‘Öfke Günü’ protestolarından iç savaşa: Suriye – DOSYA 1

Paylaş

HAYRİ DEMİR  hazırladı : Suriye’nin Dera kentinde 2011’in Mart ayında başlayan “Öfke Günü” gösterilerinin iç savaşa dönüştüğü ve tüm ülkelerinin güç gösterisiyle müdahil oldukları Suriye’de 5’inci yılını geride bırakan isyan, gelinen aşamada mecrasından saptırılmış, DAİŞ ve El Nusra gibi çetelerle “yozlaştırılmış” bir hale dönüştürüldü. İçinde yıkımı, devrimi, hesaplaşmayı barındıran ve diğer hiçbir Arap ülkesindeki isyanlara benzemeyen Suriye’deki kördüğümü yaratanlar, kendi yarattıkları kaosun esiri haline geldi. Kürtlerin dahil edilmediği görüşmeler ise sonu belli olmayan sorunu daha besliyor.

“Arap Baharı” olarak isimlendirilen ve değişik ülkelerde esas olarak halkların “statükoya” itirazını dile getiren ancak daha sonra kimi müdahalelerle amacından saptırılan halk serhildanlarının son halkası olarak Suriye’deki iç savaş 6’ncı yılına girdi. Çeşitli uluslararası güçlerin “vekalet savaşlarına” dönüşen, ABD, Rusya, Avrupa ülkelerinin yanı sıra bölgesel düzeyde Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın müdahil olduğu Suriye meselesinin çözümü de içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönüştü.

maxresdefault

‘Öfke Günü7 amacından saptırılınca…

Çok aktörlü bir mücadele sahasına dönüşen Suriye’deki çatışma esas olarak 2011 yılında patlak verdi. Kahire’den Şam’a, Tunus’tan Bahreyn’e kadar Arap dünyasında yaşanan devrim ve ayaklanmaları “Devrimleri Yazmak” kitabında bir araya getiren Khawla Dunia’nın “Bir sessizlik hükümdarlığıydı” sözleriyle tanımlıyor Suriye’yi. 2011 Mart’ına gelindiğinde Suriye’nin küçük bir kenti yıllarca Baas rejimi baskısının yoğun şekilde hissedildiği Dera’da “Öfke Günü” olarak örgütlenen gösteriler, zamanla çatışmalara dönüşürken, artık Suriye için de çanların çaldığı bir döneme kapı aralandı. 5 yıl önce Dera’da aralanan ve kısa zamanda tüm ülkeye yayılan bu isyan ateşi uluslararası güçlerin müdahalesiyle deyim yerindeyse mecrasından saptırıldı. Milyonlarca insanın topraklarını terk ettiği ülkede yaşananlar sonucu Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, Ocak 2015 tarihi itibarıyla ölü sayısı 200 bini aştı. Ancak birçok kaynağa göre, insan kayıpları çok daha yüksek.

“Arap Baharı”yla Tunus ve Mısır’da başlayan ve domino taşı misali ülkeden ülkeye geçen kimine göre “ayaklanma”, kimine göre “devrim” süreçlerinde diktatörler on günleri bulan süre içerisinde devrilirken, Suriye’ye gelindiğinde daha uzun soluklu ve çok yönlü bir süreç tüm dünya sistemini etkileyecek bir noktaya ulaşacaktı.

Bahar, Mart ve Dera…

Dünya’nın en önemli istihbarat örgütüne sahip ve varlığını askeri örgütlenmesine dayandıran Suriye, 2011 yılının Mart ayının ilk günlerinde kimi kamu hizmetlerinin düzeltilmesi amacıyla gelişen isyana dönük şiddete başvurdu. Bu şiddet, Suriye halkları üzerindeki yıllardır var olan korku perdelerini bir nevi yıktı ve başlayan isyanla birlikte istihbaratın da, güvenliğin de bir noktadan sonra işe yaramayacağını gösterdi. İsyan ve taleplere karşı şiddetin yarattığı bilanço, gösterilerin daha da kitleselleşmesinde katalizör etkisi yapmıştı. Baharın gelişiyle birlikte küçük gösteriler halinde, yolsuzluğa ve insan hakları ihlallerine karşı bir sivil başkaldırı olarak gelişen tepkiler, ülkenin güneyindeki Dera’da kitleselleşmeye ve kentin “Devrimin beşiği” olarak anılmaya başlamasını sağladı.

