Anasayfa Röportaj Rojin: Nerede olduğuma değil ne söylediğime bakın

Rojin: Nerede olduğuma değil ne söylediğime bakın

Paylaş

Sanatçı Rojin ile son albümü ‘Rojin 2018’ hakkında konuştuk. Rojin, “Herkesin eşit olduğu bir dünya çizmek isterdim. Uğruna ölecek ve öldürecek hiçbir şeyin olmadığını anlatmak, o fırça ile sevginin gerçek anlamını anlatmak…” dedi.

 Rojin’in yeni albümü ‘Rojin 2018’ raflardaki yerini aldı. Kürtçe ve Türkçe şarkıların yer aldığı albümün ilk klip çalışmasını Zazaca “Çeneka Veyvîka Armegeddonn” şarkısına çeken Rojin, 7’inci albümü için “Albümde ruhumu yansıtan parçalara yer vermeye özen gösterdim” diyor. Bu albümde kendine ait çalışmalara da yer veren sanatçı, Ahmet Kaya’yı da unutmuyor, “Yalan da Olsa” şarkısını kendi yorumuyla seslendiriyor. Rojin müzik yaşamının dışında Ezidi kızlarla uzun süre çalıştı. İŞID’in saldırılarından sonra ağır travmalar yaşayan kızlarla Yeni Yaşam projesini geliştirdi. Onları yeniden yaşama bağlamak için kamplara gitti… “Hırslarımız, öfkelerimiz, kıskançlıklarımız, egolarımız nedeniyle birbirimizi duymuyoruz. Sistemin yaşattıkları da bireylerin birbirine yaşattıklarının büyütülmüş hali” diyen Rojin’le tüm bu yaşadığı süreci ve müziğini konuştuk…

Yedi albüm sığdırdınız hayatınıza… “Rojin 2018” ya da “Duyun Beni…” Albümün hikâyesi nedir?

Herkesin bir hikâyesi var. İstanbul’a ilk geldiğim zamanlar okul yeni bitmişti, TOBAV’da sahneye çağıran arkadaşım bana Sezen Aksu şarkıları söyletti. Ardından bir yapımcı “görüşelim bu kızın sesi çok iyi” diye kart verdi… Kimsesiz, sahipsiz, evsiz bir başıma “ben tiyatrocuyum, şarkıcı değilim” desem de çevremin baskısı, yokluk bana bu teklife evet dedirtti.

Daha çocuk yaşta, bir müzik firmasında rafa kaldırılan sözleşmem 5 yıl bekledi. Hiçbir albüm yapmadım çünkü müzik şirketinin sahibi Türkçeyi tam konuşamazken “sakın Kürkçe okuma, akıllı ol, Türkçe oku daha çok para kazan ve ünlen” demişti. Sonunda ilk albüm patronun istediği gibi çıktı ama artık esaretten kurtulmuş ve ikinci albümü Gülten Kaya’nın da girişimleriyle Sony Müzik’ten çıkarmış, istediğimi yapmıştım.

Anadilimde söyleyecektim ama bu kez de Sony Müzik “sadece Kürtçe” oku diyordu. Bir türlü sevdiğim iki dilin de günahsız olduğunu anlatamamıştım. Sony’nin genel müdürü Nişantaşı Türkçesiyle “sakın Türkçe okuma” diyor, eski yapımcım konuşamadığı derin aksanlı Türkçesiyle “sakın Kürtçe okuma” diyor… 18 yaşındaydım ama yaşam beni 40 ile çarpmıştı… İç sesim “hayır” diyor, “her iki dilde de okuyacağım.”

Sonunda istediğim oldu ama kaç yıllık kaybım var, bir bilseniz… Gelelim bu albümün hikâyesine; beni çok depresif bulan ekibim, hatta derin depresif bulan, “bu albüm şarkılarını biz seçeceğiz, senin de besten, sözün olsun ama biz sana yakışan şarkıları seçelim” dediler. Daha doğrusu öyle gelişti. “Çeneka Veyvîka Armegeddonn” Zazacanın en eğlenceli şarkılarından ve hatta pop şarkısı oldu; Dersimlilere teşekkür ediyorum. Çok ilgi gösterdiler, klibe ve şarkıya… Zazaca eserler çok dramatik, hüzünlü ve gerçekten çok etkileyici; eski albümlerimde de okudum ama bu kez farklı bir şey yapmak istedim bu eserle… Çeneka Veyvîka Armegeddonn kısa sürede her yere yayıldı. Klipte Kübalı dansçı Lazaro oynuyor, herkesin çok ilgisini çekti… Lazaro artık ülkemizde yaşıyor ve çok başarılı.

