Anasayfa Haber Özgür Sevgi Göral: ‘Hakikat ve yüzleşme ile barış arasında çok somut bir...

Özgür Sevgi Göral: ‘Hakikat ve yüzleşme ile barış arasında çok somut bir ilişki var’

Paylaş

Kürt sorununun demokratik çözümünde kilit rolde olan çalışmalardan birisi olan ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz mektubunda da vurguladığı hakikat ve yüzleşmenin, barış ile doğrudan ve somut bir ilişkisi olduğunu belirten Hafıza Merkezi Hafıza Çalışmaları Programı koordinatörü Özgür Sevgi Göral, yüzleşme ve hesaplaşmanın araçlarından biri olan Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun Türkiye’de kurulması durumunda ise komisyonun etnik, dinsel, mezhepsel ve diğer her türden toplumsal çeşitliliği yansıtması gerektiğini ifade etti.

Kürt sorununun demokratik çözümünde kilit rolde olan çalışmalardan birisi hakikat ve yüzleşme. 30 yılı aşkın süredir devam eden savaş sürecinde yaşanan “faili meçhul” cinayetler ve katliamların akıbetinin ve faillerinin ortaya çıkarılması için elzem olan hakikatlerin araştırılması ve yüzleşme, büyük çoğunluğu Kürdistan’da yaşanan 17 bin 500’ü aşkın “faili meçhul” cinayet, toplu mezarlar gibi büyük yaralara sahip Türkiye’de, Kürt sorununun demokratik ve kalıcı çözümü için adeta olmazsa olmaz niteliğinde. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan benzer çatışmalı süreçlerde sorunun çözümü için kurulan Hakikat ve Yüzleşme Komisyonları, önümüzdeki süreçte aciliyet gerektiren bir konu olarak gündemdeki yerini koruyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kaleme aldığı ve Diyarbakır Newrozu’nda okunan mesajda da Öcalan’ın, “Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp Parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız” diyerek bir kez daha vurguladığı Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nu ve yürüteceği çalışmaların çözüme katkılarının ne olacağını Hafıza Merkezi Hafıza Çalışmaları Programı koordinatörü Özgür Sevgi Göral DİHA’ya anlattı.

‘İşlenen suçlar sistematik devlet politikasının sonucu’

Devletler ve devlete muhalif gruplar arasında yaşanan çatışmalı dönemlerde toplumların “kanayan yaraları” olan ancak devletlerin de “utanç tarihi” olan “zorla kaybedilme” sorunu üzerine çalışan Hafıza Merkezi’nden Özgür Sevgi Göral, devletin kendi işlediği suçları araştırmasının dünyanın her yerinde çok zor gerçekleştiğini söyledi. Failin devlet olması durumunda devletlerin kendi suçunu örtbas etme eğiliminde olduğuna dikkat çeken Göral, “Devlet, suç işleyen devlet görevlilerini cezasız bırakma, onları terfi ettirmek ve koruma, kollama eğiliminde. Çünkü, aslında işlenen suçlar sistematik bir devlet politikasının sonucu olarak hayata geçirildi” dedi. Türkiye’de zorla kaybedilmenin 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra uygulanmaya başlandığını ancak sistematik bir savaş stratejisi olarak 1992’de MGK’de alınan “PKK örgütünün alan hakimiyetini kırmak ve lojistik desteğini kesmek” kararıyla uygulandığına dikkat çeken Göral, bu karardan sonra sadece zorla kaybetmeler değil, yasadışı ve keyfi infazların, yaşam alanlarının boşaltılmasının ve zorla göçün de sistematik biçimde arttığını ifade etti.