Silahlar devreye girdi

Esad ise halk taleplerine karşı kimi reformlarla gerilimi düşürmenin gayreti içerisindeydi. Kısa süre içerisinde Dera meydanlarında yükselen sese karşılık şiddetin tırmandırılmasıyla birlikte artık kitleler doğrudan Beşar Esad’ı hedef aldı ve itirazını yönetime yönlendirdi. Bir yandan “Git git, yıkılıyor rejim” sloganları giderek yükseldiği kentte, bir yandan da meydan kan gölüne dönüşmeye başladı. Takvim yaprakları 20 Mart’ı gösterdiğinde Dera’da, Adalet Sarayı ve Baas Partisi’nin ofisleri başta olmak üzere birçok devlet kurumundan dumanlar yükseldi ve 21 Mart günü düzenlenen gösterilerde silahların kullanılması sonucu 15 kişi yaşamını yitirdi.

Esad’ın reformları makyajdan ibaret miydi?

Dera’da yükselen bu sese karşılık Şam, Hama, Humus, Banyas, Lazkiye, Deyr El zor, Haseke ve Qamışlo’da da gösterilerin yayılmaya başlamasıyla birlikte Esad bir dizi adım atma ve kimi “adımlar” atarak, gerilimin önünü almayı amaçladı. Kimi siyasi tutsakların bırakılması, olağan üstünü halin kaldırılması, askerlik süresinin kısaltılması ve Kürtlere kimlik dahi vermeyen yasal düzenlemenin gözden geçirilmesi gibi düzenlemeler tartışmaya açılsa da meydanlara çıkan kitleler bunun bir makyajdan ibaret olduğu görüşündeydi.

Esad’tan ‘provokasyon’, ‘dış mihraklar’ çıkışı

Esad, 30 Mart’ta protestoların önünü almak için reformlardan bahsettiği konuşmasında birçok baskıcı yönetimin yaptığını yaparak, ülkeye komplo kurulduğunu, provokasyonlara başvurulduğunu ve halkı tahrik etmek için manipülasyonların yapıldığını ileri sürüp, “dış mihrakları” hedef gösterirken, sadece 23 Mart’a kadar gösterilerde 100’e yakın kişi yaşamını yitirmişti.

‘Hepimiz Hamza el Hatip’iz’

Nisan ayında bir gösteri esnasında tutuklanan ve bir ay boyunca ağır işkenceye maruz kalan 13 yaşındaki Hamza El Hatip’in parçalanmış ve üzerinde yanıklar ile üç kurşun deliği bulunan cenazesi, cinsel bölgeleri parçalanmış şekilde 25 Mayıs tarihinde ailesine teslim edildi. Ailesinin fotoğrafları sosyal medyada paylaşmasının ardından öfke büyüdü ve Hatip ayaklanmanın sembollerinden biri haline geldi. Hatip’in başına gelen bu durumdan sonra Esad olayın soruşturulacağını açıklamasına rağmen binlerce kişi Hamza için ülke çapında “Hepimiz Hamza el Hatip’iz” sloganıyla meydanlara çıktı.

Bir dönüm noktası olarak Cisr El Şuğur

Cisr El Şuğur’da yaşanılanlar “halkı savunan askerler ile rejim güçleri arasında bir çatışma” olarak sunulsa da artık bir iç savaşa doğru gidişin de başlangıcı niteliğindeydi. İlk büyük gösterilerden yaklaşık 3 ay sonra 4 Haziran 2011 tarihinde kasabada ilk silahlı çatışma yaşandı. O güne kadar devrimin “sivil” olduğu savunulsa da İblid’e bağlı kasabada 123 güvenlik görevlisinin feci bir şekilde katledilmesinin ardından ortaya çıkan durum ve yaşanılanlar bunun böyle olmadığını gösterdi. Kasabada yaşanılanların ardından da bazı güvenlik görevlileri, sivillere ateş etmeyi reddedip firar ederek göstericilere katıldı ve bu durum rejime karşı muhalefetin büyümesinde ciddi rol oynadı. O güne kadar orduda önemli bir konumda olan Yarbay Hüseyin Harmuş da ordudan ayrılarak, “Hür Subaylar Hareketi” adı altında ilk silahlı birliği oluşturdu.