“Li Biramin” çok romantik bir Kürtçe şarkı, uzun zamandır sevdiğim bir eserdi. Aranjesini Ali Haydar Başak yaptı. Zazacasının da aranjesi Ali Haydar’a ait.

‘Duyun Beni’ albümdeki kendi kitlemin en çok etkilendiği eser. Hırslarımız, öfkelerimiz, kıskançlıklarımız, egolarımız nedeniyle bir birimizi duymuyoruz. Sistemin yaşattıkları da bireylerin birbirine yaşattıklarının büyütülmüş hali. Herkes benim olsun, bana çalışsın, benim borumu öttürsün diyor ama kimse vicdanın ne olduğunu bilmediği gibi, ne kadar vahşi olduğumuzu da görmüyor. O yüzden de “Duyun Beni” bir tek hayatımız var, uçaktan baktığımızda kilometrelerce boş arazi var, bu dünya hepimize yeter, bu kadar korkulacak, ötekileştirilecek, aşağılayacak duyguyu, öfkeyi nereden buluyoruz. İşte “Duyun Beni” bunu anlatan bir eser. Sözleri büyük şair, Alparslan Akdağ’a müziği bana ait…

 

Bu albüm Türkçe ve Kürtçe olarak dijital yayımlandı. Zazaki lehçesi de var albümde… Sizi yansıtan bir albüm mü bu?

Her albümde mutlaka Zazaca, Ermenice, Soranice, Türkçe, Farsça vardır… Bu coğrafyanın kadim dilleri beni daha çok heyecanlandırıyor. Tarih var, ruh var, duygu var. En önemlisi biz varız içinde.

Önümüzdeki albümlerde Arapça da okuyacağım. Sahnede okuyorum. Çünkü manik bir yapım var, çok eğlenirken küçücük bir sokak çocuğunu, mülteci bir çocuğu yolda görüp ağlayan birinin albümü de kendi gibi olur. En hüzünlü şarkılarımdan, en eğlencelisine, ortası yok; o yüzden tam da beni yansıtıyor. Şarkılarımı seviyorum. Beni yansıtmayan bir işi belki müziğe ilk başladığım yıllarda yapmış olabilirim, ama şimdi beni çarpmayan hiçbir şeyi hayatıma sokmam. Şarkı, insan, durum, ilişki, her şey için geçerli.

Bu albümde bir vefa borcunuz mu var Ahmet Kaya’ya?

Ahmet Kaya çok büyük bir kaybımız, tek kelime Kürtçe bilmeden Kürtçe için başına gelenler korkunç ruh halimizin yansıması… Nefret suçu işleyen o insanlar aramızda yaşıyor ve kendilerine sanatçı deniliyor. Çok acı ama… Çok inanıyorum; ne yaptıysan, ne yaşadıysan hayat sana aynısını gösteriyor. Er ya da geç farklı şekillerde. Ahmet Kaya şarkılarını sahne performanslarında çok okurum ve dinleyicilerimin ısrarla benden duymak istedikleri şarkıları var. O nedenle ben de çok bilinmedik bir eserini daha duyurmak istedim. Çünkü çok bilinen şarkısı kolay yol olacaktı ve “Yalan da Olsa” uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi. Serdar Öztop aranjesi ile eserin gerçek ruhunu yansıttığını düşünüyorum.

Evet, Ahmet Kaya’ya bir selam vermek istedim. Mezarının başında onunla sohbet ettim, ona “Nereden Bileceksin” şarkısını söyledim. İki yıl önce ve Kürtçe bir uzun hava okudum, ruhu şad olsun… Onun şu sözü aklımdan çıkmıyor; “Beni solcular sevmiyor, sağcılar da sevmiyor, peki satış rekoru kıran albümleri alan kim? Neden polis gecesine gidiyorsun sorusuna ben her yerde kendi şarkılarımı söylüyorum, farklı bir Ahmet yok” diyordu. Bu da önyargıya verilmiş, herkesin kendi kafasındaki senaryoya verilmiş en güzel cevap… “Nerede olduğuma değil ne söylediğime bakın” dedim ben de hep… Ama görmek istemezsen bir şeyleri hep kör olursun gerçeğe. Yani seviyorum onu, esprili yanına da bayılıyorum onun… Çok arıyorum, eminim çok destek olurdu yaşasaydı, güzel insan “Yalan da Olsa” mutluyuz ya bu bize yetiyor.

