Sami Evren :Yarın artık bugündür

Paylaş

Türkiye’de muhalif siyaset yapmak isteyenler, siyasal iktidarın yaptıklarına itirazın ötesinde yüzünü topluma dönmek zorundadır. Konuya buradan başlarsak söylenecekler geçmişe yönelik özeleştiriyi de içermek durumunda.

 İnsanlık tarihi toplumsal mücadelelerle doludur. Siyaset bu mücadelelerin hep düşünsel belirleyicisi olmuştur. Her tarihsel dönemde onlarca farklı düşünen, farklı siyaset yapan kümeler, gruplar, fraksiyonlar, hizipler hep var olmuştur.Bunların varlık nedenlerini bir tarafa bırakırsak etkili olan ana akımların toplumda bıraktığı izleri daha net görebiliriz, gerisi geçmişte kalan teferruatlar olarak dipnota düşer.

 Türkiye’de egemen siyasetin geçirdiği evrimi incelerseniz, rejime ‘’halel’’ getiren bir yanını fazlaca göremezsiniz. T.C.’nin dünya siyaseti de öyledir. Kendi içinde bulunduğu blokla hareket eden egemen bir devlet siyaseti görürsünüz.

 Ekim devriminden sonra oluşumu hızlanan ‘’Sosyal Avrupa’’ uluslar arası dengeleri nasıl etkilemiş ise, Sovyetlerin dağılmasından sonrada, küresel ve bölgesel düzeyde devletlerin yeniden yapılanmasına neden olan neo-liberal politikalarda şimdiki süreci belirlemiştir.

 Buradan takiple, genelden Türkiye’ye gelirsek AKP’nin iktidar ilişkilerinin küresel etkilerin rüzgârıyla bütünleşerek yol aldığını söylemek çok da yanlış olmaz.

 Geleneksel sol, sosyalist hareketler uzunca bir dönemdir, bu gelişmeleri etkisiz bir biçimde izlemektedir. Dünyanın herhangi bir köşesinde kapitalizme alternatif 21. yüzyılın sosyalizmi, devrimi, gelişmiş durumda değil. Kapitalizm her düzeyde, her yerde, mutlak bir sistemin tescil hakkını almış gibi saldırıyor. Kendi etki alanını, kendi çelişkileri içerisinde sürdürüyor.

 Bunlardan bazıları:

1-Ekonomilerdeki büyümenin sonucu ortaya çıkan devasal şirketlerin zenginliği yeni  neo-burjuvaziyi yaratmıştır.Ekonomideki büyüme bir taraftan, zenginle yoksul arasındaki uçurumu derinleştirirken, diğer taraftan da yaşam standartlarını nisbi göreceli yükseltmiştir.Böylelikle gelir dağılımının yarattığı adaletsizlikler, sınıf çelişkisini derinleştirirken, neo-liberal popülist politikalar sınıf mücadelesinin çoğalmasını engellemiştir.”

 2-Ulus devletlerin inşa sürecinde yok ettiği kimlik ve kültürleri, ulus devletlerin yeniden yapılandırılması döneminde, yine kendiyle uyumlu yöntemler geliştirerek ‘’demokratikleşme’’  olarak sunabildiği gibi,işine gelmediği noktada eski rejimin refleksi ile milliyetçiliği öne çıkarabilmektedir.Ve genellikle de kimlik mücadelelerine şirin gözüken politik aktör rolünü oynamayı elden bırakmıyor.

 3-Ekonomideki devasal büyümenin sonucu ortaya çıkan enerji politikaları, doğanın tüm canlılar için yaşanmaz hale gelmesindeki sorumluluğunu hatırlayarak devletler arası ‘’ekolojiyi’’ koruma protokollerini hazırlamaları en hafifinden iyi bir şeydir. Burada iyi olmayan ve üzerinde durmamız gereken mesele kapitalizmin kendi yarattığı ekolojik sorunları, sistem içi geçici çözümler önererek geniş kitlelere şirin gözükmesi, yada lobici ‘’sivil’’ örgütleri devreye sokarak geniş tepkileri mikro düzeyde tepkilerle sınırlı düzeyde tutmasıdır.

