‘Reis’çiler düğmeye bastı: ‘Pelikan Dosyası’ adlı blogda ‘Hoca’ yerden yere vuruldu

Paylaş

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında estiği konuşulan ‘ayrılık rüzgarları’, ‘Pelikan Dosyası’ ismiyle açılan bir blogda yayınlanan bir yazıyla yeniden gündeme getirildi.

  • Hükümete yakınlığıyla bilinen Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Davutoğlu’nun atama yetkisinin elinden alınmasının perde arkasını köşesine taşıdı. Selvi, toplantıda “Bir güç denemesi ya da gücün sınırlanması yoluna gidilme kararı alınmış” diyerek AKP içinde önümüzdeki günlerde “Sürpriz” gelişmelerin olacağının sinyalini verdi. Selvi, AKP’yi sıcak gelişmelerin beklediğini de sözlerine ekledi.Hükümete yakınlığıyla bilinen Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun (MKYK) il ve ilçe başkanlarını görevden alma ve atama yetkisinin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile arasında sorunlar olduğu belirtilen Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan alınmasını, “AK Parti bu yaz sıcak geçecek” diyerek parti içi tartışmaları yorumladı. Selvi’ye göre AKP’deki gelişmeler “sürprizlere gebe”.Selvi, bugün “AK Parti sürprizlere gebe” başlıklı yazısından “Dokunulmazlık dosyaları ve yeni anayasa nedeniyle siyaset bu yaz sıcak geçecek. AK Parti’de ilginç şeyler oluyor. AK Parti geleneğinde görmeye alışık olmadığımız gelişmeler yaşanıyor. Görünen o ki, bu yaz AK Parti açısından sıcak geçecek” diye yazdı.

    “Zaten dokunulmazlıklar ve yeni anayasa nedeniyle önemli gelişmeler bekleniyordu” diyen Selvi, “Ama siz asıl AK Parti’deki sürprizlere hazır olun. Çünkü 29 Nisan tarihli MKYK toplantısı, bir kırılma noktası oldu. AK Parti siyaseti açısından artık bir 29 Nisan öncesi var, bir de 29 Nisan sonrası. Bu yaz siyaset çok şeye gebe” ifadelerini kullandı.

    AKP’nin 12 Eylül kongresinden önce ciddi bir badire atlattığını, kongreden birlik ve beraberliğini koruyarak çıkmayı başardığını, “Kol kırıldı yen içinde kaldı” diye savunan Selvi, 29 Nisan Cuma günkü MKYK’nın perde arkasını şöyle anlattı: “Toplantısında ilginç şeyler yaşandı. Aslında kimse AK Parti’de böyle bir yetki devri ya da sorunun varlığının farkında değildi. Ama belli ki bir enerji birikmiş. Bir güç denemesi ya da gücün sınırlanması yoluna gidilme kararı alınmış. Ama ciddi bir kriz yaşandı. Başbakan o gün sabaha karşı Katar’dan dönmüştü. Hem onun etkisiyle hem de MKYK öncesi yaptığı temaslar nedeniyle toplantı 5.5 saat gecikmeli olarak başladı. Başbakan, MKYK’ya girmeden önce en önemli görüşmesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptı. Bu görüşmede yetki devri ve MKYK’nın ertelenmesi gibi seçenekler konuşuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorunun büyütülmemesini istedi. Cumhurbaşkanı’nın, ‘Büyütülecek bir sorun değil. Akşam zaten beraber olacağız, orada konuşuruz’ sözleri üzerine Başbakan’ın, MKYK’ya yetki devri önerisini kendisinin getirmesi sonucunda büyüyebilecek bir kriz aşılmış oldu. MKYK öncesinde bir hazırlık yapılmıştı. Ancak Teşkilat Başkanı Mustafa Ataş’ın hazırladığı ve ilk imza sahibinin Başbakan Davutoğlu olduğu teklif metni üzerinden karar alındı.”

