Sami Evren: Emek hareketini konuşmak

Paylaş

 

1 Mayısın arifesinde emek hareketini sorgulamak eleştiri ve öz-eleştirilerle mücadeleyi nasıl güçlendiririz konuşmak gerekiyor. 2016 1 Mayısına  hazırlanırken Türkiye emek hareketinin öncülleri olan sendikalar 1 Mayısın özüne uygun kutlanmasına öncülük etmekten oldukça uzaklaşmış gözüküyorlar. Sarı sendikalar siyasi iktidarın organizasyonlarına dönüşmüş  yapılar durumuna gelerek emek örgütü vasfını yitirmişlerdir.Emekten yana mücadele eden sendikalar ise etkisiz durumdadırlar.Ortalıkta ne emek platformu vardır, nede sendikalar arası işbirliği.Saflar çok netleşmiştir.Ülkenin içinden geçmekte olduğu siyasal gerilimlerde düşünülürse emeğin hakları rafa kalkmış durumdadır.Böylesine zorlu bir dönemde emeğin haklarını gündem yapabilmek oldukça zor gözüküyor. Emek hareketinin tarihini Türkiye’nin siyasal tarihinden bağımsız ele alamayız.Bu nedenle Türkiye  emekçilerinin geleceğini,örgütlerini, mücadelesini ”derin” teorik tartışmalara girmeden basit,anlaşılabilir gerekçelerimizle konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

1-Bu nedenle, öncelikle emekten yana siyasetin sendikalara bakışında kökten bir değişikliğe ihtiyaç duyulmaktadır. Emek hareketinin güç kaybını durduracak yeni bir sendikal mücadele hattı kurmak yerine, sendikaları iç iktidar kavgası zemini olarak ele alan, karşıt fraksiyonları devirmek için her türlü ittifakı deneyen ve kendisini önder, üyeleri de yönetilecek kalabalıklar olarak gören anlayışların sendikal mücadelenin güçlenmesine herhangi bir katkı sağlamasının mümkün olmadığını tarihsel süreç göstermiştir. Kendimizi de bu sürece dahil eden bir yerden özeleştiriyi derinleştirmeliyiz.

2- Sendikal örgütlenme salt üye kazanma, toplu sözleşme görüşmesi yapma ve nispi demokratik haklar kazanma süreci olarak kurgulanamaz. Özellikle yaşadığımız siyasi ve iktisadi krizle birlikte sayıları hızla artan işsizler ve ayrıca da göçmen işçiler sömürülmeyi bile bir “şans” olarak kabul edecek duruma gelmiştir.Bu nedenle milyonları kapsayacak, onların hakları için sadece tek tek şirket yada patronlarla değil, ama bir bütün olarak sermaye ile mücadele edecek ve emekçilere kapitalizmin aşılabilir olduğunu günlük hayatları içinde gösterebilecek örgütlenmelere duyulan ihtiyaç daha fazla ertelenemez.

3- Kısaca ifade etmek  gerekirse, emek hareketi örgütlenmesi bugün 4 temel sorunla karşı karşıyadır:

* İşyerlerinin parçalanmasına bağlı olarak az sayıda işçi çalıştıran küçük ve orta ölçekli işletme sayısının çokluğu,
** İstihdam oranlarının düşmesi ve artan işsizlik nedeniyle çalışanlar üzerinde oluşan baskı,
*** Çalışanların taşeronlaştırma vb. yöntemlerle parçalanması.

Bunlara liberalizmin dayattığı örgütlenmeyi engelleyen yasaların varlığı da eklendiğinde, örgütlenmek neredeyse imkansız hale gelmekte, sendikalaşmanın işverenin lütfuna bağlı kaldığı bir dönemin nesnel koşulları oluşmaktadır. Lütuf kavramının kullanılması ağır bulunabilir, ama gerek özel sektördeki gerek kamu sektöründeki örgütlenmelerde işverenin veya hükümetin açık desteğiyle gerçekleştirilen sendikalaşmaların varlığı tüm konfederasyonlar için geçerli bir saptamadır.

****Göçmen işçilerin sermaye için ucuz emek piyasasının oluşmasına vesile olarak kullanılmasının meşrulaştırılması

 4. Emekçileri, kamu, özel sektör ve işkolu esaslı ayrıştırmak yerine, tümünü birlikte kucaklayan bir örgütlenmeyi oluşturmaktır.

Bu örgütlenme çalışanlar ve işsizleri birlikte kapsayacak bir ağın üzerinde yükselmek zorundadır. İşyerlerini esas alacak, işçi-kamu çalışanı-işkolu ayrımını fiilen ortadan kaldıran, işsizin de aslında işçi olduğunu, örgütlenmesinde açtığı yer ile gösteren yeni bir sendikal yapılanmaya ihtiyaç vardır.

