Anasayfa Haber Özgürlükçü Sol: Yeni döneme soldan bakmak

Özgürlükçü Sol: Yeni döneme soldan bakmak

Paylaş

 

Sol , Sosyalist, Demokrat , Toplumsal Muhalefet hareketi bir bütün olarak, 2015 seçimlerinin yarattığı bu kritik eşikte, öteden beri ifade ettiğimiz birleşik mücadele açısından çok önemli bir sürece adım atmaktadır. Son 30 yıla etki eden ve Kapitalizmin bütün dünyayı domino ederek kesin zaferini ilan ettiği bir dönemin yaratmış olduğu, eşitsizlik ve adaletsizlik sarmalında, anti-kapitalist mücadelenin yeni bir dönemine girmiş bulunmaktayız.

Solun genel  ideolojik-politik yansımalarının zayıflamış olduğu bu süreçte, uluslararası sermaye güçleri ve bu güçlerle çelişkileri bulunan bölgesel güçler arasındaki yeni çatışma dinamikleri, yeni savaşlara neden olmakta ve açığa çıkardıkları yeni sorun alanları, reel siyasetin belirleyenleri olarak bugün önümüzde durmaktadır. Türkiye ‘de ve Türkiye’nin doğrudan etkilendiği ve etkileme potansiyelinin olduğu Ortadoğu’da bugün her zamankinden daha çok, eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir sol siyasete olan ihtiyaç kendisini hissettirmektedir. Halkların barış içinde ve eşit koşullarda, yeni bir yaşam ve özgür, demokratik bir gelecek için söz ve karar sahibi olabilecekleri bir süreç, ancak bu ihtiyaca uygun bir siyaset ve politik güçle kendisini var edebilir.

Tüm Dünyada ve bölgemizde, halkların barış içinde ve eşit koşullarda, yeni bir gelecek kurabilmelerinin ve bu gelecek üzerine müzakere yapabilmelerinin yolu, bölgede yerel halkların ve bu halkların iradesini yansıtan demokratik, katılımcı, çoğulcu bir mekanizmanın oluşturulmasıyla mümkün olabilir. Bu anlamda, Ortadoğu’da bir bütün olarak, özgür, demokratik ve halkların bir arada yaşamasına olanak veren bir gelecek için mücadeleyi esas almak ve bunun için güç biriktirmek önemlidir. Solun tarihsel olarak taşıdığı politik derinliği bağlamında, Kürt siyasal hareketinin biriktirdiği deneyim ve  örgütlü demokrat yapıların biriktirdiği güç ile, yeni dönemin okumasını yaparak, yeni politik açılımlar eşliğinde yol alınması gerekmektedir Bugün bu tarihsel görevi, yıllardır ifade ettiğimiz tarihsel bir buluşmanın yeni bir evresi olarak okumak ve buna uygun bir siyaset kurma göreviyle karşı karşıyayız.

Bugün, uzun bir tarihsel geçmişten ve bu tarihsel geçmişin tekçi ve demokrasiyi, katılımcılığı, çoğulculuğu dışlamış olan yönetme anlayışından kaynaklanmış olan, inanç ve kimlik alanlarındaki sorunların üretmiş olduğu mücadeleler asla yadsınamaz ve önemsiz olarak görülemez. Artık Türkiye’de farklı inanç grupları, inançlarından ötürü yıllarca rejim tarafından dışlanmalarına, ayrımcılığa uğramış olmalarına itiraz etmekte ve kendi gelecekleri için söz kurmakta, mücadele etmektedirler. Bu inanç kesimlerinden başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç kesimleri, artık toplumsal muhalefetin yeniden şekillenmesinde dikkat çeken ve görmezlikten gelinemeyecek örgütlü hareketler olarak varlıklarını hissettirmektedir.

Bu ülke topraklarında, tekleştirme politikasına tabi tutularak soykırıma, zulme uğramış ve bugün ne yazık ki azınlıklar olarak anılan, başta Ermeniler ve Rumlar olmak üzere, farklı halkların da hala Türkiye’de bulunanlarının temsilcileri, düne göre bu yeni dönemde, daha etkin bir şekilde, Türkiye’nin ve bölgenin geleceğinde öne çıkmaya başlamışlardır.