    Krizin tam olarak aşıldığının söylenemeyeceğini de vurgulayan Selvi, “Kongrede açılan parantez tam olarak kapanmamış. Bu süreçle birlikte AK Parti cephesinde yeni bir durum ortaya çıktı. Mayıs ayındaki MKYK’yı görmek lazım. Kritik bir sürecin içine giriyoruz” diye devam etti.

    29 Nisan MKYK’sından sonra Erdoğan-Davutoğlu ilişkisinde “bir hassasiyet alanı oluştuğuna” dikkat çeken Hürriyet yazarı, yazısını,”AK Parti, sürprizlere gebe bir sürecin içine girdi” diye noktaladı.

    Söz konusu yetki 29 Nisan’da genel başkandan alınarak yeniden MKYK’ya verilmişti. Bu gelişme Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki uyuşmazlığın son emaresi olarak yorumlanmış ve “Davutoğlu’na darbe olarak” değerlendirilmişti.

İkili arasındaki uyuşmazlık son olarak AKP’de il ve ilçe başkanlarını atama ve görevden alma yetkisinin genel başkandan alınarak yeniden MKYK’ya verilmesiyle bir kez daha gündeme gelmiş, Davutoğlu konuyla ilgili bir soruyu yanıtlamamayı tercih etmişti.

1-REk-jgWfSt-rE-EcKf2AzQ

27 maddede anlatıldı

‘Pelikan Dosyası’adlı bloga dün girilen ‘Selam olsun’ başlıklı yazıya şu sözlerle başlandı: “Hocanın ekibi yeterince konuştu. Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı. Biraz da biz konuşalım mı? Biraz da, REİS için canını feda edecekler konuşsun mu? Çok az kişi aslında neler olduğunu biliyor.”

Erdoğan-Davutoğlu ayrışmasının 27 maddede anlatıldığı yazının sonuç kısmında şöyle dendi: “Hoca ile REİS arasındaki hikaye basit bir ihtiras hikayesi değildir. Çünkü hoca kendi ihtiraslarının peşinden koşabilmek için, REİS karşıtı, ve dolayısıyla REİS’i destekleyen halkın karşıtı kim varsa, onunla işbirliği kurma yoluna gitmiştir. Küresel güçlerin ülkemizdeki satrancında vezir görüntüsüne sahip basit bir piyon olmayı kabul etmiştir. Kavga budur. Kaybedeni de bellidir!”

Cemil Barlas mı?

Yazının yayılmaya başlamasıyla sosyal medyada kim tarafından yazılmış olabileceği de konuşulmaya başladı. Adı sanı olmayan, düne kadar kimsenin bilmediği blog adıyla açılan Twitter hesabından atılan tweet’i  ilk paylaşanlardan birinin, Erdoğan’a desteğiyle bilinen havuz medyasından Cemil Barlas olması dikkat çekti.

Ağ haritası

Akademisyen Dağhan Irak’ın ‘Pelikan Dosyası’nın Twitter’da yayılışına dair çıkardığı ağ haritasında da Barlas’a ait ‘second virus’ hesabının yazının dolaşıma girmesindeki payı bariz olarak ortaya çıktı.

Irak, yasının Cemil Barlas tarafından da mı yazıldığı sorusuna da, “Yes”(evet) diye yanıt verdi.

Yazıda neler var?

Yazı, Davutoğlu’nun başbakanlığa getirilişinin perde arkasıyla başlıyor…

“Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı. Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı. 

Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı. REİS Gül’ü başkan yapmadı. 

Yıldırım REİSçiydi. Falsosu yoktu. Başarılıydı. Parti tarafından seviliyordu. Ama yeterince karizmatik değildi. Kukla muamelesi yapacaklardı. REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı.

Davutoğlu güzel konuşuyordu. Hocaydı. Ayrıca, görece tazeydi. Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı.

Evet kibirliydi. Hem de çok. Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak. Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye. “6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı. B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından. Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı.

REİS yine de hocayı başkan yaptı. Neden mi?

a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu. “Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu.

b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu.

Kendisinden bu iki konuda söz aldı. “Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi.

Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum. Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.

Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın başlıcaları. Bunların hepsi “okumuş” çocuklar. Çok okumuşlar. Bildiğiniz gibi değil. Hepsi Allah’ın lüftu. Hoca da “okumuş” adam. REİS ise Kasımpaşalı. Olur mu? Olmaz? Yakışır mı? Yakışmaz! Dolayısıyla onların yönetmesi lazım.

Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan. Bir de yolsuzluk iddiaları. İddiaların yalan olduğunu hepsi bok gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için. İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım. REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez. Herkesle barışacaklar, REİS’i kurban edecekler. Sonra kadayıf gibi bir ülkemiz olacak.

Bu kadar basit. Hasılı kelam bu ekiple birlikte hoca, REİS’ten bağımsız, Batı’ya bağımlı politikalarını belirledi.”

Ardından yazıda Erdoğan-Davutoğlu ayrışmasının kilometre taşları madde madde anlatıldı. Maddeler özetle şöyle:

“1- Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca. REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini. Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı. Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi. Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar. Paketi geri çektiler.

2 – (Hoca) 17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti. Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS. Lakin hoca bu kadar kritik bir meselede ortada yoktu. Bunu herkes biliyor. Kimsenin bilmediğiyse; Yüce Divan oylamasından bir gün önce 4 bakanın partiye çağrıldığı.  Hocanın kurmayları kendilerine mecliste aklanmaları gerektiğini söyler. Hoca da gelmiştir. “Bu bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatıdır” der muhterem hocamız. Bakanlar çok şaşkındır. Bağış REİS’i arar. Durumu sorar. REİS “olur mu öyle şey?!” der. (Ankara’da)  buluşurlar. Bakanları dinler. REİS kendisine yönelik kumpasın farkına varır. Sonra hocaya zılgıtı çeker. Yüce Divan oylaması ertelenir.

3- Hoca REİS’i devirmekte başarısız olunca, onu zayıftatmaya karar verir. Yine onunla istişare etmeden Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkar. İşin kötüsü Fidan da REİS’le istişare etmeden hemen hocasının kucağına atlar. Bu sefer REİS, medya mensuplarının karşısında hocayı ve Fidan’ı azarlar. Fidan Umre’de REİS’i bulur.Nedamet getirir. Sonra tekrar görevi kendisine iade edilir.

4- Hoca yılar mı hiç! Bu sefer de sazı eline almaya karar verir. REİS’in 10 seneden fazladır ince ince işlediği çözüm sürecinin kaymağını yemek ister. Dolmabahçe’de HDP’lilerle Yalçın Akdoğan, Efgan Ala ve Mahir Ünal bir araya gelir. Dolmabahçe Açıklamasına dışarıdan bakınca çok pozitiftir. PKK baharda silah bırakmaya davet edilecektir falan. Fakat asıl konuşan taraf HDP’dir.   Çözüm sürecinin gidişatını onlar belirler hale gelmiştir. Şartları onlar tayin eder olmuştur. O kadar ki Apo’yla sivil akillerin buluşturulmasına bile karar vermişlerdir. Bizimkiler de “tamam” demiştir.

Sonra REİS, bir ay boyunca PKK tarafının azgınlıklarına rağmen İzleme Komitesi kurulacağı manşetlerde yer alınca, kendisiyle istişare edilmeden Dolmabahçe açıklamasının yapıldığını söyler. Apo’yla akillerin görüştürülmesinin de, Apo’nun elini güçlendireceğini ilave eder. Mesele kapanır. Ama etkileri bugün bile devam etmektedir.

5- Bu sefer Bülent Arınç meydandadır. REİS’in yalan söylediğini, kendisinin süreçten haberdar olduğunu ve ülkeyi hükümetin yönettiğini söyler.  Hocamız hemen Arınç’a telefon açar, televizyondaki REİS-karşıtı açıklamalarından ötürü Arınç’ı tebrik eder.

6- Yarattığı hengameler sonunda seçimde hüsrana uğrayan hoca; Aydın Doğan’ın damadının, Koç’ların ve diğer TÜSİADçıların ayağına (Ali Kibar’ın evinde) gitmiş olsa da, Erdoğan’ı yeniçeriler tarafından katledilen III. Selim’e benzeten Economist Dergisi’ne koşa koşa röportaj vermiş olsa da, Doktoruna kadar bütün akraba ve ahbaplarını vekil listesine koymuş olsa da, başarılı olamaz.