5- Bütün bu koşullar aslında tek bir çözüme işaret etmektedir. Yeni dönem emek örgütlenmesi statü, işkolu ve işyeri temelinde parçalanmış değil, tam tersine bütünleşik olmak zorundadır.

İşçi veya memur statüsünde, farklı iş kolunda hatta farklı işyerinde çalışan tüm emekçileri ve işsizleri kapsayacak, geniş bir örgütlenmeye şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Ne var ki, burada aşılması gereken bir başka sorun daha ortaya çıkmaktadır. Siyasal düzlemde giderek etkisizleşen temsili sistemin bir benzerini esas alarak, hiyerarşik bir yapıyla kurulmuş mevcut sendikal örgütlenme modelleri, yasal sınırlamalardan bağımsız olarak, böylesi bir çözüme olanak verecek durumda değildir. Bu nedenle tüm örgüt yapısının ve işleyişinin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır.

6- Aşılması gereken son sorun ise eski dönemde çok önemli ve geliştirici bir rol oynamış olan sendikal kadroların konumudur. Yeni dönemin ihtiyaçlarını kavrayamayan kadrolar, kişisel hırs taşımasalar, fedakar bir biçimde çalışsalar dahi, yeni bir sıçrama yapılmasını nesnel olarak engelleyici bir rol oynamaktadır. 

 7- Ülkemiz emek hareketinin iki ana örgütü olan DİSK ve KESK bu koşullarda sürekli kan kaybı yaşamaktadır. Bu kan kaybını sadece hükümet politikalarına bağlamak mümkün değildir. Hükümetin emek alanında kendi yandaş örgütlerini güçlendirmeye yönelik politikaları bilinmekle birlikte, DİSK ve KESK’in ortak bir mücadele hattı kuramaması da en az bunun kadar önemlidir. Bu ortak örgütlenme fikrinin hayata geçirilmesine bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

8-19. yüzyıl sendikal hareketinden miras kalan merkezi yapılardan  vaz geçilmeli ,Yerine bölgesel emekçi meclislerin kurulması hedeflemeli.

Demokratik bir devletin idari yapısında yetkilerin yerel yönetimlerde olması mücadelesini sendikal hareket fiili olarak kendi yapısında değişiklikler yaparak bizzat gerçekleştirmeli.

 9-Sendikalar Ekonomik büyümeden pay alan bir mücadele yürütmezler. Büyüyen ekonominin enerji politikalarını nasıl etkilediğini bilerek ekolojiye zarar verecek sözleşmelerden kaçınır. Ekolojiye zarar veren üretime itiraz eder.

 10- Kadın emeği üzerinde yapılan her türlü ayrımcılığa karşı çıkar. Kadınların sendika yönetimlerinde erkek işçilerle eşit sayıda yer almasını savunur, Mobing ve tacizle karşılaşan  emekçi kadınların beyanı esas olan bir tüzüksel düzenlemelerin sendikal hareketin yapılanmasında göz ardı edilemez.

 11-  Savaşın yarattığı mülteci sorunu, mültecilerin sorunu değildir. Savaşı büyüten devletlerin sorunudur. Kayıt dışı göçmen işçilerin ucuz işgücü olarak görülmesini engellemek sendikal hareketin önemli görevlerindendir. İşsizliğin yüksek olduğu ülkemizde mültecilere karşı milliyetçi ırkçı saldırıların yoğunlaşmasını engellemek için savaşın  yarattığı sorunların aşılması için barışı savunmak  emekçiler için esastır.

 

 

 

 

Paylaş

1 Yorum

  1. Emek Hareketinin açmazlarından biride neo-liberal uygulamaların, mezhepçi,tekçi,sünni islami söylemlerle güçlendirilmiş olmasıdır.Sınıfsal çelişki ve çatışmalar islami kara propagandalarla üstü örtülerek görünmez kılındı kılınıyor. Türkiye artık bir ortadoğu ülkesi haline getirildiği bilinmektedir. Kadınları, çocukları, işçiyi,emekçiyi dinsel söylemlerle köle haline getirilme çabalarında hayli yol aldılar.Din sömürüsüne dayalı bu anlayışla her düzeyde ideolojik politik mücadelenin verilmesi kaçınılmaz görünüyor.Hurafeye dayalı bu tekçi söylemle mücadele edilebilmesi için sol daha geniş zeminlerde bir araya gelmeli iktidarla uyuşma içinde olan liberal anlayışlarla da tavizsiz bir mücadele yürütmelidir. Her türlü akıldan ve izahtan yoksun dinci,mezhepçi anlayışların politik ve toplumsal öznelerle barış içinde yaşayacağız kabullenişiyle bir arada yaşama arayışları geleceği kaybetmektir.

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here