Kapitalizmin neo-liberal politikalarının yaratmış olduğu tahribat emek alanında, işsizlik, taşeronlaştırma, iş güvenliği sorunları ve sendikasızlaştırma olarak karşımıza çıkarken, insanlığın tarihsel mirası olan yaşam alanlarının talan edilmesi, yeşilin yok edilmesi ve derin bir ekolojik kriz olarak da toplumsal yaşamımızın sorun alanları olarak öne çıkmaktadır.  Bu politikaların son yıllarda acımasız ve laf dinlemez uygulayıcısı AKP iktidarıdır. Yaşam alanlarına yönelik bu dizginlenemeyen saldırılar, artık toplumun derinliklerinde dipten bir dalganın kabarmakta olduğunu göstermektedir. Gezi direnişi, son yıllardaki bu dizginlenemez saldırganlığa ve otoriterleşen rejime isyanın somut göstergesidir.

Gerek, emek alanındaki genel memnuniyetsizliğin gösterdikleri, gerek farklı inanç kesimlerinin son yıllarda yükselen talepleri, gerek bu ülkede azınlık durumuna düşen halkların kendi rengiyle sürece dahil olma isteği ve yaşam alanlarına, doğaya, ekolojik yaşama yapılan saldırılara baş kaldırılarak yol gösterici olan ve güven veren politik pratik süreçlerin, Kürt siyasal mücadelesinden etkilendiğini bilerek bugünü değerlendirmek doğru olacaktır. Kürt hareketinin son 30 yıllık mücadelesi ve kazanımları, bugün toplumsal muhalefet alanındaki sosyal ve siyasal örgütlere güven ve cesaret vermektedir.

Bu ülke topraklarında, tekleştirme ve yok sayma politikalarının mağdur ettiği, dışladığı, en önemli dinamiklerden olan Kürtler, son 30 yıl içinde önemli bedeller ödeyerek ve bu ülkede ölümlere, büyük kıyımlara neden olan bir savaşın mağduru olarak, bugünkü temel politik gündemlerimizin en esaslı unsuru olarak öne çıkmışlardır. Artık Türkiye’de hiçbir sorun Kürt hareketini görmeden ele alınamaz ve hiçbir politik adım Kürt hareketinin taleplerini görmezden gelerek atılamaz.

Bir süredir Kürt hareketinin lideri ile ve değişik örgütlü yapılarıyla devlet arasında süren görüşme ve diyalog süreci yeni bir evreye girmekte, kalıcı bir barış için sürdürülebilir bir müzakere süreci için görüşme trafiğinde yoğunlaşma gözlenmektedir. Esas olarak bu süreç, sadece silahların susması ve barış ortamının olgunlaştırılması ile değil, aynı zamanda bu süreçle birlikte, Kürt hareketinin yeni döneme dair açılımlarıyla da  dikkat çekmektedir.

Kürt siyasal hareketinin 2013 Newroz’u ile birlikte ortaya koymuş olduğu yeni dönem tarifi ve yeni görevler bütünlüğü, artık yeni olanakları ve birleşik bir mücadele zeminini kolaylaştıran işaretler içermektedir. Eski döneme ait olan ve toplumsal muhalefetin de sıkışma yaşadığı, ayrı örgütlenme ve ayrı ayrı gelecek arama süreci, bir arada yaşama ve Kürt sorunun çözümünü Türkiye’nin demokratikleşmesinde, demokrasiyi kazanmamızda gören bir eksene kaymış gözükmektedir.

O nedenle, artık eski politik bagajlarımızdaki ezberlerimizle ve fikri-ideolojik hattımızla bu yeni dönemi okumamız mümkün değildir. Özgürlükçü Sol olarak, öncesinden de ifade etmiş olduğumuz, tarihsel buluşma için yeni bir dönemin içinde olduğumuzu kabul ederek, bugünkü önceliklerimizi ve görevlerimizi tanımlamakla karşı karşıyayız. Emek, kimlik, ekoloji ve demokrasi mücadelesinin politik hattını tanımlamak, politik manifestosunu oluşturmak ve bunun eylemini örgütlemek düne göre bugün daha olanaklı ve gerçekleşebilir somutluktadır.

HDK/HDP bu anlamda bu döneme sahici bir biçimde adım atılmasında, önemli bir görev ve kolaylaştırıcılık görevi görmektedir. İlk zamanlar daha çok, seçimlerde birlikte tutum almak ve sosyal-siyasal mücadele alanlarında ortak tutum almak olarak okunacak bu süreç, aslında başarı hikayelerinin çoğaltılması ve birleşik mücadelenin kazanımlarının ürettiği sonuçlarla birlikte, büyük bir stratejik akla dönüşebilir, daha billurlaşmış bir dönemin kapısını aralayabilir.

Elbette böylesi birleşik mücadelelerin ve bu mücadelelerin araçlarının örgütlenmesinin zorlukları vardır. Geçmiş tarihsel pratiklerimiz, bu tür dönemlere dair zorlukların nedenleri üzerinde oldukça zengin deneyimlere işaret etmektedir. Ancak bu geçmiş tarihsel deneyimlerimiz, nasıl yapmamamız gerektiği konusunda da önemli birikimlerimiz olduğunu göstermektedir.

