Anasayfa Dergi Prof. Dr. Terzi: Mültecilerle çatışmalar büyüyebilir

Prof. Dr. Terzi: Mültecilerle çatışmalar büyüyebilir

Paylaş

İZMİR – Türkiye’de bulunan 4 milyonu aşkın mültecinin sorunlarının çözülmemesi durumunda yerel halkla yaşadıkları çatışmanın büyüme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Halkların Köprüsü Derneği Sözcüsü Prof. Dr. Cem Terzi, Suriye’den gelenlere önce “mülteci hakkının tanınması” ve sonra isteyenlere “vatandaşlık” yolunun açılması gerektiğini söyledi.

Suriye’de 7’nci yılına giren savaş nedeniyle Türkiye’ye gelmek zorunda kalan 4 milyonu aşkın mültecinin sorunları her geçen gün artıyor. Irkçı saldırılar, ucuz iş gücü olmanın yanında hükümet tarafından Avrupa’ya karşı koz olarak kullanılan mülteciler, Avrupa’ya geçme umutlarıyla da Akdeniz’in sularında ölüme gönderiliyor. Yine geri gönderme merkezlerinde tutulan mültecilerin karşı karşıya kaldıkları hak ihlalleri de eksik olmuyor. Halkların Köprüsü Derneği Sözcüsü Prof. Dr. Cem Terzi, mültecilere dönük yaptıkları çalışmaları ve hak ihlallerini değerlendirdi.

‘İLK KAFİLE ZOR KULLANILARAK GÖNDERİLDİ’

Türkiye’deki mültecileri uzun süredir takip etiklerini belirten Terzi, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan geri gönderme anlaşmasının ardından geri gönderilen ilk kafilenin iznini takip ettiklerini dile getirdi. Dernekten gönüllü avukatlar aracılığıyla geri gönderme merkezlerine gittiklerini aktaran Terzi, “İlk gönderilen ailelerle görüştük. Avrupa ve Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderilirken, Türkiye’ye gönderildiklerini bilmeden kendilerine imzalatılan kâğıtların dillerini anadile tercümesi olmadan ve zor kullanılarak gönderildiklerini öğrendik” şeklinde konuştu.

‘GÖNDERME MERKEZİNDE İLETİŞİM HAKKI ENGELLENİYOR’

Mültecilerin geri gönderme merkezlerinde yaşadıkları sorunlara dikkat çeken Terzi, geri gönderme merkezlerinde kapıların mültecilerin üzerlerine kilitlendiğini kaydetti. Avluya çıkma saatlerinin 15-20 dakika ve yemeklerden sonra mültecilerin iletişim olanaklarının olmadığını vurgulayan Terzi, “İçerde televizyon, gazete ve haberlere ulaşma erişimleri çok sınırlı. Hasta mültecilerin halk hizmeti almadığını tespit etmiştik. İzmir’de Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde gönüllü avukatlarımızın bildirildiği kadarıyla çok ciddi sorunlar vardı. Hatta birkaç kişinin açlık grevine olduğunu da duymuştuk. Gazete haberinde de pencereden insanlar dışarıya sarkıp imdat diye bağırıyorlar” diye aktardı.

‘SURİYE’DEN GELENLER MÜLTECİ SAYILMIYOR’

Türkiye’nin mültecilerle ilgili en büyük ve temel sorunu dünyadaki en çok mülteciye sahip olan ülke olması olduğunu vurgulayan Terzi, buna rağmen Türkiye’de mültecilere “mültecilik statüsü” verilmediğini söyledi. Türkiye 1951 yılında Cenevre Sözleşmesine bir şart koyarak, sadece Avrupa’dan gelenlere “mülteci statüsü” verdiğini dile getiren Terzi, “Avrupa dışından gelen hiçbir insana, mülteci olmalarına rağmen mülteci statüsü vermiyor. Burada en büyük sorun, bu insanların ‘mültecilerin temel bir hakkının gaspı’ anlamına geliyor. Bu mülteciler için çok büyük bir sorun. Suriyeliler için baktığımızda 4 milyondan fazla mülteci var. Doğrudan mülteci oldukları çok açık. Bu şu demek oluyor; hükümet istediği zaman Bakanlar Kurulu kararıyla geri gönderebilir, bir kısmını ya da hepsini. Dolayısıyla bu onların Türkiye’de kendilerine bir gelecek görmesinde büyük bir problem teşkil ediyor” dedi.

