Anasayfa Demokratik Emek Meclisi Sami Evren : 1 Mayıs yazısı – 2017

Sami Evren : 1 Mayıs yazısı – 2017

Paylaş

                                                                  

Türk-İş Merkezi olarak Ankara Tandoğan da, Hak-iş Erzurum da Kamu Sen Eskişehir de Memur-Sen Kütahya da 1 Mayısı kutlayacaklar. 2010 1 Mayısını Taksim de birlikte kutlama iradesi gösteren bu sendikalar daha sonraki süreçte DİSK ve KESK ten hızlı bir şekilde koptular. Aslında bu kopuş aynı zamanda emek platformunun dağılmasını da beraberinde getirdi. Türk-İş uzlaşmacı bir konfederasyon olmasına rağmen emek hareketi içinde bir “ağırlığı” vardı. İş kollarındaki sendikaların farklı görüşlerdeki çeşitliliği, özelleştirmeler öncesi üye sayısının çokluğu, kamuda güçlü örgütlerinin varlığı gibi nedenlerin yanı sıra kendini partiler ‘’siyaset’’ üstü gören böylelikle de devlet sendikacılığının tek temsilcisidir. Bütün bunlara rağmen SEKA, Tekel direnişi ve birçok grev ve direniş sınıfın tarihine yazılırken, Türk –İş ‘in tarihine sınıf adına çok fazla bir şey yazıldığı söylenemez. Şu anda beğenmediğimiz Türk İş de yok artık. Hak İş’e söylenecek fazla bir şey yok. AKP iktidara geldikten sonra hızlı bir şekilde kendine yeni alanlar açarak büyüyen sınıf gibi bir meselesi hiçbir zaman olmayan içi boş sadece Avrupa birliği projeleri yapan adı sendika olan bir örgüt durumundadır. Memur Sen ayrıca masaya yatırılması gereken bir yapı, neden çünkü parti devletinin örgütlenme sürecinde en fazla iktidarla iç içe çalışan örgüt. AKP nin en fazla ihtiyacı olan bu yapı aynı zamanda kamuda iş güvencesi elinden alınacak çalışanların susturulmasının aracı halindedir. Kamu Sen geleneksel sendikal mücadeleye Türk İş in ‘’memur’’ ayağını oluşturmak üzere kuruldu ancak süreç öyle gelişmedi.

Şimdi bu sendikalar 1Maysı ayrı, ayrı kentlerde kutlayacaklar ne söyleyeceklerini hiç merak etmiyorum. Çünkü bu güne kadar Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin içini boşaltmak için üzerlerine düşen görevlerini en mükemmel bir şekilde yerine getirdiler.

Türkiye’de 1 Mayıs ile ilgili, görüş oluşturmak makale yazmak emekçilerin sorunlarını sokağa, eyleme taşımak, yaşamın içinde gerçekçi gündemi oluşturmak oldukça zor. Kendi doğallığında emeğin haklarını mücadele ve dayanışmayı öne çıkartarak sermayenin programı karşısında emeğin programını 1 Mayısta alanlara taşımak emekten yana siyasetin, emekten yana sendikaların asli görevidir. Emek örgütleri, şu anda maalesef, devletin ve sermayenin dönüşüm sürecine karşı kendini yeniden yapılandırmaktan imtina etmiş durumdadır. Eski bildik mücadele yöntemlerini aşacak irade gösterememektedirler. İktidarın emeğe yönelik saldırılarını, ülkede olup biten demokrasi dışı gelişmeleri bir bir sıralamak önemli bir şey söylendiği anlamına gelmiyor. Bilinen gerçekleri sıralamak ve giderek mağdurluğa ‘’sığınmak’’ mücadeleyi ortaya bırakmaktır.

 Mevcut sendikal işleyiş emek hareketin geleceğini, yeniden yapılandırılmasını sürekli erteleyerek işlevsiz bürokratik yapılara dönüşmüştür. Bu mekanizma mücadeleyi sığlaştırırken, öneri ve tartışmalara kendini kapatarak suskun bir üslupla eleştirilerin önünü kesen bir yerde durmaktadır.