Albümde ağır eserler de var, “Duyun Beni” gibi… Müziği de size ait şarkının. Hangi duyguyla söylediniz? Artık kimsenin bir birini duymadığı, tahammülsüz bir topluma everildiğimiz şu günlerde neye dikkat çekmek istediniz?

Evet, aynen dediğiniz gibi; kimsenin bir birini duymadığı, duymak istemediği kaosa bir naif çığlık dedim. Mani depresif yanımız var, yaşananlara duyarsız kalamıyorsunuz, kalbi kanmayan, birileri için gözyaşı dökmeyen, ekmeğini ihtiyacı olanla paylaşmayana saygı duyamıyorum artık… Benim için ölçü şarkı söyleyip konserden cebini doldurmak değil, söylediği şarkılar, türküler gibi bir olmak, o ruhu taşımak. Gerçekten tabanlarına kadar hissetmek, bu da vicdan ve cüzdan arasındaki mesafedir. Misafiriz bu dünyada, değiştirebileceğim şeyleri tartışmayı da öğrendim artık. Değiştiremeyeceğim şeylerle uğraşmıyorum, yapabileceklerime bakıyorum. Murathan Mungan’ın tabiri ile hiçbir şey, yaşasın ya da kahrolsun laflarıyla ne yaşıyor ne de kahroluyor. Laf ebeliğine karnımız tok! Duyarlılık, hissetmek, paylaşmak, projelendirmek, duymak, dokunmak lazım… O nedenle “Duyun Beni “ olmalıydı albüm. Bu albüm duygularımın tercümandır.

.

Toplumsal bir eserlerin yanında aşk şarkıları da var. “Şahit Çamlıca…” Arabesk formunda diyebilir miyiz? Gerçi sizin çalışmalarınız oldukça duygusal… Mesela yine albümde yer alan Rojen Buri… Sözleri size ait… Nasıl bir duygu sizi yazmaya itiyor?

Şahit Çamlıca çok özel bir eser. İçinde arabesk normlar var ama tam arabesk denemez. Yıllardır pop arabesk yapan idollerimiz var bu ülkede, unutmayın. Arabesk, yasaklara rağmen yaşamış bir müziktir. Yıllarca TRT’ye çıkartılmamış büyüklerimiz var. En aşağılayan, en tepeden bakanın bile gece belli bir saatten sonra arabesk dinlediğini biliyorum. Ben arabeski seviyorum, bunu aşağılayan insanların da, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ayrımı yapanlardan bir fark yok! Müzik bir zevktir ve acının, hüznün, sokağın, kaybedenin, kaybedenlerin sesidir. Gecekonduda da, bir tekstil atölyesinde de dinlenir, gece kulübünde de… Mesela benim de tutkuyla dinlediğim Kanadalı arabeskçi Leonard Cohen dinlerler, şarkılarının hepsi fena halde diptir ama o İngilizce ya, bu yakıştırmayı ona yapmazlar. Bu da başka bir kompleksin göstergesidir. Benim müziğim arabesk değil ama bayılırım… Birileri küçümsüyor diye ben kendimi uzak tutmam.

Rojen Buri Rojavalı çok büyük bir müzisyen Salah Ammo’nun enstrümantal eseriydi. Duyar duymaz çarpıldım. İletişim kurduk, konuştuk ve hayat anılar diye, geçmiş günler diye söz yazdık, çok sevildi. Yazmak bir yetenek, benim çok iddiam yok yazma ile ilgili ama zamanla yaşadıklarını, duygularını şarkılarına yansıtabiliyorsun; Rojen Buri çok beğenildi.

Yazmaktan açmışken konuyu bir de İnkılap Yayınları’ndan çıkacak olan bir kitap projeniz olduğunu biliyoruz. Nasıl bir hikâye bekliyor okuyucuları?

Kitabım daha bitmedi, 5 hikâyesi var. Hele bir durun bitsin… Heyecanımızı kaybetmeyelim ve çok konuşmayalım istiyorum. Ama yaşadıklarım insan olarak, kadın olarak, ülke olarak çok trajikomik… Türkçe bilmeyen bir kızdan Türkçe diksiyon hocası çıkaran hayat, çöpten ekmek yiyen kadından ünlü bir sanatçı çıkaran hayat, bel fıtığını yenmek isterken yüzücü yapan hayat… Çocukken kola içenleri ayrıcalıklı gören, kırmızı ruj süren kadınlara saatlerce bakan beni, şimdi hepsinin anlamsızlığı üzerine düşündürür hale getirdi. O kitapta bu ülkenin fotoğrafı sadece ben değilim, oradaki Rojin’nin hikayesi hepimizin hikayesi, Türkçeyi konuşamayan bir arkadaşım travma sözünü havalı bulup kullanmak istemişti; ”benim çok tramvaylarım var… canım” demişti… İşte benim de bu kitapta tramvaylarım, trenlerim, el arabalarım var.