‘MÜLTECİLER DE OHAL TEDİRGİNLİĞİ YAŞIYOR’

Olağanüstü Hal’in (OHAL) yaratığı tedirginliğin mültecilerde de çok fazla hissedildiğini hatırlatan Terzi, AFAD’ın değil mültecilerin geçici tarım işçisi olarak tarlaların kenarlarına kurdukları derme çadır kamplarına gidildiğinde bunun daha fazla hissedildiğini aktardı. Manisa’da mültecilerin sağlık taraması için gittiklerini dile getiren Terzi, “Oradaki jandarma tarafından engellendik ve sağlık taraması yapamadık. Türkiye Haziranı 2015’e kadar açık kapı politikası izledi. Türkiye’de çok sayıda kayıtsız Suriyeli var ve bu büyük bir sorun. Türkiye’de iki tane kontrollü geçiş noktasından geçiş izni var. Orada da ancak tedavisi mümkün olmayan bir hasta varsa resmi olarak onun geçişine izin veriliyor. Onun dışında kaçak geçişler mutlaka oluyordur” dedi.

‘YEREL HALK İLE MÜLTECİLERİN ÇATIŞMALARI BÜYÜYEBİLİR’

“Mültecilerin hep geçici oldukları ve geri gönderilecekleri” anlayışıyla hareket edildiğine dikkat çeken Terzi, mutlaka sosyal entegrasyon çalışmalarının yapılması gerektiğini kaydetti. Terzi, şöyle devam etti: “Yoksa bu toplumda, yerel halk ile mülteciler arasında gerilimler ve çatışmalar oluyor. Bunlar büyüyebilir. Yapısal adımlar atılmazsa çok büyük zorluklar olabilir. Demografik olarak büyük bir kısmı 15 yaşın altında ve kadın. Çocuklara özgü sorun burada doğan çocukların vatansız durumda olması ve geleceklerinin olmaması. Buraya ait bir nüfus cüzdanları yok. Kadınlar her türlü şiddete maruz kalıyorlar ve çok daha kapalı bir ortamda çalışma yaşamına sosyal yaşamına katılmadan uyum sağlayamadan büyük baskı ve şiddet altındalar. Kadınlara yönelikte özel çalışmalar yapılaması lazım.”

‘KADINLARA İLLEGAL EVLİLİK DAYATILIYOR’

Suriyeli kadınlara Türkiyeli erkeklerle illegal evlilikler dayatıldığını ve bazen 3’üncü eş olarak evlendirildiklerini belirten Terzi, Suriyeli mülteci kadınların kumalık sistemine maruz bırakıldıklarını söyledi. Mülteci kadınların bir takım şebekeler aracılığıyla fuhuş sektörünün eline de düştüğünü vurgulayan Terzi, “Çocukların okullaşma oranları çok düşük. Okulu bırakan çocukların birçoğu çalışıyor. Türkiye’de bunlar kayıt dışı, günde 12 saat ve 14 saat çok düşük paralar alarak köle koşullarında çalışıyorlar. Bu da kanayan bir yara. Bütün bunlar için Türkiye’nin atması gereken adımlar var” diye aktardı.

‘ÖNCE MÜLTECİ OLMA HAKKI TANINMALI’

Suriyelilerin ve Suriyeli olmayan yabancıların mültecilik hakkının verilmediğini ve vatandaşlık hakkından bahsedildiğini belirten Terzi, “Türkiye öncelikle mültecilere ‘mülteci hakkını’ vermeli. Sonra da isteyenlere vatandaşlık yolunun açılması gerekir. Çocukların okullu olması, sağlık hizmetleri, toplumsal hayata katılma, kendi kültürlerini, dillerini, dinlerini koruyabilme, Türkiye’deki yabancı düşmanlıklardan onları korumak, kendileri gibi kalıp kendileri gibi yaşayabilmelerine, demokratik insan haklarına saygılı bir ortamın oluşturulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

dihaber

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here