Başkanlık meselesini neredeyse ağzına hiç almamıştır seçim kampanyalarında. FETÖcusundan PKK’lısına, tüm hainlerin REİS’e “hırsız” “hırsız” diyerek ortalığı inlettikleri bir dönemde cevap mahiyetinde tek kelam etmemiştir. Partide de bu konularda herhangi bir hareketlilik yaşanmamıştır.

REİS meydanlara inmeden önce yüzde 38’e kadar düşer oylar. REİS, son bir ayda meydanlara inmeye karar verir ama yanlış politikaların faturasını halk kesmiştir artık. Sonuç yüzde 41’dir. REİS’siz siyasetin bedeli ağır olmuştur. Ama hoca hâlâ asıl sorunun REİS olduğunu düşünmekte ısrar eder.

7- Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar.

8- REİS’e yönelik hırsızlık iftirası kampanyasının asenası olarak arzı endam eden Bahçeli “Bilal’i ver koalisyonu al” diye nara atmaya başlar. REİS çok öfkelenir. Kendisinden açık açık çocuğunu kurban vermesini istemektedirler. Hoca ise Bilal Erdoğan’ı kurban olarak isteyen Bahçeli’nin meclis yeminini sonuna kadar bekler. Ve sonra da tüm kabinesiyle birlikte alkışı basar.

9- Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir. Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır. Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur. Fakat muhalafet son derece nazlıdır. Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar. Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez. Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.

10- Bu arada Hoca yavaş kendi medyasını kurmaya başlar. Mustafa Karaalioğlu (ES Medya’da iken ayda 100binden fazla maaş alan, kendisine 400 metrekarelik ofis kuran bu zat Ethem Sancak’ın bütün telkinlerine rağmen Feto’nun beddua haberini bile manşetten görmemiştir, Ekrem Dumanlı’nın Akit muhabirine attığı tokatı arka sayfalara gömmüştür, 17 Aralık’tan sonra bile Ekrem Dumanlı’yla dirsek teması bir süre devam etmiştir, Gezi sürecinde kısık sesle konuşmuştur, sonra görevden alınınca “objektif” gazetecilik yapmaya karar vermiştir), Mahçupyan (REİS hakkında eşcinsellik imasında bile bulunan bir herif), Hakan Albayrak (hocayı savunacağım, REİSçilere çakacağım derken Ahmet Hakan’ı bile savunan bir zavallı) ve Diriliş Postası, Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar), İbrahim Karagül (1 Kasım seçimlerine bir hafta kala, içinde Ali Bulaç gibi paralellerin de ilk sayfada yer aldığı “gelin uzlaşalım kampanyası” başlattı; “Kabinede mason bakan korkusu” türü haberlerle kabineye ayar vermeye çalıştı) ve Yeni Şafak ekibinin neredeyse tamamı (elbette ki Salih Tuna, İsmail Kılıçarslan, Leyla İpekçi, İbrahim Tenekeci gibi bazı istisnalar hariç), Abdülkadir Selvi (Yeni Şafak’ta yazdığı dönem, eskiden Aydın Doğan’ın 28 Şubat sürecindeki rolü üzerine yazdığı yazıları unutup CNN ekranlarına çıkmaya başlayarak Doğan medyasıyla dirsek temasına giren, bu arada yavaş yavaş REİS eleştirilerine başlayan, ve sonunda Hürriyet’e geçiş yapan şaşkın), Akif Beki (REİS’in basın başdanışmanlığı sebebiyle adam yerine konulan, sonra kapağı Radikal ve Hürriyet’e atan, Karar’ın kuruluşunda bizzat etkili olan, ve bugünlerde köşesinden REİS’e “işler daha da çirkinleşebilir” tehditler savuran), Taraf‘ın tamamı (Alkım ziyareti sonrası)…

Mahçupyan köşesinden REİS’e yardırmaya başlar. REİS meydanlara indiği, “Başkanlık” dediği için seçim kaybedilmiştir. Hoca itiraz etmez. Hakan Albayrak “artık konuşma reis!” “artık köşene çekil reis!” yazıları kaleme alır. Hoca itiraz etmez. Bu ekip kendi medyalarında iki seçim arası dönemde tam yüzden fazla haber ve köşe yazısı yazar REİS karşıtı.

