Anasayfa Haftanın Yazısı Prof. Dr. ODTÜ Felsefe -YASİN CEYLAN – Siyaset ve din

Prof. Dr. ODTÜ Felsefe -YASİN CEYLAN – Siyaset ve din

Paylaş

Hayatını kaybeden, gözü çıkan birçok genç varken, siz camiye ayakkabıyla girmişler diye cami kutsiyetini öne çıkardınız. İslam fıkhında nefsin korunması her türlü kıymetin önünde değil midir? Şunu tüm samimiyetimle ilan ederim ki, bir gencin hayatı ve dünyaya bakan gözü, tüm camilerden daha önemli ve daha kutsaldır

Aydın bireylerden oluşan bir demokratik ülkede, din siyasetin konusu değildir. Siyasi partilerin istismar malzemesi de değildir. Bunun tersi oluyorsa o ülkenin insanları henüz aydınlanmamış, demokrasisi henüz gelişmemiştir.

İktidar yarışına giren siyasi partiler, halklarına getirmeyi vaat ettikleri refah projeleri üzerinden, yeni özgürlükler üzerinden propaganda yaparlar. Tabii bir ülkede inanç hürriyeti ve kimlik hakları sorun olmakta devam ediyorsa, bu konular da parti projesine girecektir.

Geçmişte yapılanlar anlatıyor. AKP’nin 13 yıllık iktidarında, önceki hükümetler döneminde mağduriyet yaşadığını iddia eden Sünni Müslüman’a, her türlü hak, ziyadesiyle verildi. Benzer haklar Alevi ve diğer dinsel azınlıklara henüz verilmiş değil. Kürdün ve diğer etnik azınlıkların kimlik hakları da masada duruyor.

İktidardaki partinin yaklaşan genel seçimlere hazırlanırken Sünni İslam propagandasına tekrar sarılması, iki hususu akla getiriyor. Birincisi, dindara verilen bunca haktan sonra din, iman, Kuran, hadis gibi konuların işlenmesi, bu kavramların istismarından başka bir şey değildir. İyi niyetten yoksundur. İkincisi, 13 yıllık iktidarın gelecek dört yıl için refah, ekonomik gelişme ve yeni özgürlükler konusunda artık bir şey veremeyeceğinin kanıtıdır. Nitekim hem Başbakan’ın, hem de bir şekilde AKP propagandası yapan Cumhurbaşkanı’nın söylemleri, hep geçmişte yapılanlar ve verilen haklar üzerinde yoğunlaşıyor.

Siyasi İslam çöktü

İktidar, gelecek dört yıl için hayırlı şeyler yapamayacağı izlenimini verirken, üç iktidar döneminde işlediği büyük günahlardan dolayı bir savunma içine de girdi. Dini bir cemaat görüntüsü vererek, güç elde etmek ve devletin kurumlarına nüfuz etmek için her türlü desiseyi araç olarak kullanan, uzun yıllar birlikte çalıştıkları Paralel yapı ile büyük bir kavgaya tutuştu. Bu kavgada iki tarafın da din adına, iman adına ne türlü kötülükler yapabilecekleri herkese ayan beyan oldu. Siyasi İslam uluslararası alanda çöktüğü gibi, Türkiye’de de çöktü. Allaha, Peygambere, ahirete, Kuran’a, hadise, namaza, oruca inananların, günahta ve kötülükte, dünyaperestlikte, şan şöhret ve zevk sefa düşkünlüğünde, zındıklardan ve mulhidlerden geri kalmadıkları aşikâr oldu.

Gençlik kendilerine benzesin istiyorlar ama…

Osmanlı’dan beri bir Batılılaşma programı vardır. Günümüzde bu program Avrupa Birliği’ne giriş olarak evrildi. Nitekim mevcut iktidarın ilk dört yılında belirli bir mesafe alındı. Ancak sonraları bu süreç durdu. Bunun yerine, bir İslamlaşma planı uygulandı. Olmadık yerde cami inşaatı, Kuran kursları ve ilkokullara kadar inen mescit ve dinsel eğitim müfredatı bunun kanıtı. İlkokul çocuğuna, din hocasının cennet cehennem, günah, ahiret, melek, cin konularını işlediğini düşünün. Sonra bu çocuğun teneffüste, bahçede oynamak yerine, mescide inip namaz kıldığını düşünün. Bu çocuğun psikolojisini düşünün! Bu çocuğun dünya gençliğiyle yarışacak şansı var mıdır? İşte “dindar bir gençlik yetiştireceğiz” dedikleri gençlik, böyle bir gençliktir. Geleceğin gençliği bize benzesin istiyorlar. Soruyorum? Siz çok mu başarılısınız? Ülkede insani değer diye bir şey bırakmadınız. Devletin tüm kurumlarını itibarsızlaştırdınız! Tüm dünya ülkeleriyle kavgalısınız. Öncelik verdiğiniz İslam ve İslam ülkeleriyle bile kavgalısınız!

