Anasayfa Forum Nuriye Gülmen’in ‘savunması’: Tarih direnenleri, bizi yazacak

Nuriye Gülmen’in ‘savunması’: Tarih direnenleri, bizi yazacak

Paylaş

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edildikleri işlerine geri dönebilmek talebiyle açlık grevi eylemi yapan tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın eylemleri 254’üncü gününde.

Tutuklu iki eğitimcinin “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılandığı davanın dördüncü duruşması, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda görülüyor.

Açlık grevindeki Semih Özakça, duruşmanın görüleceği cezaevi kampüsüne tekerlekli sandalye ile geldi.

Daha önceki 3 duruşmaya getirilmeyen Gülmen ise duruşmaya SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile katıldı.

Gülmen: Çok sağlıksız koşullar altında kalıyorum

Davada ilk kez savunma yapan Nuriye Gülmen, şunları söyledi:

Yüksel direnişine, bizi yalnız bırakmayan herkesi en içten duygularımla selamlıyorum. Kendilerine destek olup ceza alan, cezaevlerine giren, gözaltına alınan Türkiye’nin dört bir yanındaki insanlara teşekkür ediyorum.

Numune Hastanesi’nde çok sağlıksız koşullar altında kalıyorum. Odada sürekli bir ışık yanıyor. Açlık grevindeki bir insan olmasam bile bu ışık altında uyuyamam. Ben aylarca tecrit altındayım. Fotoğrafçı bile fotoğrafımızı çekmiyor.

‘Nuriye Gülmen kimdir, neden açlık grevine başladı?’

Çok kapsamlı bir savunma hazırladım. Ancak önce Nuriye Gülmen kimdir, neden açlık grevine başladı bunu anlatmak istiyorum. Bugün 254. gün. Yemek yemek içgüdüsel bir davranıştır. Kimse kimseye talimatla istediğine 1 gün dahi aç kalın diyemez! 254 gündür aç kaldım. Ben Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisiyim. Öğretim üyelerinin angarya işlerini kabul etmedim! Mesai saatleri dışında katıldığım eylemlerden dolayı soruşturma geçirdim. Ali İsmail Korkmaz’ın duruşmalarına katıldığım için soruşturma geçirdim. Sendikamın çağrılarına katıldığım için soruşturma geçirdim. 38 gün boyunca Ali İsmail uyanacak diye bekleyen Emel Annenin yaşlarına gözlerine şahidim. Ben her fırsatta o uyanacak diye oraya gittim. Bitirdiğim tezimi bitirmedim diye haksız şekilde açığa alındım. Oysa ben onca emekle bitirdim.

‘Hesap soruyorum, sadece işimi geri istiyorum’Ben hakkımı arayan bir insanım. Haksızlığa uğrayanların yanında olan bir insanım. Soruşturma geçirdiğim halde acısı olanı paylaşan insanım. Ben 9 Kasım’da o eyleme başladım. Kendi savunma yeteneğim ve direncim boyun eğmez! AKP iktidarı beni işimden atamaz! Ben ondan hesap soruyorum. Sadece işimi geri istiyorum. Hesap soruyorum.

‘Taş duydu, beton duydu, bir siz duymadınız!’İşimizi geri istiyoruz olacağız dedik olduk! Yüksel direnişi devam etti. Gözaltına götürüyorlardı Kabahatler Kanunu ya da canları ne isterlerse öyle davranıyorlardı. OHAL vardı, kimse bir şeye yapmaya cesaret edemiyordu! Biz vardık, halk bunun farkında! Açlık grevimiz ve direnişimiz AKP’nin KHK’larının meşruluğunu ortadan kaldırdı! İnsanlar, haksız yere hiçbir gerekçe gösterilmeden işlerinden atılıyor. Bu bu kadar kolay değil! Biz bunun bu kadar kolay olmadığını anlattık! Bu KHK sonrası YÖK’le görüşmek istedik, karşımızda muhatap bulamadık! Topladığımız imzaları teslim etmek istedik! İmzalar topladık, basın açıklamaları yaptık! Muhatap bulamadık!

