Anasayfa Köşe Yazıları      Sami Evren yazdı : Çığlık

     Sami Evren yazdı : Çığlık

Paylaş

Siyasi iktidarın, kendi geleceğini uzatmak için uygulamaya koyduğu yeni rejimin dayanaklarının başında OHAL uygulaması gelmektedir. Tek adam rejimine giden yolun normal koşullarda mümkün olamayacağının biliniyor olması, uygulamanın süreklilik kazanmasına neden olmuş durumdadır. AKP zihniyetinde ortaya çıkan çürüme ve çözülmenin farkında olan Erdoğan süreci kendi lehine çevirebilecek her türlü hamleyi yapmaktadır. Geleneksel burjuva siyasetinin sınırlarını da zorlayarak bunu yapmaktadır.

Oldu bittiler karşısında Türkiye’deki siyasal ortamdan memnun olmayanlarda ortaya çıkan belirsizlik, farklılıkları ve doğası gereği bir arada örgütlenemeyen kesimlerin umutsuzluklarını yılgınlığa dönüştürme planının gerçekleştiğini göstermektedir.

Toplumda ortaya çıkan bu ruh halinin moral bozucu etkileri çaresizliği umutsuzluğu büyütmektedir. Bunun farkında olan iktidar çevreleri kendi tabanlarında ortaya çıkan hoşnutsuzlukları da dikkate alan bir yerden devlet olanakları ile bütün kesimleri zapt-u rapt altına alarak, sürekli baskı üreterek, yeni rejimin ayakta kalması için adeta direnmektedir. İktidar kendi geleceğini güvenceye alabilmesi için yerel seçimler ve 2019 başkanlık seçimlerinde sürekli kazandıkları üstünlükleri risk’e etmeden devam ettirmek istiyor.

Uzun zamandır AKP’de ortaya çıkan hat değişikliği ve sonrası iç ve dış politikadaki belirsizliklerle birlikte, iktidara ilişkin olumsuz soru işaretlerinin çoğalmasının seçimlere yansıması ihtimali yüksek gözüküyor. Bu ihtimalin güçlenmesi ise tamamen muhalif olanların izleyecekleri yol ve yöntemle çok ilgili bir hal almıştır.

Topluma güven verici bir seçeneğin ortaya çıkması, hoşnutsuzlukların ciddi bir siyasal güce dönüştürülmesi anlamına gelir. Şu andaki gerçeklik bu durumda değil.

Bu gücün, var olan siyasi yapıların farklı isimler altında oluşturacakları ittifaklar ile ortaya çıkartılamayacağı yakın dönemin toplumsal pratiğinden görünmektedir. Esas olan toplumun temel taleplerine cevap verebilecek, güvensizlikleri ortadan kalkmış bir dinamiği ortaya çıkarmaktır. Böylesi bir hareket kendi doğal sözcülerini bulacak ve dışında kalan siyasal kesimleri de etkileyecektir. Bu ülkede her zaman bunun zemini vardır. Kürt meselesi üzerinde sürdürülen kara propagandalara, ulusalcı -milliyetçi söylemlerin toplumda olan karşılığına rağmen, HDP pratiği ve aldığı sonuçlarla bu durum test edilmiştir.

Türkiye de siyasal gündem çok hızlı değişmektedir. Önümüzdeki günler hangi siyasal sürprizlere gebe pek bilinmese de bilmemiz gereken gerçeklik, umutsuzluğun dağıtılması eski bildiğimiz yöntemlerin dışına çıkabilme cesaretini göstermemize bağlıdır.

’En geniş birlikteliği’’ savunmak ,‘’bütün demokrasi güçleri’’  ile bir araya gelinmelidir demek, kulağa da hoş gelen önermelerdir. Bu önerilerin kısırlığı başkaca düşünmenin önüne engel olacak durumda olmasıdır.Güçlerin birleştirilmesi için önce güçlerin var olabileceği zeminin net anlaşılır şekilde ifadesini bulması gerekiyor.

Siyasetin toplumsallaşması meselesi ile ilgili bir tartışmayı derinleştirmeden bu sorunun anlaşılması pek mümkün gözükmüyor. Siyaset toplumsal sorunları alt alta yazılıp söylemekle karşılık bulmuyor. Toplum diye ifade ettiğimiz hücreler alabildiğine parçalıdır. İnsanlığın yaşadığı her şey film şeridi gibi gün içinde aksa da her karesi başka bir topluluğu ya da toplumu ifade ediyor. Siyaset bu parçaları anlama ve algılamadan asla toplumsallaşmayacaktır. Bu diyalektik bir gerçekliktir. Böyle olmamış olsa idi milyonlarca işçi çok azınlıkta olan burjuvaziyi her zaman ‘’döverdi ‘’zaten.

Ortadoğu’daki yeni durumda, Türkiye’nin dış politikada nerde nasıl duracağındaki çaresizliğini izlemekteyiz. Kürtleri yok sayarak izlenen dış politika gel-gitleri ve açmazları ile birlikte iç politikaya  beka söylemleriyle yansıtılıyor. Milliyetçi  hislerin güçlendirilmesi ,‘’içe büzüşmüş’’lük  hali ,top yekun  Erdoğan’ın yanında durmaya zorlanma siyasetini hedefliyor. Bu yeni bir durumdur. AKP’yi aşan genişlikte çok farklı kesimleri Erdoğan’ın arkasına dizme politikası şekillendirilmeye çalışılıyor.

Bu proje bazı gazetecileri tenzih ederek söyleyelim ki televizyonlara çıkartılan kadrolu toplum mühendisleriyle ve ara sıra eski solcu artıklarıyla da güçlendiriliyor.

CHP’nin hiç aklından çıkmayan ‘’devlete’’ sahip çıkma refleksleri,  ‘’kritik’’ gündemlerde AKP-CHP-MHP ortaklığını sanki zorunlu kılıyormuş gibi davranması, yaptığı birçok doğru eleştiriyi zayıflatıyor.  Boş ama hoş anlamlandırılarak ‘’aynı gemideyiz’’ palavrası ile de  ‘’reis’in’’ şemsiyesi altında toplaşmaya doğru rota güçlendiriliyor. AKP içindeki hoşnutsuzlar böylelikle zorunlu ikametgâhlarında kalmaya devam edecek, Atatürkçülük meselesi ortak payda olacak, böylelikle gül gibi geçinip gideceğiz.

Yoksulluk, asgari ücret, yolsuzluk, işsizlik, demokrasi, insan hakları, ekoloji, barış, sendika, hak hukuk gibi kavramları da ihtiyaç duyarsa reis söyleyecek başkaları söylerse hain olarak nitelendirilecek. Böylece milli olanlar bir tarafta, gayri milliler diğer tarafta saflaştırılmış olacak. İşte tam da bu noktaya müdahale edebilecek bir muhalefet yaratmamız gerekiyor. Artık sisteme itiraz edenlerin karşısında sadece bir siyasi parti yok onu da aşan bir güç açığa çıkartılmaya çalışılıyor.

Bu nedenle muhalefetin kendini bir siyasi parti, oluşum, platform ya da farklı koşullarda oluşturulmuş birlikteliklerin sınırlılığında tanımlaması yetmez.

Öyle  bir muhalefet hayal etmeliyiz ki; bütün toplumsal kesimleri kucaklayan,  sorunlara, vicdanlara dokunan daha önce şekillendirilen bütün ön yargı ve kodlamaları yırtıp atan bir cesareti dönüştürebilen, çığlığa..

sami evren

*Yeşil Sol gündem dergisinde yayınlandı

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here