Özgürlükçü Sol olarak dün de bugün de, bu birleşik mücadele zeminin salt sol-sosyalist örgütlü yapıların birliğine sıkıştırılmaması gerektiğine dair fikrimizi koruyarak, sürece katkı vermeye çalışıyoruz. Bugün içinde olduğumuz bu birleşik mücadele zeminin, toplumun derinliklerinde etki yaratacak ve Türkiye’nin demokrasiyi kazanma mücadelesinin taşıyıcısı olacak bir politik genişlemeye sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Demokrasi mücadelesi ile özgürlük mücadelesini, kimlik mücadelesi ile emek ve sınıf mücadelesini birbirinin yerine koyan değil, bütünlüklü ve kapsayıcı bir toplumsal muhalefet mücadelesini esas alıyoruz.

Bu konuda kaba ayrıştırmalara giderek değil, Kapitalizmi aşma hedefiyle, bugün demokrasiyi kazanma ve sistemin ötekileştirdiği, dışladığı kesimlerin taleplerini elde etme mücadelesinin birbirini besleyeceğini gören yerden, bir mücadele kurulmasını esas almak gerekmektedir. Rejimin genel krizine müdahale etmekten sakınmayan, toplumun sıkıştırılmış olduğu, AKP ve karşıtları olarak kodlanan siyasi kısır döngüsünden kurtarılacak, farklı bir seçeneğe ve başka bir politik alternatife yığınak yapılması bugünün sahici görevleri arasındadır.

Bu anlamda, bugün 2015 seçimleri toplumsal muhalefet açısından kritik bir eşiktir. Tarihsel olarak büyük bir buluşma için atılacak bu yeni ve ileri adımda, kendisini sadece sözde değil, pratik olarak somutta da göstereceği bir döneme girilmiş olacaktır. Bu eşikte sol ve sosyalist hareketin bu tarihsel buluşmadan sakınması asla düşünülemez. HDP etrafında şekillenmeye başlayan ilgiyi ve gelecek umudunu, geçmiş tarihsel sürecin bugün için daraltıcı politik saptamaları üzerinden itibarsızlaştırmaya yönelmek ve bu güç odağını zayıflatma girişimi olarak okunacak politik farklı seçeneklere göndermeler yapmak, bugün tarihsel olarak bir yeni fırsatın ötelenmesi ve güçsüz kılınması çabası olarak tarihe geçecektir.

Özgürlükçü Sol fikri-ideolojik hattıyla, bugün sahip olduğu bütün örgütsel araçlarıyla bu sürece can verecek bir politik kararlılık içinde ve dönemin tarihsel şansını, tarihsel buluşmanın ileri bir adımı olarak değerlendirmektedir. Bugün bir tarafta, kendi islami kimliğini yeni rejimin temel ilkelerine sirayet ettirmek için iktidar olanağını her düzeyde kullanan bir siyasi güçle, diğer tarafta da buna karşı eski Türkiye’nin tekçi, demokratik olmayan rejimini aşma konusunda ayak direyen bir başka siyasal gücün sarmalında sıkışmış topluma, başka bir gelecek olduğunu göstermek temel görevdir.

2015 seçimleri bu anlamda; sonuçları itibarıyla bir başka döneme adım atacağımızı ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına işaret etmektedir. Bugün rejimin ana akım siyasetinde söz kuran ve bunun politik eylemini devreye sokan güçlerine karşı, toplumun önüne üçüncü bir seçeneğe güç toplamayı anlatan bir politik birliğe ihtiyacı bilerek hareket edilmelidir. Solu ve demokrasi güçlerini bir araya getirmeye çalışırken, bir yandan da bugünkü solun örgütlü ilişkilerinin kapsama alanı dışında kalan, ancak sisteme, rejime, farklı talepler etrafında itirazı olan, inanç ve kimlik talepleri olan kesimlerin, yaşam alanlarının savunulması için bugün iktidarla ve devletle mücadele sürüdüren yaşam alanları savunucularını kapsayan büyük bir muhalefet koalisyonunu yaratmak öncelikli hedefimizdir.

Bugün bu birleşik mücadele zemininde, politik olarak HDP’nin seçimlere nasıl gireceği de bir iki açıdan ele alınmak zorundadır. HDP, daha öncesinde olduğu gibi Kürt siyasal hareketinin öncelikleri ve onun somut koşulları ile sınırlı bir hat üzerinden yol alamaz. Kürt siyasal hareketi elbette tüm bu süreçlerin sonuçları üzerinden, dün olduğu gibi bugün de, gelecekte de kendisi açısından öznel kararlar alabilir ve bambaşka politik sonuçlar üretecek bir irade ortaya koyabilir. Ancak bugünkü verili koşullara ve kararlara bakıldığında, yönelimimizi  bugünkü realiteye uygun değerlendirebiliriz.