Muhalifler, geleceği Türkiye’de aramaya başladı

2011 Haziran’a gelindiğinde muhaliflerin silahlı kanadı toparlanmaya başladı. İsyanla birlikte bugünlerin gelişini işaretini veren uluslararası güçlerin de sürece müdahil olmasını beraberinde getirdi. Nisan ayında İstanbul’da muhalefet ilk uluslar arası toplantıyla bir araya gelirken, ardından da 2 Haziran’da Antalya’da buluşan Suriyeli 300 muhalif “Suriye’de Değişim Konferansı” gerçekleştirdi. Konferans sonucunda 31 kişiden oluşan bir komite kuruldu. Konferansa Arap aşiretleri, Îhvan-ı Müslim (Müslüman Kardeşler), Şam Deklarasyonu, Avrupa ve ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşayan Suriyeliler ile bazı Kürt, Arap Alevileri, Türkmen, Dürzî, Hıristiyan ve Süryani grupları katıldı. Temmuz’da ise Riyad el-Esad liderliğinde, Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kurulduğu açıklandı. 11 Ekim’de ÖSO’nun siyasi kanadı Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kuruldu.

Esad’la verilen ‘kardeş’ pozları bir anda unutuldu

suriyede-cocuklar-donarak-oluyor-134392

Suriye muhalefetinin Türkiye’de arayışlara başladığı bu süreçte, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye adına Esad’la son yüz yüze görüşmesini gerçekleştirdi ve reform sözü aldığını açıkladı. Ancak Türkiye Suriye muhalefetinin adeta karargahı haline dönüşmeye başladı. Dönemin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan, “kardeş” pozları verdiği Esad’ın üstünü bir kalemde çizerek, Suriye ile ilişkileri askıya aldığını ve yaptırımlara gidileceğini açıkladı. Ancak 4 Ekim 2011’de Suriye’ye yaptırım kararı BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin tarafından veto edilince Türkiye tek başına kaldı.

OSÖ yabancı ülkelerin desteğiyle askeri kapasitesini artırdı

Çatışmaların kızışmaya başladığı 2011’in sonuna doğru Esad, olaylardan kendisinin sorumlu olmadığını ve hükümeti yanlış bir şey yapmadığı için kendisini suçlu hissetmediğini savunuyordu. ÖSO ise yabancı ülkelerden sağladığı para, lojistik ve istihbarat desteği ile askeri kapasitesini arttırmaya başlamıştı. Aynı şekilde radikal İslamcı gruplar da bu dönemde güç kazanmaya başladı.

‘Devrim düşünden’ kanlı bir iç savaşa gidiliyor

2012 yılında El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin yayımladığı bir videoyla, “Müslümanları” Suriye’de cihada çağırması üzerine Suriye, büyük kentlerde onlarca kişinin yaşamını yitirdiği intihar saldırıyla tanışmaya başladı. Bununla bağlantılı olarak da “devrimin ayak sesi” Ocak ayında El Kaide’nin Suriye kolu olarak El Nusra Cephesi’nin kuruluşu ilan etmesiyle Suriye müdahalesinin artık “yoklanmaya başlanacağının” ilk işareti oldu. Çünkü bu oluşum aynı zamanda Kürtler, Dürzîler, gayrı Müslimler ve Alevilere yönelik katliamların da başlangıcı oldu.

Türkiye rolünü ‘layıkıyla’ yerine getiriyordu

Mart ayında Suriye Ulusal Konseyi tarafından silahlı mücadeleyi tek çatı altında toplamak için askeri konsey oluşturma kararı alındı. Bu süreçte muhaliflere ev sahipliği yapan Türkiye, bu kesimleri hem askeri hem de sivil olarak örgütleyerek ülkede yaşanmaya başlayan kanlı süreçte rolünü “layıkıyla” yerine getirmişti. Bunu yerine getirirken, “Biz krizin reformlar yoluyla çözülmesi için çok çabaladık” açıklamaları, Türkiye’nin rolünü özetlemişti.