 Başka nedenlerde sıralayabiliriz. Bu değişim ve dönüşüm süreçleri sol, sosyalist demokratik muhalif hareketleri de tartışmanın içine çekmiştir.

 Türkiye’de bu durumun yansıması çok sayıda yasal sol partinin kurulmasıdır. Demokratikleşme ekseninde, memleket meselelerine çözüm üreten programlara sahip olduklarını gözlemleyebiliriz. Özü itibarı ile özgürlük, adalet ve eşitlik kavramlarını öne çıkaran, kimlik ve kültürel sorunlara işaret eden, emekten yana partiler. Son yıllarda duyarlıklarına ekolojiyi de eklediklerini söyleyebiliriz.

Sınıfın iktidarı meselesi ve devrim yok..! Mücadelenin boyutu da, zaten devrim meselesinden oldukça uzak bir noktada. Hal böyle olunca parlamenter mücadele öne çıkması gerekiyor.  Fakat devrim meselesi ne kadar uzaksa  yüzde on barajını aşmakta  bir o kadar uzak olduğu için,ya seçimlere girilmiyor,yada CHP ‘ye üstü örtük yol veriliyor.

Geriye sivil demokratik tepki eylemlerine denk bir mücadele sürüp gidiyor.

 Sosyalistler açısından en büyük sorun, değişim ve dönüşümde etkin olan burjuva ideolojisinin sınırları içersinde sürdürülen tartışmalarla yol alınmaya çalışılmasıdır. Veya değişim ve dönüşüme gözünü kapatarak dogmatik yaklaşımlarla olduğu yerde erimeyi tutarlılık olarak ifade edip tartışmalara dahil olmamasıdır.

  Sadece hükümetlere tepki gösteren yapılara dönüşen bu mücadele, kendi gündemini belirleme şansını yakalayamıyor. Siyasi iktidarın gündemini aşamıyor. Bu girdap içinde dönen siyaset kan kaybetmeye ve toplumsallaşmadan uzak bir noktada içe dönük mız mız siyasete dönüşüyor.

 Sadece bu gözlemlerle sınırlı bir bakış açısı da yeterli değil elbette. Bunun farkında olarak birkaç belirlemeyi de burada ifade etmeden geçmek doğru olmayabilir.

 Kimlik mücadelesi ile sınıf mücadelesini bir birinin karşısına koyarak sürdürülen tartışmalara şahit oluyoruz.Kimlik siyaseti mi? Sınıf siyaseti mi? Gibi tercihlere zorlanarak tartışmak anlamına gelen bu durumun alıcısı da zaten var. Sınıfı savunanlar devrimciler, kimliği savunanlar liberaller oluveriyor. Tek boyutlu mücadeleyi sığlaştıran yaklaşımlardan elbette uzak durmak gerekiyor. Sınıfın çelişkisini de, kimlik ve kültürlerin yok sayılmasının da aynı siyasi merkezler tarafından üretildiğini düşünürsek, mücadelenin kapsamı kendiliğinden ortaya çıkar. Kafa bulandırmaya gerek yoktur. Ancak  bu ülkenin liberalleri sınıf mücadelesini ağızlarına almamakla beraber sınıf kavramı üzerinden sol düşmanlığını ince bir şekilde işlemektedirler. Her fırsatta solu küçümseyen bir yerden memleket meselelerine laf üretmektedirler. Onların bu yaklaşımı sınıf siyasetini esastır, diğer meseleler talidir diyenlere  ‘’saldırı’’fırsatı sunmaktadır.

 Ekoloji meselesi de böyle, Sorunun kaynağı olanlar ortalıkta lobici faaliyetler örgütleyerek, çevreye duyarlıymış gibi oluyorlar. Dünyayı yaşanmaz hale getiren şirket devletler yarattıkları felaketin farkındalar, sadece zaman kazanmaya çalışıyorlar.