Bu arada REİS tarafından çok fazla ses çıkmaz. Zira REİS müsaade etmez.

Hocayı kendi ıslah edecektir. Dışarıya kavga görüntüsü vermeyecektir.

11- Hilal Kaplan, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu gibi isimler inceden dokundurmaya başlar hocaya. Fakat Suheyb Öğüt Aktüel’de çok sert bir eleştiri yazar.  Derhal Turkuvaz grubunu arar. Yazıyı kaldırtır. Grup yazıyı hocadan tırstığı için değil, REİS’in politikası bu yönde olduğu için kaldırır. 

Şirin ve güler yüzlü hocamız kendisi hakkında ilk defa net bir eleştiriyle karşılaşmış ve ilk tepkisi bu yazıyı kaldırtmak olmuştur. Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir. Ama ne Mahcupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.

Durum hâlâ aynıdır onlar için; kendisine her gün küfredilen, uluslararası operasyonlarla devrilmeye çalışılan, oğlu bile kendisinden kurban olarak istenen Erdoğan baskıcıdır; kendisini eleştiren ilk yazıyı sansürleyen hoca ise demokrat.

12 – Hoca artık kendisine ait müstakil bir medya kurma vaktinin geldiğine KARAR verir. (Söylemeye gerek var mı bilmem: Bir siyasetçinin kendine ait yeni bir medya kurması, kendine ait yeni bir parti kurmasından farksızdır.) Basın danışmanı Osman Sert’in desteğiyle KARAR’ı kurar. KARAR’ın finansmanı “örtülü” olarak halledilir. Yeni Şafak’a ise Ülker’in arka çıktığı söylenmektedir.

En çıldırtıcısı ne biliyor musunuz? Kendi medyasını kuran hocamız daha geçen gün, Turkuvaz’ı hedef alarak “medya üzerinden siyasete dizayn vermeyin” diye çıkış yaptı. Galiba şunu söylemek istedi: Ben çok uğraştım ama yapamadım, beceremedim, Karar bütün çabamıza rağmen hala 2 bin satıyor, ne olur siz de yapmayın, tavsiye etmem.”

13- Eylül’de MKYK’yı baştan sona kendi şekillendirmek isteyen hocaya karşı, REİS’in talimatıyla Binali Yıldırım devreye girdi. 1353 delegenin 900’ünün imzasını topladı. Sonra da Abdülhamit Gül’den Mehmet Muş’a, Berat Albayrak’tan Ayşenur Bahçekapılı’ya kadar REİSçi pek çok isim MKYK’ya girdi. Gül’ün ekibi (Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Mehmet Şimşek vs.) ise safdışı edildi.

14- Madem ki partinin has isimleri ve tabanı kendisine destek vermiyordu, o zaman diğer kesimlerin desteğinin alması lazımdı.

Gezici ve PKK’cı güruha bile şirin gözükmek için, PKK’nın ortalığı kan gölüne döndürdüğü, HDP’nin terör propagandası yaptığı, canlı bomba taziyelerine gittiği dönemlerde bile HDP’ye yönelik bir tepki ortaya koymadı. Baktı ki MHP kendisini eleştirmeye başlamış, işte o zaman, şişin ve kebabın yanmaması için, “bütün dokunulmazlıkları kaldıralım” dedi.

15- Bitmedi! Hoca PKK’ya yönelik olarak “2013 Mayıs şartlarına dönülürse her şey konuşulabilir” diye bir açıklama yaptı. 

16- Aynı günlerde AK Parti milletvekili Özhaseki “paralel fabrika ayarlarına dönerse mücadele biter” açıklaması yaptı. Hocamdan tek bir itiraz gelmedi.