Suriye’de yaşanılanlar iç savaş olarak tanımlandı

Ülkenin dört bir yanında kanın aktığı 2011’de 3 bin 420 sivil, bin 177 asker yaşamını yitirirken, sivil gösteriler olarak başlayan süreç artık iç savaşa doğru gidiyordu. İlk barış girişimlerinin BM tarafından yürütülmesi ve 12 Nisan’da BM Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın ateşkes için verdiği sürenin sona ermesiyle birlikte artık BM, 13 Haziran’da, Suriye’de yaşananlara ilişkin “iç savaş” tanımı getirdi. Bu katliam girişimiyle birlikte Kürtlerde kendi savunmalarını alarak, Suriye’de dış destekli ve ne amaca hizmet ettikleri beli olmayan muhaliflerle baskıcı Esad rejimi seçeneklerine savrulmadan 3’üncü bir güç olarak ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye’nin desteklediği SMDK muhaliflerin çatı örgütü oldu

Türkiye, 4 Ekim 2012’de Meclis’te yabancı ülkelere asker gönderilmesi için hükümete yetki veren tezkereyi kabul ederken, Türkiye’nin tanıdığı Suriye Devrimi Muhalefet Güçleri Koalisyonu (SMDK) “Suriye muhalefeti”nin yeni çatı yapılanması olarak Kasım ayında oluşturuldu. 2012’nin sonuna gelindiğinde en az 60 bin kişi yaşamını yitirirken, Suriye toprakları üzerinde değil de hep Suriye dışında gerçekleşen arayışlarda etkisiz kaldı.

BM: Esad ve muhalifler savaş suçu işliyor

18 Şubat 2013 tarihinde BM bünyesinde çalışma yürüten Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, Suriye’de Esad ve muhaliflerin savaş suçu işlediğini duyurdu. 1 Mart tarihinde ise ABD, Suriyeli muhaliflere askeri malzeme göndereceğini açıkladı. Bununla bağlantılı olarak AB ülkeleri de silah ambargosu maddeleri hafifletme yoluna gitti.

Vahşet örgütü DAİŞ, Suriye’de

Her geçen gün ölü sayısının arttığı, bombaların patladığı, şehirlerin harabeye döndüğü Suriye’deki “iç savaş”, 2013 yılıyla birlikte yeni bir döneme girdi. Bu durumun nedeni büyük nedeni bir vahşet örgütüne dönüşen DAİŞ, Suriye’de varlığını ilan etti. Kürtlerin sahneye çıkmasıyla birlikte Kürt kazanımlarına karşı bir kapan olarak sahneye çıkan DAİŞ, ilk olarak Rojava bölgesine saldırı gerçekleştirdi. Muhaliflerin bulunduğu Girê Spî (Til Ebyad), Rakka, Minbiç ve Cerablus gibi stratejik önemdeki kentler bir bir DAİŞ tarafından işgal edildi ve böylelikle devrimin şafağında olan Rojava, bu bölgelerden üzerinden kıskaca alındı.

Kimyasal silahlar kullanıldı

2013 yılı artık kimyasal silahların kullanılmaya başlandığı bir yıl olurken, Suriye bağlantılı olarak Türkiye’de de bombaların patlamaya başladığı bir döneme geçildi. 11 Mayıs’ta Hatay Reyhanlı’da bombalı araçla düzenlen saldırıda 52 kişi öldü. Hükümet, olayla ilgili Suriye rejimini suçlarken, olayın gerçek failleri ortaya çıkarılmak istenmediği gibi dosyaya da gizlilik kararı getirildi. Kimyasal silah kullanıldığı Ağustos ayında BM tarafından onaylandığı bir süreçte, Rusya kimyasal saldırının muhalifler tarafından gerçekleştiğini savunmuştu. Bunun ardından Suriye’nin elindeki kimyasal silahların imha edilmesini öngören anlaşma imzalandı. Keza kimyasal silahların imha edilme süreci, hem Esad’ın ayakta kalmasını sağlayan hem de Rusya’nın Ortadoğu’ya müdahil olmasını önünü açan en kritik eşiklerden biriydi.