 Tekrar içinden geçmekte olduğumuz siyasal sürece dönersek, Barış sürecinde yaşananlarla savaşta olup bitenlere baktığımızda,Hem siyasi iktidar açısından hem sosyalist sol açısından hem ulusalcılar açısından hem Kürtler açısından ve de liberaller açısından değişen somut durumda ortaya çıkan pratikleri irdelersek çelişkili gibi gözüken gerçeklikleri net olarak görebiliriz.

 Barış döneminin yarattığı siyasal iklim, demokratik siyaset olanaklarını ve muhalif hareketleri olumlu etkilediğini doğrudan söyleyebiliriz. Gezi eylemleri bunlardan açığa çıkan en büyük pratiktir. Sosyalist solun toplaşma ve dağılma süreçleri içerisinde hep birlikte ürettiğimiz siyasal belge niteliğindeki ‘’tarihsel buluşma ‘’ metninin ortaya çıkmasındaki bütün gerekçelerimiz de dahil, barış sürecine giden yol haritasını doğru okumamızla ilgilidir.

Çözüm sürecine karşı çıkan ulusalcı kesimlerin karşı çıkma nedenleri de,AKP ile barış olmaz diyenlerin nedenleri de , AKP karşıtlığında buluşurken,AKP nin ileri demokrasi tezlerine açık çek veren liberallerin ‘’yetmez ama evet‘’ tezleride bugüne baktığımızda tam tersinden harmanlanmış gözüküyor.Ulusalcıların AKP ile  birlikte Kürt özgürlük hareketine saldırması, liberallerin AKP karşısında  siyasal tutum alması,Kürlerin AKP ye duyduğu sempatinin azalması tarihsel buluşmanın son adresi olan HDP nin bertaraf edilmeye çalışılması sonuçlarıyla karşı karşıyayız.HDP nin etkili siyasetinin 7 Hazirandaki başarısı karşısında Devletin  hop! biz buradayız dediği bir süreci başlatmasından sonra,hayat katliam ,ölüm tutuklamalar ve gözyaşları  ile yaşanmaya devam ediyor.Devam etme ihtimali zayıflayan ise, daralmış alanında siyaset yapan örgütlenmelerdir.Bu örgütlenmelerin yeniden barış sürecine dönülmesini temenni  etmelerinin ötesinde ellerinden bir şey gelmemesidir.

 Tabi bu durumu böyle okumayanlarda vardır. Bağımsız siyaset yapmadığımız için eriyoruz diyenlerde var.  Kendilerince bağımsız siyaset yapanlar HDP yada HDK ya katılmayanlar,Kürt hareketine  geleneksel gerekçelerle uzak duranlarda, büyümediklerine göre, yani siyasette devre dışı kaldıklarına göre bu tez çok da gerçekliği ifade etmiyor.

Aksine Türkiye’nin en önemli meselesinden uzak duralıma tekabül eden ‘’bağımsız’’ siyaset yapma tezi özünde siyasette devre dışında durmayı işaret etmektedir. Burada esas olan devletten ve sermayeden bağımsız durarak siyaset yapmayı çoğaltan yerde durmayı becerebilmektir.

 Yeni dönemin tartışmalarında Kürt hareketi hat değiştirdi, kavlimiz böyle değildi analizleri içerden eleştiri babında söyleniyor. Bu aklın arka planında durum böyleyse  ‘’biz’’ ne yapacağız sorusuna cevap bulma telaşı ‘’bizi’’kopuş yaşadığımız eski geleneksel siyasete götürür ki buda tarihsel olarak buluşmayalım diyenlerin tezidir. Böyle tezlerle ortalıkta dolaşmaya hiç gerek yoktur. Hâlbuki Devletin Ortadoğudaki dengelerinde etkisiyle değiştirdiği yeni hat karşısında düşünmemiz gereken daha fazla siyaset, daha fazla toplumsal etki alanını güçlendirme, daha fazla barış, daha fazla birlikte mücadele etme araçlarını yaratmak var olan araçları güçlendirmektir.