17- Avrupa Parlamentosu başkanı Schulz, REİS’e en galiz şekilde küfreden video klibe yönelik Türkiye’nin verdiği tepkiye karşı yine REİS’e yönelik “otoriter” kabilinden hakaretler etti. Hocamız ise Schulz’a karşı tek kelam etmedi.

18- Schulz’un “Biz Erdoğan’la anlaşmadık. Bizim muhatabımız Davutoğlu’dur, hükümettir, onlar da gayet ciddi muhataplar” sözleri üzerine hocamız yine tek kelam etmedi. REİS ise önce bu Nazi bozmasına çaktı (…)  Sonra da mülteciler konusunda Almanya’ya övgüler düzen hocaya: “3 milyar euro meselesinde en büyük yükü Almanya alıyor deniliyor. Halbuki cüzi bir miktar hariç, Türkiye’ye gelen bir şey yok. Bizden neyin projesini istiyorsunuz? Sizin proje dediklerinizi biz çoktan yaptık. Proje diyerek kimse bizi aldatmasın. Birileriyle fotoğraf verebilmek için böyle şeylerin içine girmeye gerek yok”

19- Her işte çuvallayan hocamız artık ne yapacağını, REİS’i nasıl görünmezleştireceğini, kendisinin nasıl varlık göstereceğini şaşırır hale geldi. “Schengen vize anlaşmasını dört ay öne alacağız. Bu bizim başarımızdır” türünden laflar etti. REİS “artık yeter!” dedi ve patladı: “Başbakanlığım döneminde Schengen’in Ekim 2016’da uygulamaya gireceği açıklandı. 4 ay öne çekmenin kazanım gibi sunulmasını anlayamıyorum. Küçük şeylerin büyük kazanım gibi sunulmasına üzülüyorum.”

20- REİS Obama’yla görüştü.

REİS-Obama görüşmesinin üzerinden bir ay geçmeden, hocam Beyaz Saray’dan randevu istedi.

Başka söze gerek var mı?

21- Hocam, Osman Sert eliyle Taha Ün’ü kendi trol ekibine dahil etti. İşin kötüsü Taha Ün’ün eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin özel kalem müdiresi Sema Silkin. REİS açısından ne kadar berbat bir durum değil mi? Taha Ün ve ekibi, yanlarına birkaç hırdavatı da alıp, hocayı eleştiren herkesi tvitırda FİTNEci ilan etmeye başladı.

22- Hocanın fahri danışmanı yeni gazetecisi Mahcupyan, PKK ile masayı kuran onlarca yazı yazdı; devlete, “dönüp dolaşıp PKK’nın ayağına geleceksiniz, gelmezseniz anti-demokratiksiniz, gayrimeşrusunuz” minvalinde yazılar döşendi.

23- Beştepe’ye karşı paralellerin “İsrafsaray” hakaretleri, 250bin dolarlık masa iftiraları kol gezer, REİS bu kepaze ithamlarla boğuşurken bir kez olsun sesini çıkarmayan hocamızın partisi; Can Dündar serbest bırakılınca, sevinçle karşıladı. REİS “karara saygı duymuyorum” deyince, hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş çıkıp “Cumhurbaşkanı’nın şahsi fikridir” diyerek makamı küçümsemeye kalktı.

24- REİS’in “yalan söyleyen zat” dediği, “paralel için cübbemi giyerim” diyen Arınç, Manisa’da özel törenle hocamız tarafından karşılandı ve ağırlandı.

25- REİS’e yönelik hemen her gün hakaretamiz haberlerin çıktığı Taraf gazetesinin sahibi Arslan’la Alkım Kitabevi’ne ziyaretine gidip el sıkıştı hocamız. O gün bugündür Taraf, hocaya taraf.

26- Hoca, “her şeye ben karar vereyim hırsıyla bakanların müsteşar atamasına bile izin vermedi. 4 aydır müsteşarı atanamayan bakanlar var.

27- Hocamız, REİS’in şiddetle eleştirdiği, 1100 terör destekçisi Akademisyen’in imza kampanyası için “görmezden gelsek olay bu kadar büyümezdi” yorumu yaptı.”

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here