Anasayfa Haftanın Yazısı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı: Öcalan tarafından sunulan 10 madde Türkiye’nin demokratikleşmesinin reçetesidir

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı: Öcalan tarafından sunulan 10 madde Türkiye’nin demokratikleşmesinin reçetesidir

Paylaş

 

İmralı heyeti ve hükümet yetkililerinin yaptığı ortak açıklamada PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sunduğu 10 maddelik müzakere başlıklarını değerlendiren Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, “PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından sunulan 10 madde Türkiye’nin demokratikleşmesinin reçetesidir” dedi.

İmralı heyeti ve hükümet yetkililerinin 28 Şubat’ta yaptığı ortak açıklamada açıklanan PKK Lideri Öcalan sunduğu 10 maddelik müzakere başlıkları tartışılmaya devam ediliyor. Hükümet kanadı sorunu sadece “silahsızlanma sorunu” üzerinden tartıştırmaya devam ederken, kamuoyunda Öcalan’ın sunduğu 10 maddelik müzakere başlıkları Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun demokratik kalıcı çözümünün yolunu formülize ettiği şeklinde değerlendiriliyor. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, süreçte gelinen son nokta, ortak açıklama, Öcalan’ın sunduğu müzakere başlıklarına karşılık atılması gereken adımlar noktasında DİHA’nın sorularını yanıtladı.

* Hükümet yetkilileri ve İmralı heyetinin ortak açıklama yapmış olmasını ve bu açıklamada sunulan 10 maddelik müzakere başlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortak açıklama yapılmış olması ve ilk kez somut olarak başlıklar halinde böyle bir dönüşümün basamaklar halinde nasıl olacağına dair bir beyan ortaya konulmuş oldu. Bunu her iki tarafın birlikte açıklaması ise, demokratik çözüm sürecinde ilerleneceğinin mesajı verilmiş oldu. 10 maddelik müzakere taslağına Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen tüm kesimler açısından bir itirazın olmayacağını düşünüyorum. Dolayısı ile üzerinde tartışılabileceği, düşünülebileceği bir çerçeve çiziyor aslında.

Bu taslak Kürt sorununun, dolayısı ile Kürtlerin eşit haklarının tanınması ve bunun yeni bir anayasal hukuk nizamında tartışılmasına olanak tanıyor. Bilindiği gibi iki yıldır devam eden çözüm süreci bu taslak ile ilk kez somut olarak başlıklar halinde böyle bir dönüşümün basamaklar halinde nasıl olacağına dair bir beyan ortaya koyuyor. O bakımdan ben bu taslağı Türkiye’nin demokratikleşme adımı ya da iradesi bağlamında, demokratikleşmenin formülü ya da reçetesi olarak görüyorum. Tabi bunların hayata geçirilmesi için belirli çalışmaların ve yasal mekanizmaların, idari çalışmaların yapılması gerekiyor.

* Ortak açıklamanın ardından yapılan açıklamalara bakıldığında hükümet 10 maddeyi tartışmak yerine tartışmayı yalnızca “silahsızlanma” üzerinden yürütüyor. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki yılı aşkın bir süredir çatışmasızlığın olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Bazen bu konuda iniş çıkışlar olsa da bütün iniş çıkışlara rağmen gelecek açısından umut verici bir durumdur. Mesele sadece silahsızlanma meselesi değil. Sadece silahın bırakılması ya da silahın kullanılması üzerinden tartışma yaratmak güvensizliğin ifadesidir. Tarafların karşılıklı bir güvenin de oluşması gerekir. Güveni tam olarak görmesek bile, şu sırada önemli olan güven artırıcı adımların ne olduğu üzerinde durmak gerekir. Silah bırakılması meselesinin öncelikli bir ön şart olarak diretilmesi, güven artırıcı tedbirler bağlamında sakıncalı olabileceğini düşünüyorum. Bu listede yer alan başlıkların görüşülmeye başlanması zaten bu konunun silahlı bir mücadele ile yürütülmesi gereken bir yöntemden çıkıp siyaset zeminine aksetmesi demektir.