İstanbul’da Taksim tartışmasıyla başlayan 1Mayıs Uzlaşmayla Bakırköy çukurunda bitecekse ki öyle oldu. Bu tartışmaya hiç girmemek gerekiyordu. Bir kentin tarihi, kültürü, toplumsal mücadelelerin hafızası, sokaklar ve meydanlardır. Taksim meydanı Türkiye işçi sınıfı için bu anlamda çok şey ifade eder. Bu nedenle 1 Mayısı basitçe bir miting olarak görmüyorsak, Taksim meydanını da basitice geniş bir mekân olarak görülemez. Konu alan tartışmalarının ötesinde Türkiye demokrasinin defosunu deşifre eden gösterge olarak görülmelidir. Referandumda ortaya çıkan şaibe ve hukuksuzluklarda buna eklenirse siyasi iktidarın içine girdiği girdabın, burguya dönüşüp muhaliflere yöneleceği şimdiden kesinleşmiş gözüküyor.

Küresel kapitalist sistemin uygulamaya koyduğu Neoliberal politikalar her ülkenin iç siyasetine uygun olarak uygulama pratiği kazanmaktadır. İç siyasette uzun zamandır yoksullar ve zenginler arasındaki çelişki siyaseti belirlemiyor. Aksine bu konu yok sayılarak görünmez kılınarak farklı gündemlerle toplum saflaştırılıyor. Bu saflaşmaların her iki tarafında yoksullar olabiliyor. Sınıfsal olmayan bu saflaşmanın sosyolojik gerekçeleri egemen siyasetin politik programına dönüşmüş durumdadır.

Geleneksel devletin işleyişini değiştirme konusunda uluslar arası küresel şirketlerin reform adı altında dayattıkları yapısal değişiklikleri uygulamada kararlılık gösteren AKP iktidarı son yapılan referandumla adeta ben yaptım oldu. Üsküdar’ı bile geçtim laf kalabalığının arasında eşekle- Niğde arasındaki ilişkiyi de hatırlatarak..! 16 Nisan sonrası izleyeceği politikaları da işaret etmiş oldu.

T.C. Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinden bu zamana kadar geçirdiği iktisadi tarihi, Dünya kapitalist sistemindeki gelişmelerle hep uyumlu olmuştur. Bu uyum bundan sonraki dönemlerde de devam edecektir. Çünkü uyumsuzluğu ortaya koyabilecek antikapitalist bir program etrafında oluşmuş muhalif bir durum şimdilik gözükmüyor. Uzun zamandır devletin iktisadi alandaki görevlerini terk etmeye başlaması, kamusal alanlardaki varlığına son vermesi küresel şirketlerin ülkeye davet edilmesi sürecinin geldiği aşamaya bağlı olarak devletin idari yapılanması işlevi ve görevlerin dede yeni düzenlemeler hep yapıla gelmiştir. AKP iktidarları ile sermaye arasındaki gönüldeşliğin sloganı ‘’Ekonomide istikrar’’ olmuştur. Küresel şirketler ve onların yerli uzantıları açısından Türkiye deki demokrasi meselesi kendileri için demokrasidir. Grev yasaklayan, örgütlenme özgürlüğünün önünde engel çıkartan, ucuz işgücü piyasası oluşturan, asgari ücreti düşük tutan, sarı sendikaları teşvik eden hükümetler sermaye için ‘’demokrat’’ hükümetlerdir. Anayasa, siyasi partiler yasası, seçim sistemi parlamentonun oluşumu, gibi meseleler çokta umurlarında değildir. Yeter ki ‘’güven’’ ve ‘’İstikrar’’ bozulmasın..!

