Anasayfa Köşe Yazıları Prof. Dr., Aksu Bora yazdı:Evrim Alataş’a mektup

Prof. Dr., Aksu Bora yazdı:Evrim Alataş’a mektup

Paylaş

Canım Evrim,

Çok heyecanlı günler yaşıyoruz, görsen şaşar mıydın yoksa “Dediydim ben” mi derdin, bilemiyorum. Aslında dediydin tabii; dedin de, yazdın da. Dedin ki “Bir kopuştan bahsedeceksek, çeperi geniş tutmamız gerekiyor. Solun halktan kopması, Kürt hareketi ile sol hareketlerin kopması, Kürt hareketinin sol argümanlardan kopması…” Bıkmadan, dönüp dolaşıp anlattın, “binlerce kişiyi mobilize edebilen Kürt hareketi ile Türkiye sol hareketlerinin gücünü birleştirme cesaretini göstermesi, gerçek umut kapısını aralayabilecektir” diye.

Seninkiler diyeceğim…

İşte heyecanımızın sebebi bu: Sanki senin hayal ettiğine yakın bir şeyler oluyor bize. Halkların Demokratik Partisi diye bir parti kuruldu- “seninkiler” diyeceğim, diyemiyorum. Çünkü galiba bu sefer seninkiler, “bizimkiler” olmayı başaracaklar. Bu nasıl oldu, emin değilim. Biraz seninkilerin savunmadan çıkıp söz söyler hale gelmelerinden olabilir. Böylece demokratik özerklik gibi kritik meselelerin birer “Kürt oyunu” olmadığını gösterebildiler. Bir de hırsıza hırsız, katile katil diyebilmelerinden sanırım. Tabii başımızdakilerin pervasızlıkta sınır tanımaz hale gelmeleri de işin rengini değiştirmiş olabilir.

Felsefe taşını bulmuş olabilirler!

Ama sana bir şey diyeyim mi, işin sırrı, olabileceğine seni tanıdığımda inandığım bir şeyi becerebilmelerindeymiş gibi geliyor bana: Öfkeden bir sürü şey yapabilmekteymiş. Öfkeden güç, öfkeden mizah, dayanışma, inanç, öfkeden program, öfkeden umut. Simya gibi. Maddeyi altına dönüştürmek yerine, öfkeyi politikaya çeviriyorlar. Ama eskisi gibi değil, çok başka- felsefe taşını bulmuş olabilirler mi?

Kitabını ağlayarak okumuştum

Mayoz Bölünme Hikâyeleri’ni ağlayarak okumuştum, sen gülerek yazmış gibiydin, gerçekten öyle mi diye sormaya utandımdı sonra. O çok komik ve çok acı hikâyelerde görmüştüm öfkeden neler yapılabildiğini. Sadece kelimeler yoktu, müthiş bir hayatta kalma iradesi, inancı ve güveni de vardı. Belki de beni ağlatan, hikâyelerin acılığı kadar, buydu da.

Senin yaptığını benzer şeyler

İşte, bu bahsettiğim partinin, Halkların Demokratik Partisi’nin seçim bildirgesinde senin yaptığına benzer bir şey var. O yüzden siyasilerin atıp tutmaları gibi gelmiyor insana, söyleyenin inanarak söylediği, dinleyenin inanarak dinlediği sözler gibi. Vaadler değil de söyleyenle dinleyenin birbirine verdiği sözler gibi. Öfkeyi kararlılığa ve ortak akla dönüştürmüşler gibi.

Müthiş bir dayanıklılık ve iyileşme kapasitesi

Türkçe’de tam karşılığını bulamadığım bir kelime var: resilience. Dayanıklılık, esneklik, iyileşebilirlik gibi bir şey. Kürtçe’de var mı böyle bir kelime? Doğuştan getirdiğimiz bir özelliğimiz değil de şu dünyada başımıza gelenlerle, bizim o gelenleri karşılama şeklimizle oluşturduğumuz bir özellik sanki. Malatya’nın bir köyünden çıkıp Kürt olduğunu okulda öğrenen küçük bir kızın mesela, “denizkızını gören balıkçı hikâyeleri”nden güç alıp dünyaya dalması gibi. İşte şimdi heyecanla izlediğimiz şey de bu: Müthiş bir dayanıklılık, esneklik, iyileşme kapasitesi.

Olur Evrim, olur

Zalim istediği kadar sınır tanımasın, zulmün sınırı var ve o sınır galiba tam olarak burası; bu özgüven, sükûnet, emniyet. Haklı olduğundan, kazanmış olduğundan, yaralarını iyileştirme kapasitesine sahip olduğundan… O kadar ki, “hadi” diyecek gücü ve güveni bulabiliyor. “Hadi”.

Demişsin ki bir yerde, en nefret ettiğin kelime “olmaz”mış. Bunu tahmin etmeliydim tabii. Olur Evrim, olur…

Güzel saçlarından öperim.

Evrim Alataş kimdir?

Evrim Alataş, 76 Malatya Akçadağ ilçesinin Gölpına köyünde Alevi-Kürt bir kız çocuğu olarak doğdu. Gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusu .1994’te Yeni Politika’da gazeteciliğe başladı. Ardından Demokrasi, Özgür Bakış, Ülkede Özgür Gündem gibi gazetelerde muhabir ve editörlük yaptı. Evrensel, Birgün ve Özgür Politika’da köşe yazdı. Esmer dergisi, Birikim, Amargi, Siyahi ve Tiroj’da yazıları yayınlandı. Bu ekibin çıkardığı “Radikal İki” de uzun süre yazdı, akabinde Taraf’a geçti. Bütün yazılarında Kürt meselesi ve Kürt halkının sorunlarını yazdı. Gazetecilik yaparken 2003’te “Mayoz Bölünme Hikayeleri” kitabını çıkardı. Kürt coğrafyasında yaşanan çatışmalı dönemin traji-komik öykülerini yazdığı ilk kitabından sonra 2009’da “Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer”i çıkardı. Miraz Bezar’la birlikte, Diyarbakır üzerinden Kürt dünyasını ve savaş mağduru çocukları konu edinen “Min Dît-Ben Gördüm”ü yazıp çektiler. Film Altın Portakal Film Festivali’nde Behlül Dal En İyi Öykü Ödülü’nü kazandı. 12 Nisan 2010’da bütün bunları yaparken mücadele ettiği kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.

Editör Nazan Özcan’ın notu: 90’ların sonunda yeniyetme gazeteci olarak Diyarbakır’a ilk gittiğimde tanıdığım ve sonrasında hep canım arkadaşım olan Evrim’i bu cümleler anlatmaya yetmez. Dünyanın en cin, en zeki, en cesur ve en komik kadınlarından biriydi. Kaleminin keskinliğine, dürüstlüğüne, vicdanına, eğlencesine ve kahkahasına hasret kaldığımı söylemeliyim. Keşke bu günleri birlikte görebilseydik, rahat uyusun.

yüzdeon.1

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here