HDP’nin seçimlere bağımsız adaylarla girmesi ile parti olarak seçimlere girmesi farklı politik kararların ve farklı politik sonuçların işareti olarak ele alınmak zorundadır. Bağımsız adaylarla girilecek bir seçimde de elbette dün olduğu gibi bugünde Özgürlükçü Sol yine Kürt siyasal hareketiyle ittifakını ve bu ittifaktaki kararlılığını ortaya koyacaktır. Ancak bağımsız adaylarla girilecek bir seçimin, yeni yol haritasına tekabül eden bir politik sonuç üretmesi mümkün değildir. Bağımsız adaylarla girilmesi, esas olarak Kürt siyasal hareketinin eski dönemdeki sınırlarına çekilmesi ve Türkiye’nin demokrasi güçleriyle kuracağı ilişkiyi bir ittifak ve ayrı örgütlenme stratejine bağlı değerlendireceğine işaret eder.

Bugünkü siyasal yönelimin işaret ettiği şey ise, birleşik ve bütünlüklü bir politik özne olmaya niyettir ve bunun gereği de kapsayıcı ve Türkiyeyi demokratikleştirmeyi esas alan, demokrasiyi kazanmamızın esas olarak başta Kürt sorunu olmak üzere birçok sorunu çözeceğini ve kalıcı bir barışı ortak mücadeleyle kazanacağımızı kabul eden politik bir tercihtir. Doğru olan ikinci yoldur. Arkasında güç biriktirilecek ve geleceğin Türkiye’sinde Kürt siyasal hareketinin de, sol-sosyalist hareketin de değiştirici ve dönüştürücü bir özne olması ancak bu seçeneğin değerlendirilmesiyle mümkün olabilecektir.

Sistemin bugüne kadar, Kürt hareketine ve genel olarak sol ve muhalif güçlerin önüne koyduğu bariyerin adı anti-demokratik seçim sistemi ve yüzde on seçim barajıdır. Bu baraj esas olarak, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin önüne konulmuş bir barajdır. Bu yüzde on seçim barajının 2015 seçimlerinde alınacak oyla yıkılması kadar, esas olan gerek sosyolojik nedenlerle, gerek politik nedenlerle Kürt siyasetiyle, Türkiye’nin demokrasi güçleri arasına örülmüş olan bariyer ve barajların da yıkılabilmesidir. Bu seçimlerde yüzde on barajı kadar bu ayrıştırıcı ve araya mesafe konulmasına neden olan politik barajın aşılması da çok önemlidir.

Bu anlamda 2015 seçimlerinde Özgürlükçü Sol olarak, bütün sosyolojik ve politik barajları yıkmak için, bu birleşik mücadele zeminine su taşımak, emek koymak gibi bir görevle karşı karşıyayız. Tarihsel bir buluşmanın bu eşiğinde, adım atmak ve attığımız adımların takibini yaparak, toplumsal muhalefetin yeni politik açılımlar eşliğinde ve yeni dinamikleriyle yeniden inşasında rol almak tarihsel olarak acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

          yildizÖzgürlükçü Sol

 

Paylaş

3 Yorumlar

  1. Birleşik mücadele ve stratejik akıl ihtiyacına yapılan vurgular önemli .Bileşenlerin mücadelesinden birleşik mücadeleye geçilmesi gerekiyor.Sistemin yaşadığı kriz ekonomik.,siyasal ve kültürel boyutları olan çok derin uzun dönemli bir bunalım sürecini ifade ediyor. Yeni sürecin saflaşması klasik sağ-sol ikileminden değil yeni ve eski üzerinden yaşanıyor.. Her iki taraftada toplumun ezilenleri ötekileri mağdurları var.Eskinin yani kapitalist modernitenin karşına koyduğumuz stratejik akılı Kürt özgürlük hareketinin kavramlaştırmasınıda”Demokratik modernite” dikkata alarak sorunu burdan açıklayan bir yazıyla anlatılırsa iyi olur diye düşünüyorum. Yorumdan çok öneri oldu.Kolay gelsin

  2. BU tarihsel buluşma ortadoğu halklarının buluşmasınada örnek teşkil edecektir.Özgürlükçü solda bu tarihsel buluşmanın tarihsel önemini bilen yerde ve önderlikte konumlandırmalıdır kendini!

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here