Suriye için 2014 yılı savaşın en çok yıkıma yol açtığı yıl oldu. İnsan hakları savunucuları tarafından 2014 yılı içinde en az 76 bin sivilin yaşamını yitirdiği kayıtlara geçti. Yılın ilk aylarında “Batı Kürdistan Demokratik Özerk Yönetimi Yasama Meclisi” tarafından yeni anayasa ile Kürtlerin yaşadığı Rojava bölgesinde Cizirê, Kobanê ve Efrîn olmak üzere 3 kanton ilan edildi. Bu dönemde ilk kez gerçekleştirilen ve Kürtlerin çağrılmadığı Cenevre görüşmelerinden de bir sonuç çıkmadı. Esad, muhaliflerin kontrolünde bulunan kimi şehirleri geri alırken, muhaliflerde başlayan yenilgi sürecine karşılık DAİŞ, Suriye’de alan bulmaya ve güç kazanmaya başladı. Rakka’yı ele geçiren DAİŞ, bununla birlikte Halep’in çevre köylerinde de hakimiyet sağlamaya, Tabka barajı ve petrol kaynaklarının bulunduğu önemli bölgeleri işgal etmeye başladı. Musul işgali sonrası DAİŞ yönünü bir kez daha Rojava’ya çevirdi. İlk olarak devrimin ilan edildiği Kobanê’ye ağır silahlarla saldırmaya başlayan DAİŞ, kentte ayları bulan direniş karşısında aldığı büyük darbe ile gerileme dönemi başladı. Kürtler açısından ise bu direniş, bütün dünyada “insanlık savaşçıları” olarak anılmalarına yol açarken, Rojava’ya statü talebi de uluslararası alanda tartışmaya açıldı.

Yıllar sonra ölümün olmadığı tek gün: 7 Ocak

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye’de iç savaşın başladığı günden bu yana geçen yaklaşık 4 yıl sonra ilk kez, 7 Ocak 2015 Çarşamba günü hiçbir insanın çatışma ve ya bombardıman nedeniyle yaşamanı yitirmediği açıklaması aynı zamanda savaşın vahametini de ortaya koymuştu.

2015 yılıyla birlikte Esad’ın birçok alanda muhaliflere karşı ilerleyişiyle birlikte kimi stratejik bölgeler tekrardan rejimin eline geçti. 2013 yılında Girê Spî’nin DAİŞ’e bırakılmasıyla birlikte Kobanê ve Cizîrê kantonların arasındaki bağ koparken, 2015 yılı Haziran ayında söz konusu bölgenin Kürt güçleri öncülüğünde DAİŞ’ten temizlenmesiyle birlikte iki kanton yeninden birleşti. Bu aynı zamanda DAİŞ’in Türkiye’ye açılan en önemli nefes borusunun kesilmesi anlamına geliyordu.

Düşürülen uçaklar ve gerilen ilişkiler…

2015’in en önemli gelişmelerinden birisi de DAİŞ’e karşı rejime destek sunan Rusya’ya ait savaş uçağının Türkiye tarafından Hatay sınırında düşürülmesi oldu. Türkiye’nin desteklediği muhaliflere karşı İblid bölgesinde rejim açısından ciddi ilerleyişin kaydedildiği sıralarda yaşanan bu durum Türkiye ve Rusya arasındaki iplerin kopmasına yol açtı ve aynı zamanda Suriye’deki dengelerin de değişeceğinin sinyalini veriyordu. Türkiye artık Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle kurduğu üçüncü bir blok ile “muhalif” diye tanımladığı çete gruplarına açık bir şekilde desteğini sürdürdü. Bu grupları ve DAİŞ işgalinde bulunan Şehba ve Mare hattı bölgesini “kırmızı çizgi” olarak ilan eden Türkiye, bu kez Kürt karşıtlığını YPG’nin de içerisinde bulunduğu Devrimciler Ordusu’nun bu bölgeye ilerlemesini savaş gerekçesi haline getirilmesiyle gösterdi.

Çözümsüz çözüm arayışları

5 yıl önce bir kentte başlayan ve domino taşı misali neredeyse tüm ülkeye yayılan “iç savaş” halen çözümü beklerken, bu süre içerisinde göç etmek zorunda kalan milyonlarca mülteci dünyanın da en yakıcı sorunu olarak gündemde duruyor. Ülkenin dört bir yanında çatışmaların yaşandığı bu süreçte ilan edilen ateşkes ise birçok ihlalle devam ederken, birçok kez ertelenen ve her defasında olumsuz sonuçlanan Cenevre görüşmeleri ise Suriye’nin geleceğinin “ne olacağı” konusunda aralamayan perdenin bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.diha

devam edecek: İç savaşta bir devrim: Soykırımdan özerkliğe…

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here