Sami Evren : DİSK  ve KESK Birleşmeli

Paylaş

DİSK 15. genel kurulunu konuşabilmek için nasıl bir siyasi tarihe sahip olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Türkiye emekçileri ve onların örgütleri, 1977 1 Mayıs katliamından 38 yıl sonra 10 Ekim de yeniden Ankara da katliama maruz kalınıyorsa değişen çok şey içerisinde değişmeyen şeyin emeğe, sınıfa, barışa, demokrasiye saldırıların hiç değişmediğidir.

 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) 15.Genel Kurulu 12-14 Şubat 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek. Emek hareketi açısından bu genel kurul ile ilgili söylenmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Önce DİSK’in tarihini anlatmak lazım…

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 13 Şubat 1967 tarihinde Türk-iş’ten ayrılan Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve bağımsız Gıda-İş, Türk Maden-İş (Zonguldak) sendikaları ve onların genel başkanları olan Kemal Türkler, Rıza Kuas, İbrahim Güzelce, Mehmet Alpdündar ve Kemal Nebioğlu tarafından kuruldu.

12 Eylül askeri darbesiyle kapatılmasının ardından 19 Ocak 1992 tarihinde yeniden açıldı.

Kurulması, kapatılması ve yeniden açılması arasında geçen 25 yılda, Türkiye’nin siyasi tarihine etkisi olan her şey DİSK’in mücadelesiyle bağlantılıdır.

DİSK 1992’de yeniden açıldığında sendikal mücadeleye söz yerindeyse sıfırdan başladı. 12 Eylül kanunlarıyla abluka altına alınan çalışma yaşamı, örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere emek adına tüm kazanımların kısıtlandığı bir dönemde yeniden emekçilerle buluşması o kadar kolay olmadı. 1992’den günümüze gecen 24 yılda devlet sendikacılığının güçlendirildiğini, siyasi iktidarla ilişkili sendikaların emek mücadelesinin önünde barikat kurduğunu söyleyebiliriz.

Üretim sürecinde çalışan sayısının artmasına rağmen sendikaların üyesi artmadı. Darbe anayasasının çalışma yaşamına dair anti demokratik olan bölümleri bütün siyasi iktidarlar tarafından adeta korundu. Mücadeleyle kazanılmış bütün haklar kanunlarla ya da yasalarla ortadan kaldıracak şekilde yeniden düzenlendi. Bu yıllarda kamuda örgütlenen KESK’in ortaya çıkması emekçiler açısından önemli bir şans oldu. Aynı yıllarda bahar eylemleriyle patlayan işçi eylemleri sınıf hareketi açısından kısa süreli umut eylemlerinin ötesine geçemedi. Zonguldak madenci yürüyüşü,  SEKAdirenişi son olarak da Tekel direnişini söyleyebiliriz.

Darbe süreçlerinin ve sonrasında sürekli kadük olmuş demokrasiye sahip bir ülkede yaşamaktayız. Böyle bir ülkede hak arama mücadelesinin yanı sıra demokrasi mücadelesi de sendikal hareket açısından daha önemli hale geldi. Demokrasi mücadelesinin öne çıkması kendi doğallığında emek mücadelesini daha da siyasallaştıran bir etken oldu.

Türkiye emekçi sınıfları ve demokrasi güçleri, devlet sendikacılığını ana ilke haline getiren Türk-İş’in uzlaşmacı ve “siyaset” üstü sendikacılığı ile sürekli bir sorun yaşandı. Emek platformları döneminde HAK-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen’le kısa süreli birliktelikler oluşsa da platformun dağılmasına neden yandaşlık ve siyasi iktidarla barışık sendikacılık oldu.

Değişmeyen, emeğe ve demokrasiye saldırı

DİSK 15. genel kurulunu konuşabilmek için nasıl bir siyasi tarihe sahip olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Türkiye emekçileri ve onların örgütleri, 1977 1 Mayıs katliamından 38 yıl sonra 10 Ekim de yeniden Ankara da katliama maruz kalınıyorsa değişen çok şey içerisinde değişmeyen şeyin emeğe, sınıfa, barışa, demokrasiye saldırıların hiç değişmediğidir.