Sizi yıllardır dinleyen dinleyicileriniz bu kez hikâyelerinizi okuyacak. Yazmaya karar vermeniz nasıl bir sürece tekabül etti?

Yaşadıklarım duyulmalı, bilinmeli, etkilemeli insanları… Rojin olarak sahneye çıktığımda bu ülkede Rojin ismi cidden yoktu. Benim müzikal tarihimin yaşında 18-19 yaşında onlarca Rojin var; bu bir esin, sevgi, tutku… Bu nedenle hikâyem bilinmeli; bir de oyunculuk geçmişimden dolayı sanırım kendimle de, olaylarla da biraz muzip bakan tarafımı, gülen gözümü bunca acıya rağmen kapatmamışım. Ondan bu kitap var olacak. Ama çok konuşuldu, henüz bir şey yok…

Eminim ki hayatınıza çok fazla hikâye biriktirdiniz… Özellikle Erbil-Türkiye arası yollarda olmanız, Ezidilerle birlikte uzun zaman geçirmeniz, onlarla Yeni Yaşam projesinde çalıştınız… Ezidilerle ilgili çalışmalarınızdan da söz edebilir misiniz? Nasıl bir süreçte onlarla birlikte oldunuz? Neler yaşadınız?

Onların hikayesini de şöyle anlatayım: Hiç bilmediğim, hiç tanımadığım bir ülkeye iş yapmaya gidiyorum. IŞID denen vahşi tecavüzcü, talan çetesi, terörist bile iltifat olur bunlara… Duhok’da bir kampa gittik, Esyan Kampı… Orada ‘A’ yla tanıştım. Koco koyunun en güzel kızıydı. Vücudunu ritimli bir şekilde öne arkaya sallıyordu… Şu anda saçları kırpılmış, delirmiş ‘A’, belli belirsiz sesler çıkartıyor ama delirmiş ifadesi yok yüzünde.. Annesi hikâyesini anlatıyor: Onu zorla IŞİD çetesi kaçırırken onlara karşı koymuş, kafasına yediği darbelerden bu hale gelmiş ve defalarca satılmış. A’nın hikayesi yürek paralayıcı, ona ilaç bulmamız gerekiyordu, gözyaşlarımıza hakim olamadık… O günden sonra o kampa hep gitmeye başladım.

Orada bir grup kızla “Yeni Yaşam” diye bir proje başlattık, seçtiğimiz kızlar maalesef çetenin tecavüzüne uğramış, pazarlarda satılmış kızlarımızdı. Hepsinin hikâyesi ayrı bir film gibi…

İŞID’e yarim saat uzaklıktaki Esyan kampında o acıyı yaşayan kızlarla paylaştıklarımı ömrüm boyunca unutmayacağım. Bu ağır bir durumdu ve o kadar o acının içine girince uzun süre toparlanamadim.

Biz onlara meslek öğretmek, drama çalışmaları yapmak, şarkı söyletmek, kendilerini daha iyi hissetmeleri için birer iş sahibi olmaları için uğraş verdik. Bilgi Üniversitesi’nden Eda Arduman çok yardımcı oldu. Sevgili Gülseren Onanç’ın kendi kredilerini bu kızlar için kullanmasını asla unutmayacağım, özel bir kadın siyaset-üstü bir insan. Ayrıca Exes Üniversitesi’nden bir hoca ile SKYP üzerinden de destek alarak çalıştım. Ümit Boyner’e de çok teşekkür ederim, çok destek verdi.

 

‘HEP GÜLÜYORDU…’

Çok dramatik hikâyeler değil mi?

Kızlardan en çok dikkatimi çeken, grup çalışmalarında en çok gülen kızdı… Hoca, büyük utancından dolayı kızın böyle davrandığını söyledi. Çünkü sinir bozucu şekilde hep gülüyordu. Hikâyesini öğrendiğimde kocasının önünde tecavüze uğrayıp, sonra yine onun gözleri önünde kocasının hayatta en sevdiği varlığını öldürdüğünü, sonra pazarlarda satıldığını öğrendim. ‘N’ ile ayrıca ilgilendim ilk zamanlar, köylerinden söz edip güzel anılarını anlattılar, kimisi kuaför, kimisi aşçı, kimisi terzi olmak istiyordu. Ama önümüzde sosyal, geleneksel çok engel vardı.