* 10 başlık içerisindeki bazı maddelere değinirsek. Bir hukukçu olarak başlıklar içerisinde yer alan “Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvencelerinin sağlanması” başlığı bağlamında sizce hangi adımlar atılmalı?

Türkiye şu an görüşülen “İç güvenlik” yasa tasarısı bireysel özgürlükler konusunda en büyük engellerden bir tanesidir. Bunun ilk paragrafında, “özgürlük güvenlik dengesinin gözetilmesi ile ilgili olarak bu yasa hazırlanıyor” diyor. Aslında özgürlük güvenlik dengesi diye bir denge yok, asıl olan özgürlüktür. Burada özgürlük güvenlik dengesi denklemi diye sunulan mesele, aslında bir biçimde her özgürlüğün güvenlik gerekçesi ile sınırlandırılabileceği gibi bir bilinçaltını ifade ediyor. Bu yasa tasarısına hakim olan zihniyette bu var. Onun için dilimizde dahi bu özgürlük-güvenlik denklemini çıkarmamız lazım. Bu dengeci bakış muhafazakar bir bakıştır. Çünkü özgürlüğü sınırlandırabileceği düşüncesi hakimdir bunda. Bu madde kapsamında yapılacak olan yasa çalışmalarını da bu gözle değerlendirmek lazım.

Dolayısıyla 10 madde içinde sunulan bu madde özgürlüğün ön planda tutulması gerektiğini belirtiyor. Bireysel özgürlüğün evrensel normlarda alınmasını istiyor. Yani özgürlüğün esas olduğu şiarının paradigmasının hakim kılınması anlamına geliyor. Bu tabi Kürtler kadar Türkiye’deki bütün vatandaşlar için gerekli olan bir madde.

* Maddelerden bir tanesi de “Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvencelerinin sağlanması” maddesi. Bu konuda hangi adımlar atılırsa Türkiye’de bir demokratikleşmeyi sağlar?

Başta kadın sorununu ele alırsak, bu sorunun özgürlükten, eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık meselesinden çok farklı olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de kadın sorununun çok farklı boyutları var. Geleneksel ve geleneksel olmayan bir ilişki biçimi var. Ama bunların hepsini eşit yurttaşlık üzerinden değerlendirdiğiniz zaman, bunu her şeyden önce hukuk olarak, hak olarak tanımanız gerekiyor. Türkiye ise bunu sadece tanıdığını söylüyor. Onun dışında bir şey yapmıyor. Öte yandan kadının hukuken korunması gerekiyor. Dolayısıyla gerek geleneksel ilişki biçimlerinde gerek geleneksel olmayan ilişki biçimlerinde yeterli korumanın sağlanamadığı bir ortamda yaşıyoruz. Bunun sağlanmasına insan hakları hukuku “güçlendirme” kavramı ile karşılık veriyor. Yani hukukun kadınları güçlendirecek bir biçimde tanımlamasını istiyor. Bu konuda Türkiye hukukunda ciddi sorunlar var. Çevre, ekoloji ve kültürel varlığımız üzerinde ilişkiler üzerinde ise piyasa meselesi var. Doğa ile kurduğumuz bütün ilişkileri bir piyasa haline getirdik. Oysa ‘her şey piyasa haline getirilebilinir’ anlayışından uzaklaşmamız gerekiyor. Yani piyasa zihniyetinin karşısında hak zihniyetinin olması lazım. Dolayısı ile bu maddenin bir hak söylemi üzerinden tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

* Başlıklardan bir diğer ise “Kimlik kavramı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi”. Bu konuda yorumlarınız neler?