 AKP  + Saray = Devlet siyaseti  akademisyenlerin bildirisine saldırarak kendi etki alanını genişletmiştir. Tüm millicileri, ulusalcıları, ve hatta geleneksel sosyal demokrat olduğunu söyleyen kesimleri dahi kendi ekseninde toplamıştır.Bildiri burada sadece araçtır.İçeriği ve  ne dediğinin önemi yoktur.Şimdi böyle bir saldırı karşısında daha fazla kamuoyu yaratacak etkili çıkışlar yapmak gerekiyor.Ve nitekim yapılıyor da,farklı kesimlerden,ulusalar arası boyutta etkili destekler oluşturuluyor.

Tabi ikinci bir bildiri yazıp, destek oluyoruz deyip, bildirinin içeriğinde küçük bir değişiklik yaparak biz ‘’diğer’’ tarafa da karşıyız diyerek revize etmek eminim hiçbir toplumsal karşılık bulmamıştır. Aksine sarayın gölgesinde buharlaşmış gitmiştir. Burada  derdim ikinci bildiriyi yazanları eleştirmekten ziyade siyasetteki zikzaklı duruşa örnek vermek içindir.

 Sonuç  olarak 7 Haziran sonrası gelişmeleri  söz kuracak olursak:

 *AKP  + Saray = Devlet siyaseti  bütün gücüyle toplumu terörize eden en kanlı saldırı planlarını ortaya koydu.Bütün olanaklarıyla başta medya olmak üzere sahip olduğu araçlarını,devlet olanaklarıyla bütünleştirerek etkili siyasetini şiddetle bütünleştirdi.Bunun karşısında HDP provaksiyon  olur,AKP nasıl olsa kaybediyor gibi düşüncelerle  etkili siyaset yapma yerine 1 Kasım sonuçlarını beklemeyi tercih etti.Bu edilgen durum özünde siyaset yapmamaya tekabül etti.AKP saldırı ve saflaştırma siyasetinde bir kez daha başarılı olmuştu.HDP’nin, AKP’nin etkili saldırgan siyaseti karşısında ,daha etkili çıkış yapması gerekiyordu.Bekledi ve gördü; AKP sonuç aldı.

*HDP özellikle 10 Ekim Ankara saldırısından sonra her yerde büyük mitingler örgütleyecek sokağa çıkışları planlayacaktı.Ankara katliamına aynı hafta içerisinde uluslar arası bütün güçleri  dahil bir kez daha barış için demokrasi için Ankara’ya davet edecekti.Paris saldırısında bir milyon kişi Paris’te yürüdü,AKP böylesi bir protestoyu Fransa devleti  gibi örgütlemeyeceğine göre  hep birlikte biz yapacaktık. Bunu yapamadık bu faşist katliam neredeyse çok cılız kitle gösterileriyle geçiştirildi. Kitlelerin umut kaybına neden olan bu durumla HDP umudu büyütemezdi.

*1 Kasım seçimlerine giderken ağırlıkla iç tartışmalara boğulduk.Dışa dönük siyasette yoktuk.Haklı veya haksız iç eleştiriler siyasi iktidarın adeta ekmeğine  yağ sürdü.

*-1Kasım sonrası da bu tartışmalar devam ediyor.HDP kongresi kısmen bir nefes aldırsa da yeni döneme uygun siyasetin etki alanını güçlendirmemiz gerekiyor.

Özellikle anayasa tartışmaları,başkanlık tartışmaları ana gündem olacak. Demokratik zeminde siyaset yapan bizler politik olarak yerel demokrasiyi diktatörlük talebi karşısında çok daha güçlü savunabiliriz, bunun olanaklarını güçlendirecek yol ve yöntemleri bulmamız gerekiyor.

 *‘’Biz’’ meselesi barış sürecine katkılarımız,Kürtlerin siyasi statü talebine sahip çıkmamız,, ve referandum sürecine giderken 1 Kasım’da yapılan eksiklikleri yeniden yapmayarak çözülebilir. Aksi takdirde ‘’biz’’ yok oluruz ‘’onlar’’  sadece ‘’onlar’’ olarak kalırlar..

 Sami evren

 

 

 hdpkongregenis

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here