Anasayfa Köşe Yazıları Sami Evren Yazdı : Özelleştirmeye Karşı Direnme Hakkı

Sami Evren Yazdı : Özelleştirmeye Karşı Direnme Hakkı

Paylaş

Türkiye Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilme kararı AKP’nin küresel şirketler lehine ortaya koyduğu “Orta Vadeli Program” (OVP) kapsamında gündeme getirildi. Programın bütünlüğü ve özü küresel şirketler ve onların uzantısı sermaye çevreleri ile uyumlu ekonomik ve siyasi program olmasıdır.

Program  ‘’Kamu sermayeli kuruluşların özel sektör mantığıyla kurumsal yönetim ilkelerine uygun faaliyet gösterebilmelerini sağlayacak politikalar geliştirilecektir.’’ Tespiti ile hedefini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yazıda OVP eleştirisi üzerinde durmaktan çok,programın nihai hedefine yönelik değerlendirmeleri ifade etmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Program; sermayenin siyasi iktidarla birlikte devletin yok edilen, yada  az sayıda kalan  kamusal işlevli yapılanmalarının tasfiyesini amaçlamaktadır. Devletin küçültülmesi diye ifade edilen şey aslında yönetsel olarak çok daha büyük bir organizasyona tekabül eden şirket devletin ortaya çıkartılmasıdır. Mali disiplin adı altında bütün yükü halka fatura etmekle, Her türlü teşvikle sermaye çevrelerine sürekli can suyu vermekle, kendini hükümlü  sayan politik bir tercihin muhatabı durumundayız. Şeker fabrikalarının özelleştirmesi basitçe Türkşeker şirketinin el değiştirmesi değildir. Aynı zamanda Nişasta bazlı şeker üreten uluslararası şirketlere sağlanan teşviklerle ya da şeker ithalatına kapı aralayarak ülkemizin şeker konusundaki gıda güvencesi de tahrip ediliyor.

Halkın sağlıklı besin tüketme hakkına da bir saldırı vardır. Geçmişte yapılan özelleştirmelere genel olarak KİT’lerde çalışanların iş güvencesi, yada işsiz kalmaları açısından bakıldığı için sadece sendikalar düzeyinde karşı çıkışlar gerçekleştirilmeye çalışıldı. Sarı sendikaların usulen karşı çıkışları, mücadeleci sendikaların yetersizliği, halkın büyük bir kesiminin özelleştirme fikrinin doğru olduğuna inandırılması, eski hantal devlet yapısının kamusal nitelikli hizmet ürettirilmemesi, gibi nedenleri sıralayabiliriz.

Özelleştirme programı sadece o kurumda çalışan işçilerin sorunu olarak algılandı. Konunun küresel düzeyde sermayenin yeniden yapılanması olarak değerlendirilmesine rağmen, sendikalar ve muhalifler siyasetin toplumsallaştırılması fikrine uygun bir karşı çıkışı örgütleyemediler. Sendikalar üye kaybetti toplum siyasetten soyutlandı.

Şeker fabrikalarının özelleştirmesine karşı çıkışı, geçmişteki eksik ve hatalardan arınarak yeni bir mücadele ve örgütlenme deneyimi olarak değerlendirme sorumluğu ile karşı karşıyayız.

Emek hareketinin yeniden yapılandırılmasına ihtiyacı artık kendini dayatmıştır. Var olan sendikaların büyük bir bölümü siyasi iktidara  yandaş olmanın ötesinde yeni kurulan rejimin toplumsal dayanaklarını oluşturmak üzere örgütleniyorlar. Bu durum sarı sendikaların rejimle aynı safta buluşmaları anlamına geliyor.

Onların safı “Orta Vadeli Program” (OVP)’da ifade edilen şu cümlelerde netleşiyor. ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sisteminin uygulama esasları ve yol haritası hazırlanacaktır. Yeni sistem çerçevesinde kamu idari yapısı yeniden düzenlenerek kurumlar arası görev, yetki ve sorumluluk paylaşımı netleştirilecek, idarelerin çalışma usul ve esasları ortaya konulacaktır.’’ Denerek son nokta konuluyor.Onlar böylelikle kendi görevlerini bütünlüklü bir politik tercih olarak ortaya koymuşlardır.

Bize düşen görev mücadeleyi toplumsallaştıracak bir faaliyeti bütünlüklü olarak düşünmek, bütün sorun alanlarında ortaya çıkan karşı çıkışları birleştirecek bir mücadele hattı öngörmek durumundayız.

Siyasetin toplumsallaşması yaşamın içerisinde karşımıza çıkan her şey bu ülkede yaşayan bütün insanları ilgilendirdiği bilincini açığa çıkarmamızla başlar.

Var olan örgütlü ilişkiler DİSK-KESK gibi örgütler dahil toplumda karşılığı zayıflatılmış diğer demokratik kitle örgütleri, sol sosyalist, demokrat, ‘’insan’’ olan kim varsa  her konuya müdahale edecek, itiraz edecek bir organizasyon ortaya çıkarılmalıdır. Toplumsal muhalefet siyasete ancak böyle dahil olabilir. Aksi durum her soruna itiraz kendi muhatabı içerisinde etkisiz seslerle yok sayılır.

Şeker fabrikalarının özelleştirmesi tüketiciden üreticisine, hayvancılıkla uğraşanından, fabrikalarda çalışanına kadar tüm halkı ilgilendiren somut bir konudur.

Aslında  asgari ücrette, nükleer santrallerde, Maçka parkındaki ağaçta, KHK ile işine son verilen emekçide, kadın cinayetleri de, çocuklara yönelik cinsel istismarda eğitimde dayatılan ‘’değerler eğitimi’’ programı da,Ortadoğu da yıllardır süren savaş sonucu yüz binlerce insanın öldürülmesi de  aklınıza gelen her şey toplumun yaşadığı, karşılaştığı gerçekliklerdir.Bu gerçeklikler karşısında gerçek bir demokrasi için  etkili  bir muhalif duruşu  örgütlemek,bu konuda söz söylemek durumundayız.KESK  ve DİSK   bu konuyu acilen gündemlerine almak ve toplumsal muhalefettin güçlenmesine katkı sunacak birleşik bir yapılanmayı mücadele içinde ortaya koymak durumundadırlar.Bütün sol sosyalist parti ve çevreler siyaset denen şeyin kendileri ile sınırlı olmağını kavrayan bir yerden  kabuklarını kırarak etki alanlarını genişletmek zorundadırlar. Bu güne kadar ortaya konulan platform, cephe gibi oluşumların ötesinde bir siyasete tekabül eden örgütlenmeleri hedeflemeliyiz.

Bugün toplumun bütün kesimleri tedirgin durumdadır. Baskı ve yıldırma politikaları açık ve aleni olarak uygulanıyor. Her birey iktidar karşısında kendisini güvende hissetmemektedir. Suskun itiraz etmeyen, kabullenen umudu tükenmiş, kaygıları artmış bir topluluk haline gelmemiz isteniyor.

Şekerin Özelleştirilmesine sessiz kalmak böyle bir sürecin güçlenmesi anlamına gelir. Bu dönemlerde söz önemlidir. Sözümüz ve itirazlarımızı çoğaltmak demek muhalefeti büyütmek demektir.

Sami Evren

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here