Türkiye’nin her vatandaşı anayasa metnini açtığı zaman “Ben bunun içinde var mıyım, yoksa yok muyum?” diye kendine soruyor. Türkiye’de yurttaşlar anayasa metnini açtığı zaman bir kısmı kendisini buluyor bir kısmı bulamıyorsa, bu ayrımı, bu farklılığı ortadan kaldırmak lazım. Bunu ise çoğulculuğu sağlayarak yapabilirsin. Burada şunu dikkate almak lazım: Toplumun birbirinden farklı, fakat aynı zamanda da bir arada yaşayabilme halini kurabilecek bir hukuki geometri içerisinde sağlanabilmeli. Bunu sağlamak için Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok. Etnik kimlikler üzerinde Türkiye’nin de mensubu olduğunu dile getirdiği Avrupa hukukunun ortaya koyduğu bir müktesebat var. Burada kimlik meselesinin hangi başlıklar adı altında, hangi önceliklerle ve nasıl ortaya konulduğuna ilişkin standartlar bellidir. Yapılması gereken Türkiye’nin bu hukuk mirasını kendi toplumunda uygulayabilme başarısını gösterebilmesidir. İşte bu madde yeni bir geleceğin inşasında, teklikten çoğula geçme düşüncesinin hukukunun inşa edilmesini mümkün kılıyor.

* Başlıklar arasında demokratik cumhuriyet, ortak vatan gibi kavramlara vurgu yapılıyor ve bunların yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiği belirtiliyor. Bu kavramların nasıl bir önem taşıyor ve yasal güvenceye kavuşturulması sizce nasıl gerçekleşebilir?

Türkiye’nin yeni bir gelecek tasarısı olarak görülebilinir. Türkiye’de bununla ilgili bir takım engeller, ayak bağları var. En başta Türkiye siyasi hayatına şekil veren yasallar var. Örneğin Siyasi Partiler Kanunu “azınlık yaratmak” diye bir yasak getiriyor. Bu zihniyetten bir kere kurtulmamız gerekiyor. Dolayısıyla buna ayak bağı olabilecek sadece tabi anayasa değil bu yasal ayak bağlarını da ortadan kaldırmak gerekir. Daha önemlisi bunu sağlayabilecek bir politik iradenin, siyasi hayatta yaygınlaşması ve bir diyalog içerisinde yaygınlaşması politikası içerisinde güçlü bir şekilde sürdürülebilir kılınmasında yatıyor. Teklik çokluk eksenini genel olarak bu ilkeden hareketle bu şekilde görüyorum. Çoğulculuk ve demokratik bir cumhuriyet kavramı içerisine bunların girdiğini düşünüyorum. Bu maddedeki en önemli vurgu ise ortak vatan vurgusudur. Çünkü daha önce Kürt sorunu ne zaman tartışılsa bir bölünmeden bahsediliyordu, bu madde ile bunun önü alınıyor. Bu ortak vatan vurgusu aslında uluslararası hukukun da bir ilkesidir. Yani ülkesel bütünlük ilkesi BM ile birlikte 1945’ten bu yana bir uluslararası hukuk ilkesi olarak kabul edilir.

* Başlıkların sonunda ise yeni anayasa vurgusu önemli bir vurgu ve nihai bir hedef olarak görülüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Çözüm süreci sadece iki taraf arasında yürüyen bir mesele değil bir Türkiye toplumu meselesidir. Bunun için seçimler sonrası kurulacak yeni Meclis’teki anayasa tasarımlarında herkes kendini bulmalıdır. Muhalefetin özellikle ana muhalefetin bu süreçteki yeri de önemlidir. Yeni bir anayasa hazırlık süreci başlayacaksa bunun için önceki hazırlık çabalarındaki tıkanıklıkları aşmak gerekir. Meclis’te yeni bir anayasa için hazırlıklar tamamlandıktan sonra bütün partiler bunu kampanya haline getirip tabana anlatması gerekir. Bu tabi bu sürecin korunması bağlamında da önemlidir. Çözüm sürecinin korunması aynı zamanda yeni bir anayasa meselesiyle eklemlenmiş bir meseledir. Çözüm süreci hemen bir anayasa doğurmayabilir ama anayasa doğurma iradesine yol açabilecek önemli bir potansiyel olabilir.SADIK TOPALOĞLU-İSTANBUL (DİHA) 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here