Sınıfın karşısında sermayenin, şirketlerin ve devletin iktidar kinini hissedebiliyorsak mücadelemizin ne kadar değerli olduğunu bilince çıkarabiliriz.

Bugün başkanlık sistemi adı altında yeni bir rejimi dayatan AKP iktidarına karşı mücadele esastır. Bütün demokrasi güçlerinin bir arada durma, birlikte mücadele etme sorumluluğu kendi gelecekleriyle ilgilidir.

Ortadoğu’da Suriye üzerinden olup bitenler ve sonuçları ortada duruyor. Türkiye mülteciler akınına uğrarken Ege denizi, yoksul göçmenlerin acımasızca boğulmasına göz yumulduğu cehenneme döndürüldü.

Ortadoğu’da emperyalistlerin kendi nüfus alanlarını genişletme politikaları sonucunda Suriye programa bağlı savaşlı diplomasinin aracı haline geldi. Savaşı adeta belgesel izletilir gibi tüm dünya haklarına izletiyorlar. Bu filimde rol almaya çalışan Türkiye hıncını Ortadoğu’nun en önemli iç dinamiği olan Kürtlerden çıkarırcasına saldırıyor. Kürdistan da çatışmalar aleni toplu katliamlara dönüşmüş durumda.

Böyle bir bölgede ve ülkede emek örgütleri sadece barış eksenli bir mücadeleyle kendilerini sınırlayamazlar. Barış mücadelesinin yanı sıra diktatörlüğe geçit vermeyecek, demokrasi ve mücadele programına da sahip olmalılar.

Bu program emek örgütleri dışındaki güçlerle de yan yana gelmeyi esas almalı. Demokratik bir anayasa talebinin ötesine taşınacak bir mücadeleyi hedeflemeli. Çünkü talep demokratik hakların genişletilmesiyle ilgili. Birlikte yaşadığımız bu ülkede geleceğimiz artık taleplerle güvence alınamayacak noktaya geldi. Yapılması gereken fiili olarak yarını bugünden kuracak demokratik dönüşüm adımlarını atmalıyız.

Atılması gereken adımlar

Emek alanında yasal mevzuat sınırları içindeki örgütlenmeyi artık ret etmeliyiz. KESK bu konuda önemli deneyim ve birikime sahip.

Örgütlenmenin kapsamı üretim sürecindeki yirmi milyondan fazla emekçiyi kapsayacak şekilde tasarlanmalıyız.

DİSK ve KESK birleşmeli. Bu konu basitçe yukardan birleşme, var olan örgütleri birleştirme anlamında algılanmamalı. İşçi memur ayrımının ortadan kaldırılmasını da içeren düzeyde düşünülmeli.

Örgüt yapıları doğrudan demokrasiyi esas alan yerinde örgütlenmeyi hedefleyen yapılar tasarlanmalıyız.

19. yüzyıl sendikal hareketinden miras kalan merkezi yapıları dağıtılmalıyız. Yerine bölgesel emekçi meclislerin kurulması hedeflemeliyiz. Konfederasyonları bölgelerin koordinesini sağlayacak üst örgütlenmeler durumunda ele almalıyız. Söz, yetki ve karar sahibi yerel sendikal organlar oluşturmalıyız.

Kamuda toplu sözleşmenin kapsamı ve muhatabını yeniden ele almalıyız.

Demokratik bir devletin idari yapısında yetkilerin yerel yönetimlerde olması mücadelesini sendikal hareket fiili olarak kendi yapısında değişiklikler yaparak bizzat gerçekleştirmeli.

Elbette ki bu konu başlıkları yeni bir tartışmanın ipuçlarını ifade etse de kapsamlı bir tartışmaya ihtiyaç olduğu açıktır.

DİSK’in 15. Genel kurulu vesilesi ile şimdilik sadece fısıldanmış olsun. Kuralsız çalışma koşullarının sermaye lehine yarattığı örgütsüzlük ve dağınıklıktan çıkılması gerekiyor. İşyerlerinde ve yerellerde daha geniş birliktelikler her yerde yeni örgütler kurarak aşılabilir.

Savaşın durdurulması, işçi cinayetlerinin son bulması sömürünün sınırlandırılması için daha fazla dayanışma daha fazla örgüt, yaşasın örgüt… (SE/HK)

Sami Evren

bu makale Bianet’te yayınlandı

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here