Anasayfa Haber Rüzgârın Hatıraları filmin yönetmeni Özcan Alper: Sistem yas tutmamıza bile izin vermiyor

Rüzgârın Hatıraları filmin yönetmeni Özcan Alper: Sistem yas tutmamıza bile izin vermiyor

Paylaş

 Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Çalışmaları tarafından düzenlenen söyleşiye konuk olan yönetmen Özcan Alper, filmlerinde de görüldüğü gibi doğru düzgün yas tutamadıklarını belirterek, “Bir şekilde sistem yas tutulmasına izin vermiyor. Bu da travmanın son bulmasını engelliyor” dedi.

Ege Üniversitesi (EÜ) İletişim Fakültesi İletişim Çalışmaları, Rüzgârın Hatıraları filmin yönetmeni Özcan Alper ve Senarist Ahmet Büke katılımıyla söyleşi düzenledi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Ufuk Tambaş moderatörlüğünde EÜ İletişim Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen söyleşiye, birçok akademisyenin yanında öğrencilerde sorularıyla katıldı.

Söyleşide konuşan Alper, 11 Aralık’ta vizyona giren Rüzgarın Hatıraları filminin 1943 yıllında bir entelektüelin ayakta kalma çabasıyla başladığını belirterek, 1940 yıllarında yazarların, ressamların ve şairlerin 2. Dünya Savaşı etkileri arasında kaldığını ve kendisinin de bunu anlatmak isteğini ifade etti. Alper, “Aziz Nesin, Sebahattin Ali, Vedat Türk gibi isimlerin gerçekten aydın olma gibi bir özellikleri var. Bulundukları topraklarla, dünyayla bağ kurmaya çalışan farklı bir kuşak” dedi.

‘Doğru düzgün yas tutamıyoruz’

Filmlerinde toplumsal olaylara bağ kursa da kişisel olana değindiğini söyleyen Alper, “ 3 filmimde de aynı şekilde ve hep istemsiz oldu mesela hep neden bu kadar ölüm var diye sorulduğunda benim cevabım da sanki benim istediğim bir şey mi? Toplumun kendisine baktığında normal olmayan ölümlerle karşılaşıyoruz ve 3 filmimde de görüldüğü gibi doğru düzgün yas tutamıyoruz. Bir şekilde sistem yas tutulmasına izin vermiyor. Bu da travmanın son bulmasını engelliyor” şeklinde konuştu.

‘Karamsar olmayın’

Ardından konuşan Büke ise, genç yönetmen ve senaristlere karamsar olmamaları gerektiğini ve öyle bir haklarının da olmadığını dile getirerek “Ben edebiyatı ya da sinemayı sadece çok sevdiğim için yapmıyorum bir görev olarak görüyorum çünkü kaybettiğim arkadaşlarım var. Ben belki de onları kaybettiğim için hayattayım ve bu yüzden ben görev olarak görüyorum. Benim hiçbir zaman bir odam olmadı kalabalık öğrenci evlerinde yaşadım. Şimdide bir kahvehanede bana ayrılan bir köşede yazıyorum” dedi.

Söyleşi teşekkür dilekleri ve alkışlarla sona erdi.diha

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here