Anasayfa Köşe Yazıları Saruhan Oluç yazdı: Medyanın ikiyüzlü davranışı

Saruhan Oluç yazdı: Medyanın ikiyüzlü davranışı

Paylaş

Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ülkede iktidar baskısının arttığının en bariz göstergelerinden biri düşünce, ifade etme ve haberleşme özgürlüklerine yapılan saldırılar olmuştur. Bu tür adımlar varsa, bilinir ki, o ülkede diğer alanlarda yaşanan baskı ve saldırılar vahim ölçülere ulaşmıştır.

Türkiye, uluslararası alanda ve neredeyse her dönemde baskılar açısından ibret numunesi olan ülkelerden biri olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’nin aldığı mahkumiyet kararlarının önemli bir kısmı ifade özgürlüğünü ihlal etmekle ilgili olmuştur. Kısacası, Türkiye Cumhuriyeti uluslararası alanda bu konuda sabıkası bol olan bir devlettir. Bütün uluslararası kuruluşlar da bunu bilir.

Son dönemde bu alanda yine ağır bir baskı yaşanmaktadır. Ama aynı zamanda büyük bir çifte standart ve ikiyüzlülük de hüküm sürmektedir. Neden mi? Kısaca bakalım.

Hürriyet, Nokta, Bugün gazete, dergi ve televizyonlarına yapılan baskınlar elbette kesinlikle kabul edilemez. Daha önce Samanyolu, Zaman vb. mecralara yönelik baskınlarda da olduğu gibi, fikirlerine, habercilik anlayışlarına katılmasak da, bizlere yönelik yalan ve yanlış habercilik örneklerini hep yaratmış olsalar da, bu mecralara dönük baskılara ilkesel olarak karşı çıktık ve çıkmaya da devam ediyoruz. Çünkü biz’ler için düşünce, ifade etme ve haberleşme özgürlükleri evrenseldir, sınırsızdır ve çiğnenmesi kabul edilemez.

Peki baskıya uğrayan medya organları, Kürt basınına ve iletişim araçlarına yönelik baskı ve yasaklar karşısında aynı ilkeli duruşu gösterdiler mi? Hayır. Bir teki bile Kürt medyasına yönelik baskılara, haber ajanslarının, web sayfalarının, twitter ve facebook hesap karartmalarının ve engellemelerin karşısında bir tek söz bile söylemedi. ‘Muhalif basın baskı altında’ derken, hep kendilerini gördüler, kendilerine özgürlükçü ve kendilerine demokrat davranma anlayışının en bariz örneklerini sergilediler. Bu ilkesizlik, tutarsızlık değil de nedir?

Peki, örneğin Cizre’de, Yüksekova’da, Varto’da ve diğer ilçelerde yaşananları gerçekliği içinde yansıttılar mı? Hayır, bunu da yapmadılar. Saray ve AKP’nin sunduğu çerçevede bir habercilik yapmayı bugünün koşullarında daha uygun gördüler. Gerçek ve doğru haberler, görüntüler ellerine ulaşmasına rağmen kendi rızaları ile kullanmadılar. İnsanları yanılttılar, hala da yanıltıyorlar.

Peki ya televizyon kanallarındaki tartışma programlarına ve haber saatlerine ne demeli? Haber saatlerinde ‘uzman’ sıfatıyla her türlü yalanı ve melaneti konuşan insanlara ağır bir manipülasyon yaptırıyorlar. Haberciliğin gereği olan farklı pozisyonları asla yansıtmıyorlar. Tartışma programlarında ise HDP’lilere ağır bir ambargo uyguluyorlar. Ağzımızı bağlıyorlar ve her çıkardıkları tartışmacının ağır hakaretler etmesine, yalanlarla, yanlış bilgilerle bizlere saldırmasına ‘dur’ demiyorlar.

Barış için mücadele eden, silahların susması için çabalayan, ortak vatanda demokratik ve eşit birlikte yaşamın sürmesi için çalışan HDP’nin sesini kesmenin, onu ve temsilcilerini itibarsızlaştırmanın çözüm olduğunu düşünmek kadar büyük bir yanlış yoktur. HDP’nin susturulması, itibarsızlaştırılması Türkiye’de demokratik ve barışçı bir siyasetin ve çözümün berhava edilmesi anlamını taşır. Bir demokratik mevzinin daha etkisiz kılınması anlamını taşır.

İktidar yandaşı medyayı çok fazla konuşmak bile gerekmiyor. Çünkü onlar çok uzun zamandır kışkırtıcılığı, yalan haber ve iftiracılığı esas ilke olarak benimsediler. Yazdıkları her satırdan, konuştukları her kelimeden kan ve provokasyon damladı, damlıyor da. Halkı kışkırtıyorlar, HDP’nin, Kürt esnafın, mevsimlik emekçilerin ve mahalle halklarının üstüne saldırtıyorlar.

Ama biz’ler, bir gün onlara dönük baskılar da ortaya çıkarsa, aynı ilkeli tutumumuzla ve kararlılığımızla o baskılara da karşı çıkacağız. Çünkü duruşumuz düşünce, ifade ve iletişim özgürlükleri açısından evrensel ve ilkeseldir.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here