16 Nisan giden yolun gerisinde elbet deki başka hesaplar, başka iradeler ve gerekçelerde vardır. 7 Haziran seçim sonuçlarının ‘’beğenilmemesi’’, 1 Kasım seçim sonuçlarının ‘’beğenilecek’’ şekilde çıkartılması,15 Temmuz darbede sinine vesile olan iktidar bloğundaki çatlama ve sonrasında kurulan yeni ittifaklar, ilan edilen OHAL- KHK’ ler, tutuklamalar işten atmalar ve operasyonlarla toz duman olan ortalık ve kargaşa devam ederken, Kendini 17 Nisan sonrasına mühürlü, mühürsüz ve el çabukluğuyla taşıyan MHP-AKP ittifakı ile şimdilik başa baş, baş başa kalmış durumdayız. Sermaye açısından fazla bir sıkıntı yok ya peki 1Mayıs vesilesi ile görünür olmaya çalışacak işçi sınıfı açısından durum öylemi?

Ebetteki öyle değil. Kamuda çalışanların iş güvenceleri özel sektörde çalışanların durumuna eşitlenecek. Böylelikle özel sekterde çalışanların olmayan iş güvencesi kamuda çalışanlar içinde uygulanacak. Kamu hizmetleri yurttaşların toplumsal yararı gözetilerek yapılmayacak, müşterinin memnuniyetine göre Gerçekleşecek.Millet,halk,yurttaş,hasta,öğrenci,işçi ….artık müşteri. Aslında uzun zamandır uygulanmaya çalışılan bu sistem şimdi devlet eliyle hızlandırılmış olaçak. Devletin idari yapılanması, şirketlerin idari yapılanması modeline geçmiş olacak. Hukuk adalet, hak arama, parlamentoda tartışma iş mahkemelerinde uyuşmazlık davaları açma gerektiğinde hepsi bir KHK bağlı artık.

İktidar devlet ilişkisi yeni bir evreye yöneliyor. Yeni dönem parti devleti ilişkisini güçlendirirken partililerin şirketleri de devletin güvencesinde büyüyecek. Devlet ‘’mali disiplini’’uygulamanın güvencesi olacak, kiriz dönemlerinde sermayenin ihtiyacı olan teşvikleri halktan topladığı dolaylı vergileri şirketlere aktaracak. Yeni fonlar kurulacak, kurulan fonlar büyük şirketlerin ihtiyaçlarına göre kullanılacak. Tabi’i ki bütün bunlar şirketler için yetmeyecek kıdem tazminatları el çabukluğu ile nasıl buharlaştırılır onunda dolaylı hesapları yapılacak. Yandaş sendikalar tam bu noktada sarı çizgilerini açıklayacaklar.

Emekçiler açısından 2019 giden yol uzun mu,kısamı olacak çok bilinmese de demokrasi mücadelesi emekçilerin esas gündemini belirleyecek. Hak arama mücadelesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi sancılı bir sürece girdi. Ortadoğu’daki gelişmeler ve Türkiye’nin dış politikada varacağı nokta hangi belirsizliklere gebe hep birlikte göreceğiz. Siyasi iktidarın ayakta kalma aracı olarak milliyetçi ve muhafazakâr kitleleri yanında tutabilmek için hamleleri yaklaşık olarak bellidir.16 Nisan sonuçları üzerinden bakıldığında bu yürüyüşün iktidar için  çok kolay olamayacağıda şimdilik bir dip  not gibi durmaktadır. Toplumun en az yarısının hayır dediği bir iktidarı gönül isterdeki 1 Mayıs’da emekçiler silkelesin. Ancak böyle bir durum ne yazık ki yok. Fakat şöyle bir durum var.Uzun zamandan bu yana  kent yoksulları,dışlanmışlar,ekolojik mücadele verenler,ayrımcılığa uğrayanlar,yok sayılanlar,otoriter ve baskıcı rejimden bunalanlar,çok farklı kesimlerden yükselen itiraz sesleri çoğalıyor,kent,mahalle meclisleri kuruluyor .Gezinin birikimleri mahallelerde  yan yana gelişlere dönüşüyor.Yerel mücadeleler Muhalefet meclislerine dönüşürse ki dönüşmelidir.İşte o zaman

1 Mayıs Bakırköy çukuruna gömülemez. İşte o zaman Taksim tartışması biter. Ve işte o an demokrasin kazanmaya başladığı andır..

Sami evren

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here