Ama orada da güzel bir yasa çıkartmışlardı; o kızlara hakaret eden, küçümseyen hemen asayiş tarafından yakalanıp sorguya alınıyordu. Çünkü başlarına gelenlerin sosyal baskı ile daha ağır sonuçları olabilirdi. Zine diye bir kızımız intihar etmiş, kaldıramıyorum bunca acıyı diyerek…

Ben kitabımda onlardan söz edeceğim. Küçük ‘C’nin hikâyesini kısaca paylaşmak isterim: Bunları bir eve kilitleyip yemek de yaptırdıkları için bulundukları villada çok sayıda ilaç varmış, küçük “C”, 15 yaşında, yaptığı yemeğin içine bütün ilaçları koyup bunları uyutmuş, arkadaşı ile beraber evin anahtarını ve bir cep telefonunu ele geçirip kaçarak peşmergeye ulaşmış. Ekibin umuduydu. Daha çok hikâye var, bunlar kampa yarım saat uzaklıkta Musul’daki çeteye yakın bir noktada yaşanıyordu. Bir gün Duhok Üniversitesi’nde çalışırken bir gürültü koptu, kızların kaçışını, gözlerindeki ifadeyi görmeliydiniz. Unutamıyorum. İki yıla yakın bir süre çalıştık 20 kızımızla…

‘İKİ YILIN SONUNDA SARSILDIM’

Sizin içinde zor olmalı bu süreç?

Bunun üzerine romanlar yazılır, psikolog ya da sosyolog değilim ama nasıl yaralar bırakıyoruz… İki yılın sonunda ben cidden sarsılmıştım. İlaç kullanmak zorunda kaldım 6 ay… Çünkü hepsini dinlemişti ve kabus görüyordum. Doktor kendimi korumaya almam gerektiğini ve kontrolsüz bir empati duygum olduğunu söyledi.

Tedavi edilen kızlarla iletişiminiz devam ediyor mu?

Kızlarımın çoğu Almanya’da, haberleşiyorum. Yaşadıkları bu toplumun utancı, onların hiçbir suçu yok. Hepsi çok iyi olacak. Ezidilerle ilgili çok şey öğrendim. Acıyla, kızlarla birlikte güçlendik. Duhok Valisi’ne ve Duhok Üniverstesi’ne bize verdikleri destekten dolayı teşekkür ederim.

 

‘TİYATRO VAZGEÇİLMEZİMDİ’

Müzik hayatınızı biliyoruz, ama ilk yola çıkışınız tiyatro… Ancak müzikle devam ettiniz…

Tiyatro benim vazgeçilmezimdi, çünkü oyuncu olmak için çok şeyi göze almıştım. Devlet tiyatrosundan istifa ettikten sonra müzik öne geçti… Ama oyunculuğu çok özlüyorum, tiyatroyu… Oyunculuk ve müzik terapilerin, antidepresanların en güçlüsü… Yaralarından beslenip iyileştirmek ve bunu yaparken eğlenmek, mutlu olmak,kendinle başbaşa kalıp küçük dünyanın, dışardaki kocaman evrenle uyumunu sağlayan en güçlü bağdır sanat

En çok ne yoruyor sizi?

Anlaşılmamak yoruyor. Bütün savaşlar iç savaştır, çünkü bütün insanlar kardeştir yazmıştım. Bana gelen mesajlar iç acıtıcı oldu… Öfke benzeştiriyor, farklı görüştekiler ayrı bakıyorlar ama ikisi de küfür ediyor. İşte insanın yok olduğu zaman… O yüzden yoruluyorum. Şimdi öğrendim onları görmemeyi… Ben kendimi biliyorum, o halde güle güle size kötüler…

Tamamen kendinize dönünce, Rojin iç dünyasında neler yaşıyor?

İnanın sorun çözmekten kendime dönemiyorum… İnsanlara dokunmak, ilgilenmek çok hoşuma gidiyor. İç dünyam bunalım, yabancılaşma, bilinçaltı sorgulamalar, çağrışımlar… Klişe tabirle herkesin bir İstanbul’a geliş hikâyesi vardır, seni yeneceğim klişesi… Çamurdan geldim, çamura döneceğim ama hikâyem, yaptıklarım, eserlerim, duygularım hep yaşasın istiyorum.

Son olarak sana bir tuval, boylar ve fırça verilseydi neyin resmini yapardın?

Herkesin eşit olduğu bir dünya çizmek isterdim. Uğruna ölecek ve öldürecek hiçbir şeyin olmadığını anlatmak, o fırça ile sevginin gerçek anlamını anlatmak…

Gülşen İşeri  giseri@gazeteduvar.com.tr

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here