‘Hakikat komisyonu yüzleşme ve hesaplaşmanın araçlarından biri’

Dünya örneklerine bakıldığında çatışmalı dönemlerin sona ermesiyle birlikte “zorla kaybedilmeler”in hesabını vermek için devletlerin Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurduklarını hatırlatan Göral, bu komisyonun çatışmalı dönemlerden sonra geçiş süreçlerinde kullanılan bir mekanizma olduğunu dile getirdi. Toplumların, çatışmalı dönemlerde yaşanan hak ihlalleriyle karşılaştıklarını, çatışmanın sona ermesiyle devletlerin hiçbir şey yokmuş gibi devam edemediğini dile getiren Göral, “Çatışmalı dönemde yaşanmış şiddetle ve suçlarla hesaplaşmak gerekiyor. Hakikat komisyonu bu yüzleşme ve hesaplaşmanın araçlarından biri sadece. Bunun yanında, özellikle suça karışmış devlet görevlilerinin yargılanması, hafızalaştırma çalışmalarının yapılması, anma mekanlarının oluşturulması gerekiyor. Yine, kurumsal reformların yapılması, suça bulaşmış devlet görevlilerinin görevlerinden alınması gerekiyor” şeklinde konuştu.

‘Hakikat komisyonları yargılamalara karşı bir mekanizma değil’

Komisyonun dünyada 40’ın üzerinde ülkede uygulanan bir mekanizma olduğunu belirten Göral, Hakikat komisyonlarının yargılama yetkisi olmayan, yasayla ya da hükümet kararıyla oluşturulan, belirli bir dönemdeki yaygın, sistematik ağır hak ihlalleriyle yüzleşmek ve hesaplaşmak için kurulan mağdur odaklı mekanizmalar olduğunu söyledi. Göral, ” Türkiye’de Güney Afrika örneği çok biliniyor ve ‘bu komisyonda failler ile mağdurlar bir araya getirildi ve failler için af çıkarıldı’ deniliyor. Bu, aslında birkaç açıdan tartışmalı bir mesele. Birincisi dünyada hayata geçirilmiş 40’ın üzerindeki hakikat komisyonlarından sadece 3-4 tanesinin af yetkisini kısmen kullandığını görüyoruz. Diğer hakikat komisyonlarının af yetkisi yok, yargılamalarla birlikte oluşturulmuşlar. Örneğin, Arjantin’de 1983’te kurulan hakikat komisyonunun verilerinden bugün bile failleri yargılamak için faydalanılıyor. Dolayısıyla, hakikat komisyonunu yargılamalara karşı bir mekanizma gibi düşünmemek lazım.”

‘Güney Afrika örneği eleştirilen bir komisyon’

Güney Afrika’da hayata geçirilen Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun işleyişinden bahseden Göral şöyle devam etti: ” Güney Afrika örneğinde 7 bin civarındaki af başvurusundan sadece 849’u hakkında af kararı çıkmış. Bu yüzden, Güney Afrika örneği için ‘failler ve mağdurlar barıştırıldı’ demek de doğru değil. Buna rağmen Güney Afrika, af nedeniyle çok eleştirilen bir komisyon. Yani, failleri affetmesi, cezasızlık pratiğini güçlendirdiği için, hakları ihlal edilenlerin, çok yaygın ve sistematik ırkçılığa maruz kalanların güvenini zedelediği için bu anlamda çok eleştirilen bir komisyon. Güney Afrika Komisyonu aynı zamanda belirli bir nüfus grubuna yönelik sistematik ırkçılık ve ayrımcılık örüntülerini tekil hak ihlalleri olarak dile getirdiği için de eleştiriliyor.”

‘Türkiye’de kurulacak hakikat komisyonunda faillere af yetkisi verilmemeli’

Türkiye’de bir hakikat komisyonu kurulduğu takdirde bunun af yetkisiyle failleri affettirecek bir komisyon olarak düşünülmemesi gerektiğini altını çizen Göral, “Hakikat Komisyonu mağdurların sesinin duyulduğu ve tanındığı bir platform olarak ve faillerin yargılanmasıyla birlikte düşünülmeli. Çünkü, Türkiye gibi cezasızlığın çok güçlü ve çok kurumsal olduğu, faillerin bir türlü yargılanmadığı bir yerde af meselesini bugünden tartışmaya başlamak doğru olmaz” dedi.