Acun Karadağ ne güzel ifade etmiş ‘Taş duydu, beton duydu, bir siz duymadınız!’ Sonrasında açlık grevi kararı aldık. Semih ile açlık grevi kararı sonrası gözaltına alındık. 5 gün TEM’de tutulduk. Adli kontrolle serbest kaldık. Tekrar Yüksel’e gittik. Açlık grevinin 75. günü gözaltına alındık, dosyalar üzerine oynamalar yapılarak, birleştirilerek tutuklandık.

‘İçişleri Bakanlığı’nın özel bir saldırısı oldu’Türkiye’de 6 yıl önce Şeker Ana adında bir nine açlık grevine başlamıştır. Kadın ailede saygı gören birisi ama gelini saygı göstermiyor. Bu sebeple açlık grevine başlıyor. Hastaneye kaldırılıyor. Şeker Ana açlık grevinden dolayı ölüyor. Saldırılar halka karşı ne kadar yoğun olursa, siz de o kadar açlık grevi göreceksiniz. Bizim açlık grevi dünya çapında görüldü. Faşizmin arttığı oranda halk açlık grevi yapmaya devam edecektir. Suskunluk ve korku dönemi olmuşur. Tabi ancak bir yerden sonra canlarına tak diyecek ve iktidarın korkusu budur. Gülsüm Elvan’ın kolunun kırılması, Antalya’da adımızın geçtiği pankart açan öğrencilerin tutuklanması, halkın sahiplenmesinin önüne geçmeyi amaçlamaktadır!

İçişleri Bakanlığı’nın da özel bir saldırısı oldu. Adımıza kitapçık çıkardı. Vasat bir İngilizce ile sonra akşam 9’da eve gidip yiyorlar dedi. Twitter paylaşımlarımızı sordular, soracak soruları bile yoktu! Neden tutuklandığını bilmiyorum. Sorulan sorulara hayır diyorum. Sorulacak soruları kalmadı. Dosyaları birleştirip aniden tutuklandık. Sincan Hapishanesi’nde kaldım. Orası bir tecrit hapishanesi, çok ağır koşullar altında kaldım. Açlık grevime uygun olmayan tecrit ortamında bulundum. Sonra Numune Hastanesi yoğun bakım ünitesine getirildim. Ancak ben hapishaneye dönmek istiyorum diye dilekçe verdim. Çünkü hapishanede devrimci dayanışma vardı!

‘Zorla müdahaleye zemin hazırladılar, sürekli baskı altındayım’

Numune Hastanesi’nde hayati tehlikesi vardır, refakatçisiz kalamaz raporuna rağmen 18 gün refakatçisiz kaldım. Kendi ihtiyaçlarımı karşılayacak durumda olmama rağmen. Sincan Cezaevi’nde tecritte bile olsam tekerlekli sandalye ile hava alma şansım vardı, Güneş’i görme şansım vardı. Ağırlaştırılmış müebbet almış mahkumların ağır tecrit koşulları vardır ama onlar bile havalandırmaya çıkabiliyorlar! Ya ben? Hastaneye getirilmeye itiraz etmemin en önemli nedeni, beni hasta olarak görmeleri! Ben tedavi olmak istemiyorum. Ben direnişçiyim ben ne için hastanede kalıyorum?

Bir gece hapishane müdürü geldi beni hasteneye götüreceğiz dediler! Zorla çarşaflardan tutarak, hastenede 3. Derece yoğun bakım ünitesine koydular! Zorla müdahaleye zemin hazırladılar. 24 saat perdemi aralayıp rapor verdiler birilerine! Bir gün jandarma gelip sen yürüyebiliyorsun seni yatağa bağlayalım dedi kabul etmedim. Çok gergin bir ortam sürekli baskı altındayım!