Hangimiz Kuran’la büyümedik?

Cumhurbaşkanı 4 Mayıs Mardin’deki konuşmasında “Ben Kuran’la büyüdüm dedi. Hangimiz Kuran’la büyümedik ki? Tüm evlerde Kuran duvarda asılıdır. Bunu kastediyorsa mesele yok. Ama “içindeki emirleri ve nehiyleri harfiyen uyguladım” demek istiyorsa burada hemfikir değiliz. Hem farz edelim içindeki her şeyi uyguluyorsunuz. Kuran’da normları belirtilen dünya görüşüne, tasviri yapılan, öbür dünya için yatırım yapan ideal insan tipi, sizin hedefiniz. Peki, günümüzde egemen olan Batı’nın normlarıyla nasıl geçineceksiniz?

Bayrak yere düşürülmüş değil ki!

Onlarla iyi geçinemediğiniz Batı’nın devlet adamlarıyla yapılan toplantılardan sonra çekilen aile fotoğrafı öncesi, durduğunuz yerdeki bayrağı yerden sökmenizden anlaşılıyor. Bundan sizin bayrağınıza aşırı saygı gösterdiğiniz ve kutsal saydığınız anlaşılıyor. Diğerleri bunu yapmıyor. Onların bayraklarına saygısı yok mu? Çünkü o bayrak yere düşürülmüş, kaldırılmayı bekleyen bir bayrak değildir. Sadece grup içinde nerede durmanızı gösteren bir işaretten ibarettir.

Hangi cami çocuktan kutsaldır?

Yine, Batı değerleriyle uzlaşmadığınızın bir örneği, Gezi olayındaki tavrınız: Hayatını kaybeden, gözü çıkan birçok genç varken, siz camiye ayakkabıyla girmişler diye cami kutsiyetini öne çıkardınız. Hangi fıkıh kitabında can havliyle kaçan kişi camiye ayakkabıyla giremez hükmü var? Sadece saygısızlık amacıyla yapmışsa sorumludur. Hem İslam fıkhında nefsin korunması her türlü kıymetin önünde değil midir? Şunu tüm samimiyetimle ilan ederim ki, bir gencin hayatı ve dünyaya bakan gözü, tüm camilerden daha önemli ve daha kutsaldır. Esas kutsal olan insan hayatıdır, diğer her türlü kutsal bunun altındadır. Bu kurala Başbakan Davutoğlu da muhalefet etti. Charlie Hebdo katliamı protestosuna katılarak insan hayatının kutsiyetini tescil ederken, memlekete döndüğünde “Biz kutsallarımızın eleştirilmesine müsaade etmeyiz” dedi. Kutsallar eleştirilmeden insanlık yücelebilir mi? İnsanlar, kutsallar yaratarak yücelemez. Bilakis, onların altında kalarak değerini ve itibarını kaybeder. Kendi yarattığı kavramların kurbanı olur. Bugün IŞİD’in yaptığı bundan başka nedir? İslam’ın kutsallarını ön plana çıkararak, onlar adına hareket ederek, insanın kıymetini sıfıra indirmişlerdir. Kutsallar adına insanlık tarihinin en şeni cinayetlerini işleniyor. Cinayetlerin kafa kesme gibi en çirkinini işlerken, insanın ulaşabildiği en kutsal kavramlarını kullanıyorlar: “Allah u Ekber”. En büyük kötülük ile en yüce kutsalın yanyana gelişi! İnsanlığa bir şey öğretmiyor mu?

Hangi değerleri sunabiliyorsunuz?

Diğer bir husus ise, bizi yönetenlerin şurada burada “Bizim medeniyetimiz, medeniyetimize göre” gibi ifadeleri kullanmaları. Eğer bundan İslam dünya görüşünü ve İslami yaşam modelini kastediyorlarsa, onlara sorarım: Bunları referans vererek, uluslararası camiaya hangi değeri sunuyorsunuz? Bugün dünyayı sarsan birçok krize çare sunabiliyorsunuz? Bize yeten bir medeniyetimiz varsa, neden yaklaşık iki asırdır Batılılaşmaya çalışıyoruz? Neden İslam ülkeleri dünyanın en kötü yönetilen ve sorunları en fazla olan ülkeleri? Demek istediğim şudur ki, bugün egemen olan ve gündemde olan tek bir medeniyet vardır: O da Batı medeniyetidir. Bunun “iyidir”, “kötüdür” ile alakası yoktur. Devrin yaşam modelidir. İlerde ne olur bilemeyiz. Diğer tüm yaşam modelleri, geçerliklerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Onlara düşen görev, kendilerini bu kudretli yaşam biçimine uydurmalarıdır.

Mevcut medeniyetin normlarıyla sorunu olan kimseler, ülkelerini doğru düzgün yönetemezler, halklarına iyilikte ve hizmette bulunamazlar.

yuzdeon.-mecmua

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here