‘Hakikat komisyonları etnik, dinsel, mezhepsel çeşitliliği yansıtmalı’

Komisyonun Türkiye’de nasıl olabileceği üzerine değerlendirmelerde bulunan Göral, dünya örneklerinden faydalanılabileceğini ancak ülkelerin kendi özgün durumlarını göz önünde bulundurmak gerektiğini kaydetti. Hakikat komisyonunun ele aldığı meselelerin de kadınların savaştaki ya da çatışma dönemindeki deneyimlerini, bilgilerini, birikimlerini ve uğradıkları şiddeti içine alacak bir şekilde tasarlanmış olması gerektiğinin altını çizen Göral, aynı zamanda hakikat komisyonlarının etnik, dinsel, mezhepsel ve diğer her türden toplumsal çeşitliliği yansıtması gerektiğini belirtti.

‘Komisyon üyelerinin insan hakları savunuculuğu geçmişleri olmalı’

Göral, dünya örneklerinde komisyon sayısının genelde 3 ile 18 arasında değiştiğini ancak bunun kamuoyuna görünmeyen arka planının olduğunu söyleyerek, burada da hukukçular, sosyologlar, antropologlar, psikologlar ve tarihçilerin yer aldığını kaydetti. Göral, “Bunlar veri topluyor, insanlarla yüz yüze görüşmeler yapıyor, tanıklık topluyor, arşivleri gözden geçiriyorlar” dedi. Komisyonlarda yer alacak kişilerin çoğunlukla insan hakları savunuculuğu geçmişi olanlardan seçilmesi gerektiğini söyleyen Göral, komisyonerlerin belirli bir süre ve belirli hak ihlalleri için araştırmalar yaptığını ve bunlarla ilgili tanıklık topladıklarını ve böylece ihlallerin yapısal özelliklerini ortaya çıkardığını ifade etti.

‘Barış süreci ile hakikatler arasında çok somut bir ilişki var’

Hakikat komisyonunun kurulmasının “çözüm süreci” ne önemli katkıların olacağını belirten Göral, Türkiye’nin uygulamada spesifik olarak Kürt çatışmasıyla ilgili birtakım özgül özellikleri dikkate almak gerektiğini söyledi. Zorla kaybedilme suçlarının devlet tarafından tanınması gerektiğini ve kayıpların akıbetin açıklanması gerektiğini ifade eden Göral, “Barış süreci ile hakikatler arasında çok somut bir ilişki var. Kürt meselesinde çatışma ile sonuçlanan devlet işleyişi, suç, cezasızlık, inkar ve yalanla işliyor. Bunu kırmanın yolu resmi yalanlardan değil, mağdurların anlatıları, bu anlatıların tanınması ve hakların tesliminden geçiyor” dedi.

‘Devlet ‘biz suç işlediğimizi biliyoruz’ demesi gerekir’

Devletin, “Biz devlet olarak suç işlediğimizi biliyoruz. Bunların bu şekilde yapıldığını tüm topluma ilan ediyoruz. Ve aynı zamanda bir daha bundan sonrasının yapılmaması için üzerimize düşenleri yapmayı kabul ediyoruz” demesi gerektiğinin altını çizen, her şeyi hakikat komisyonunun altına koymaktan çok hakikat komisyonu örneğini, hakikat komisyonuyla ilişkili yargılamalar ile birlikte ele almanın diğer meselelere de mekanizma olacağına işaret eden Göral, “Çünkü cezasızlık zırhı sadece geçmişe ait ve salt Kürt meselesine has değil. Cezasızlık meselesini Hrant Dink davasında, Berkin Elvan’ın failleri bakımından, Kobane eylemlerinde, Nihat Kazanhan’ın öldürülmesinde ve burada sayamadığım başka birçok örnekte görüyoruz. Türkiye’de cezasızlık meselesi yüz yıllık bir devlet geleneği. Eğer Kürt meselesi ekseninde bir hakikat komisyonu kurulur ve bu vesileyle açılan alanı mücadele ederek genişletebilirsek bunun diğer tüm devlet şiddeti pratikleri için de önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here