine vesile olacak bir pratiğinde yaşanacağının işaretini vermişti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstermiş olduğu adayla toplumdan büyük destek görmüş bir siyasetin, parti adına seçime girerek siyasi çıtasını yükseltmesi çok anlaşılır bir şey olmasına karşın, Erdoğan’ın gidişatından duyulan kaygılara bağlı olarak bir çok kesimin bu karara eleştirisel yaklaşmasına sebep olmuştu.

Bütün bu süreç üzerine seçimlerden sonra yazılıyor ve bir süre daha yazılacak gibi anlaşılıyor. Ancak, bu süreçte sonuçları itibarıyla şimdi esas yanıtlanması ve üzerine kafa yorulması gereken konu, seçim sonuçlarının ne anlattığı olmalıdır. HDP’ye oy veren seçmen ne anlatmaya çalışmış ve HDP’ye verdiği oylarla siyasetten beklentisini nasıl tarif etmiştir. Bu yanıtları, sadece solun iç dünyasından ve iç tartışmalarından doğru veremeyiz diye düşünüyorum. Geleneksel sol politik refleks içinde, HDP’nin sol bir parti olmadığını, Kürt sorunu öncelikli bir siyasetin, Türkiye’yi emekçiler, ezilenler lehine değiştiremeyeceği gibi klasik yaklaşımlarla toplumun işaret ettiği yeni siyaseti doğru okumak mümkün değildir.

HDP’ye oy verenlerin dönemsel tercihleri yada Erdoğan karşısında stratejik tercihleri olduğu gibi, Türkiye’nin değişime zorunlu yeni sürecine dairde bir tercihleri olmuştur. Kurulu düzen partilerinin bu değişim sürecine dair müzakereden uzaklaşan tutumları karşısında, toplumla müzakereyi esas alan yeni bir siyasete olan ihtiyacı açıkça bu kitle işaret etmiştir. Bugün esas devrimci siyaset ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yani sınıfsal olarak bu düzenle sorunu olanların toplumun bu işaret  ettiği isteğe yoğunlaşmasıdır. Bu gerçeği görmeyen bir devrimci siyasetin topluma yabancılaşması kaçınılmazdır. Elbette bu ortaya çıkan tabloyu daha ileri bir düzen arayışından da bağımsız ele almak mümkün değildir.

HDP’ye güç veren, kendisini bu oluşumun bir bileşeni ve parçası gören yada dayanışma içinde olan her bir politik, sosyal öznenin kendisini ideolojik zeminlerde yeniden tanımlaması, kendi bağımsız hattını bu yeni gerçekliğe göre yeniden kurması zorunludur. HDP ile bu özneler arasındaki ilişkinin elbette sürekli güncellenmesi ve yeniden tanımlanması gerekir. HDP bütün bu yapılar ve oy veren kitleler açısından artık, Türkiye’nin değişim ve dönüşüm sürecine müdahale olanaklarının adresidir. En azından bu durum bugün için tartışılması bile abes olan bir gerçekliktir. Bunu zorlamak bugün için abeste iştikaldir.

Önümüzdeki siyasal süreç esas olarak tüm bu ortaya çıkan sonuçların ve geliştirilen politikaların yeni pratiklerde sınanacağı bir dönem olacaktır. HDP ile sınanacak bu süreçte elbette geçmişten bugüne taşıdığımız geleneklerimizin ve deneylerimizin önemli bir katkısıda olacaktır. Sadece Türkiye değişmeyecek, bu değişim sürecine HDP ile katılma iradesi gösteren bizlerde değişeceğiz. Geçmişten bugüne taşıdığımız siyasal müktesebatlarımızı yeniden gözden geçirme şansını kendimize tanıyacağız.

Bu dinamik politik süreci doğru değerlendirebilirsek bir şansımız olacaktır. Dönemsel olarak yakalanmış bu başarı hikayesini, tarihsel olarak geleceğe bir vizyon olarak taşımak, bu harekete emek verecek olan hepimizin ortak sorumluluğudur. Ben merkezci olmayan, topluma vaad ettiğimiz katılımcı ve demokratik bir yeni yaşamı kendimiz içselleştirebildiğimiz ölçüde, bu başarı hikayesini yeni bir siyasetin kalıcılaşması için değerlendirme şansımız olacaktır.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here