İçeride tuvaletimi yapmak, insanlar izlerken onur kırıcıydı! Yoğun bakımda kalmak istemedim. Bana sürekli tetkitleri yaptır, seni mahkum hasta koğuşuna alalım dediler! Ben bunu kendi istediğimle yapıyorum sizleri hekim olarak görmüyorum dedim! Burada 24 saat ışık yanıyor, Güneş yok, havalandırma Yok! Uyumam dinlenmem lazım ama ışık altında onlarca gün uyumaya çalışıyorum!

‘Tarih direnenleri, bizi yazacak’

Ailemle görüşlere sedye ile çıkıyorum. Burası çok ıssız ve zamane koşullar! Sağlıklı bir avukat görüşü yapamadım. Avukatlarım ile avukat görüşünü koridorda diğer tutsakların gardiyanların yanında yapmak zorunda kalıyorum. Dışarıda iken bizimle birlikte olan bizimle ilgilenen hekimlerimiz vardı. Onlara kendimizi anlatabilmiştik, hasta doktor güven ilişkisini onlarla kurmuştuk. AİHM karar verdi, kendi doktorlarının görmesine izin verin diye. Ben dilekçe verdim, doktorlarım dilekçe verdi. Ama AİHM kararına ve onca dilekçeye rağmen beni hala kendi doktorlarım ile görüştürmediler.

Benim kaçma şüphem yok, şuradan iki adım tuvalete gidebiliyorum sadece. Ne diyerek beni hala burada tutacaksınız. Semih’i basından takip ettiğim kadarıyla tahliye sonrasında çok daha iyi görünüyor. Çünkü sevdiklerinin yanında.

Tarih direnenleri, bizi yazacak. Ancak sizi de yazacak. Kimse ölmek istemez, biz ölmek için açlık grevi yapmıyoruz. Ancak karşımızda bizi ısrarla öldürmek isteyenler var. Bu olmak zorunda değil. Beni tahliye etmenizi istiyorum. Onca saldırıya rağmen orada hala benim savunmanlığımı yapan avukatlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Sayıları önemli değil ben onların çok olduğunu biliyorum.

Gülmen’in beyanlarının ardından duruşmaya 10 dakika ara verildi.

Ne olmuştu? 

Eğitimcilerin davasının ilk duruşmasına (14 Eylül) Nuriye Gülmen ve Semih Özakça getirilmemişti. Mahkeme heyeti, iki eğitimcinin tutukluluk hallerinin devamına ve savunmanın 3 avukatla sınırlandırılmasına karar vermişti.

28 Eylül’de Sincan Cezaevi Kampüsü içerisindeki salonda görülen duruşmaya Gülmen yine götürülmezken, sadece Semih Özakça katılmıştı.

Özakça savunmasında, “Savunma yapması gereken, ufak bir açıklama bile yapmadan koltuklarında oturan AKP iktidarıdır” diyerek işlerine geri dönene kadar açlık grevine devam edeceklerini açıklamıştı. Özakça, sözlerini “Verin kararınızı perde kapansın” diyerek sonlandırmıştı.

Nuriye Gülmen’in getirilmediği 20 Ekim’deki duruşmaya ise Semih Özakça tekerlekli sandalyeyle getirilmişti.

Duruşmada savcı, Gülmen ve Özakça’nın tutukluluk halinin devamını isterken, mahkeme heyeti ise ara kararında Gülmen’in tutukluluk halinin devamına ve bir sonraki duruşmaya getirilmesine, Özakça’nın ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar vermişti.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın da avukatlarından olan KHK ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) genel başkanı Selçuk Kozağaçlı, 8 Kasım’da İstanbul’da gözaltına alınmasının ardından duruşmaya dört gün kala tutuklanmıştı.


Nuriye Gülmen’in savunması serbest gazeteci Gökhan Özbek’in Twitter’dan yaptığı paylaşımlar ve Halkın Hukuk Bürosu’nun sosyal medya aktarımlarından alınmıştır.

Çizim: Murat Başol

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here