Anasayfa Haftanın Yazısı Özgürlükçü Sol : Dünden Bugüne

Özgürlükçü Sol : Dünden Bugüne

Paylaş

Uzun bir süredir AKP-devlet eliyle temel hak ve özgürlükleri yok eden demokratik siyaset zeminini ortadan kaldıran uygulamalarla birlikte yeni bir sistemi kurumları ile oluşturulmakta.AKP nin iktidarını hazırlayan dünya ve Türkiye siyasi koşullarını bir kenarda tutarak,kendi bütünlüğü içerisinde kısa tarihine baktığımızda, tektipçiliğe dayatmaya karşı özgürlüklerden bahsederek, vesayet rejimine karşı sivil siyaseti öne çıkararak yola başladığını söyleyebiliriz.Devletin kurumsal geleneksel yapısıyla örtüşen, sermaye ilişkileriyle güçlenen bu süreç, farklılıkların ezilenlerin mağdurların ifade bulduğu toplumsal yaşama,simgesel tanınmalarına giden, demokratik-sivil siyasete ilerleyen bir süreç olmamıştır.Olmadığı gibi, farklı siyasetlerin ve farklı özgürlük alanlarının özne olmalarını kabul etmeyerek ilerlediği için, konu olan tüm alanların sorunlarının anlamlarından kopartılmasına sebep olmuştur.Merkezi güç olarak sorunları kendinde toplayan ve anlamlarından kopararak estetikleştiren bir yapı  kaçınılmaz olarak ve de kendi varlığının   tek çaresi ideolojik keskinliğe girdi.Bu sorun alanlarından en kapsamlısı olan  yoksulluk, artık toplumsal bakışla ufukta görünmez bir sorun haline gelmiş oldu.Genellikle doğal hatta hak gibi ifade bulan ‘kültür’ün en büyük-derin faşizm olabileceğini örneklendiren keskinliğe ulaştı.Buradaki topyekün ele geçiriş, toplumdaki dönüşümün boyutları özellikle incelemeye değerdir, muhalif olarak toplumsallaşabilmek için gereklidir.

İnsanı bütünüyle sarmalayan bir şimdi durumunun eleştirel değerlendirmesini yapmak hiç bir zaman kolay değildir. Çünkü tartışılan konunun terimleri kuşatılmıştır ve bizi tartışılan konuya geri gönderen değerlendirmeye iter.  Analiz, eleştirel değerlendirmelerle birlikte yapılabilir ise, üst-çıkarımlara ilerler  -olmalıdır da. Post-modernliğin en karakteristik özelliği böyle bir değerlendirmeyi mümkün kılmadan; hızlı, bağlantısız şimdiler kurabilmesidir.

AKP bugün eski rejimi bütün bağlantılarıyla yeniden canlandırırken,bu ilişki; tabanı benimsemediği için yarılma  oluşturulabileceğini söyleyenlerin işaret ettiği gibi, çelişkinin devam ettiği bir uzlaşma hali midir? Bu sürece ordu  açısından baktığımızda ise, kanunlarla çok daraltılmış etki ve görev alanlarının yeniden tanımlanması, deşifre olmuş  ilişkilerle yıpranmışlıklardan aklanma-yapılanma gibi yeni Türkiye’de pozisyon arayışında diyebiliriz.AKP devletleşirken Roboski’de atılan bombaların emri ordu tarafından değil,‘sivil siyaset’ tarafından üstlenilmiştir. Aynı zamanda bugün emaysa protokolü yeniden canlandırılırken ‘sivil siyaset’ adına şunu hatırlamalıyız; emasya protokolunun kaldırıldığı, bir daha o günlere dönülemez dendiği dönemlerde Terörle mücadele Kanunu’nda  ‘terörist’ tanımlamasının kapsamının genişletildiği dönemlerdir.Bir yanıyla da barış talebinin vatan hainliği olduğunun söylenebildiği ve arkasında geniş bir kampın kurulduğu bu günlere gelişin taşlarının örüldüğü dönemler.

Türkiye’de Demokrasi için bir araya gelmek, muhalefetin biriktirdikleri kadar ortaya çıkabildiğini aslında toplumsallaşma yolunda olduğumuz gerçeğini hatırlatıyor.Bu noktada toplumsal mücadele açısından yaşanmış üç deneyim iyi analiz edilmelidir.Duvarların kaldırılabileceğini gösteren Gezi süreci, barış sürecinin bitirilmesine isyan ediş Kobani ayaklanması, başka bir yaşama evet denilen 7 Haziran seçimleri. Bu olaylar sistem tarafından büyük bir panik ve şiddetle bastırılırken, demokratik siyasetin önünü kapatan, hiçbir toplumsal talebin dile getirelemedeği bugünkü faşizm ortamı oluşturulmuştur.Demokratik siyasetin genişletilmesi için ortaya konulan çabaların karşılık bulması için geçmişteki deneyimlerin öz eleştirisinide yaparak,Çoğulcu bir Türkiye hayali ile işe başlamalıyız.Bu hayal faşizme karşı mücadeleye başlamak demektir.

özgürlükçü sol

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here