Anasayfa Köşe Yazıları Özgürlük korkusu

Özgürlük korkusu

Paylaş
Özgürlük korkusu
Arzu Şimşek
arzunursimsek@gmail.com

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında çok sayıda değerlendirme yazısı yazıldı. Seçim birçok açıdan değerlendirildi, yorumlar ve analizler yapıldı. Bu yorumların büyük bir çoğunluğunda HDP genelde başarılı bulunmakla birlikte farklı boyutlarda eleştiriler de oldu.

Ben bu yazıda sol çevrelerin yaptığı eleştirilerde ortaya çıkan değerlendirmeler üzerinde durmak istiyorum.Bu çevrelerin değerlendirmelerinde Selahattin Demirtaş’ın başarısı genel olarak üç etkenle yorumlandı. Bunlardan biri seçim yöntemi ile ilgiliydi ki; seçimde sadece üç adayın bulunması, dolayısıyla Selahattin Demirtaş’ın da diğerleri gibi görünür olabilmesiydi. Bu yoruma göre, elde edilen sonucun HDP’den bağımsız, özellikle de seçim sisteminin Demirtaş’ı görünür kılmasından ve bu görünür olmanın bir avantaja dönüşmesinden kaynaklandığını ileri sürmek gerekir. Sözünü geniş kesimlere duyurabilmek ve toplumla buluşabilmek açısından, araçların kullanılabilmesinin sonuçta etkili olduğunu söylemek elbette mümkün. Ancak bu yorum oyların kalıcı olmadığına, sürdürülen çalışmanın içeriğinin sonuç üzerindeki etkisinin görmezden gelinmesine işaret edince problemli oluyor. “Üç adaydan biri” nitelendirmesi ile yapılan eşitleme Selahattin Demirtaş’ı diğer adaylarla aynı kulvara sokuyor ve kampanyanın içeriğini görmezden geliyor.

İkinci, çatı adayının doğru seçim olmadığı ve bu durumun sonuçlarının Selahattin Demirtaş’ın hanesine oy olarak yansıdığı yorumunda ise kaygan bir oy zemini kurgusuyla Demirtaş, çatı adayına şekilsel bir alternatif olmuş oluyor. Bu şekilde yine Demirtaş ismi ile yürütülen siyasal çalışma gözden kaçırılıyor, HDP’nin siyasal alternatifleri ile diğer adayların kozmetik düzeyde kalan siyasi iddiaları adeta eşitlenmiş olunuyor.

Üçüncü yorum olarak da Selahattin Demirtaş’ın sempatiklik, sakinlik, pratik zeka gibi kişisel özellikleri ile elde edilen bir başarıdan söz ediliyor. Anlaşılırlık açısından katkı sağlayan pozitif özelliklerin başarı ile doğrudan bağlantılanması yeni yaşam çağrısını gölgelemek oluyor.

Toplum nezdinde yeni bir siyaset anlayışına duyulan ihtiyaca kulaklarını kapayan bu yorumlara karşılık, önemsenmesi gereken asıl durum, birlik içinde erimeyen bir çoğulculuk anlayışının, yeni yaşam çağrısının toplumda karşılık bulması, umut olabilmesidir.

Bu sonuç tesadüfen oluşmadı.

Yeni yaşam çağrısı, dünyadaki ve Türkiye’deki değişimleri okuyabilen bir sol düşüncenin, radikal demokrasi mücadelesinin, Kürt özgürlük hareketinin gerilla savaşı, siyasi partileri, teorik dönüşümleri sonucu yaşamla kurduğu reel bağın karşılığıdır.

Yeni yaşam çağrısı tüm ezilenlerden, mağdurlardan yana olan bir mücadele çizgisidir ve Selahattin Demirtaş da bu siyasi hareketin ürünüdür.

Yeni yaşam çağrısını “kimlik siyaseti” ya da “kimlik siyasetinden vazgeçilerek Türkiyelileşme” olarak değerlendiren anlayış, uzun yıllardır yok sayılan bir kimliğin var oluş yolunun zorluklarını, devlet politikasının bu kimlikleri yok saymak amacıyla kasıtlı oluşturduğu bir algı gerçeğini perdelemiş oluyor. Kürtler için salt kimlik meselesi olsaydı bunu AKP ile de çözmeleri mümkündü. Kürtlerin taleplerini salt kimlik talebi olarak görerek açılım geliştiren, AKP anlayışıdır. Oysa HDP’yi tercih eden kürtler için mesele salt kimlik talebi olmanın ötesinde,sosyal eşitsizliklere karşı çıkma meselesidir. Dolayısıyla durumu sadece bir kimlik siyaseti kavramı ile açıklamaya kalkarsak, Kürt özgürlük hareketi ve geldiği aşamayı, sol ile kurduğu organik ilişkiyi, potansiyel birikimi ile tüm ezilenlerle yol yürüme isteğini doğru değerlendiremez, yeni dönemin siyasetiyle doğru bağlantı kuramayız.

Kapitalizm, sermaye, iktidar, güç, tahakküm, mülkiyet vb. geliştirdiği ilişkiler ve oluşturduğu yeni kurumlarla kendini gerçekleştirip yeniden üretirken, toplumsal muhalefetin belli bir somutluk alanında takılıp kalması ancak yeni tahkim ilişkilerinin oluşmasına fırsat yaratabilir. Din, ırk, cinsiyet gibi farklılıkların insanın doğaya tahakkümü ile başlayan bir genel çerçeveden ele alınması toplumsal doğallıklarına kavuşmalarını sağlayabilir. Her türlü tahakküme karşı duruş, bir başka duruş ile birleşerek gerçek özgürlük mücadelesine dönüşebilir. Aslında yapılması gereken şey, toplumsal muhalefetin de bütün çeşitliliği ile kendini yeniden üretmesidir. Çünkü yeni ulus devletin geliştirdiği nihai durum olarak toplumsallığı kurgulamak ancak aynı kanaatleri dayatmayı barındırabilir. Oysa tüm farklılıkların kendini gerçekleştirebildiği böylece bütünleştirmeyi aşabilen bir muhalefet toplumsal muhalefet olabilir, eylemin kendisindeki hakikat içeriğiyle birlikte eyleyebilir. Ve kendi doğal gücüne dayanarak sınırsız bir dünya talep edebilir

Yoksa her türlü ayrımcılığa karşı mücadele vermemize engel, ‘’başka’’ ile yüz yüze gelmemize‘’başkanın’’ bizi nasıl gördüğünü görmemize engel, içimize sirayet etmiş özgürlük korkusu mudur?

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here