SEZAİ SARIOĞLU : GEÇMİŞTEN DERS ŞİMDİDEN DERT ÇIKARMAK

Paylaş

“aşk ile devrim şimdi huzur evinde bir iktidar/ hızla boşalıyor sandalyeler ve tabutlar doluyor/ ölüm ihtiyarlıkta değil gençlikte işe yarar/ ama ‘bana benden yakın benden yabancı/ içimde dolaşan eski bir tüfek var’” (Emel İrtem)

Kişi başına düşen çaresizliğin giderek artığı günlerdeyiz. Sosyalistlerin teorik-pratik tıkanıklıklarını aşmaları uzak ihtimal… Bu mecalsizlik ortamında Oğuzhan Müftüoğlu’nun söylediği,

“Bir etnik ve dinsel kimlik sarmalına bulandırılmış bugünün siyasi iklimi içinde kuşkusuz Kızıldere’nin söyleyeceği çok şey vardır. O zaman biz kendimizi Türk, Kürt ya da Ermeni olarak görmezdik, devrimciydik biz. Hangimiz Türk, hangimiz Kürt hangimiz Ermeni bilmezdik bile. Evet, devrimci örgütlerin yanı sıra (DDKO gibi) Kürt örgütleri de vardı, ama hep arkadaştık ve birlikte faşizme karşı mücadele ederdik”

cümledeki “doğrular!” esastan ve usûlden yanlışlarla dolu. Öteki ve ayna korkusuyla malul bu algı, tarihi ve şimdiyi bu “sihirli!” cümle etrafında tekrarlayarak geçmişle yüzleşmemeyi kutsamakla kalmıyor, geleneğinin devrimci potansiyelini bloke etmenin de politikasını yapıyor. Marksizm’in ve devrimciliğin mührünün kendisinde olduğuna dair bu “batı(l) inanç”, kendi dışındaki herkesi “yanlış” görerek, farklı örgütlenme ihtiyaçlarını ve ihtimallerinin üstünü çizerek kendini “doğrulayıp” ferahlıyor. Tarih “son tahlilden” korusun ve nazardan saklasın; çok yenilmiş çok yanılmış ama her seferinde “çokbilmiş” bu siyaset tarzının en riskli tarafı, sosyalizmin “Beyaz Türk” yorumuna evrimle riskidir ki, bu en çok da o geleneğin devrimci geçmişine gölge düşürür.

Bu “kutsal” söylemin “veri” olması “doğru” olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü “sosyalizmin gelecek, tüm çelişkileri çözecek!” şeklindeki akıl, teori ve gerçek tutulması, “İmkansızı istemekle gerçekçi olmak” arasındaki diyalektiği atlıyor. Doğruya doğru; erkek egemen politikaları, cins ayrımcılığını, feminizmi, kapitalizmin ve Dünyalıların doğaya yaptıklarını, farklı cinsel tercihlerin meşruluğunu, sanatın da dünyayı yorumlama ve değiştirmenin asli öğelerinden olduğunu görmezdik, göremezdik; bilmezdik, bilemezdik. Kürtlerin varlığını bilirdik, Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’nı da bilirdik ama Kürtlerin, halk mı, ulus mu, bağımlı ulus mu sömürge ulus mu olduğunu “abi ulus” devrimcileri olarak tartışmayı sürdürürdük. Öte yandan, “azınlık” olarak kodlanan Ermenilerin, Rumların başına gelenleri bilmez, Sosyalist Hareketi, Mustafa Suphi ile (TKP) ya da kendimizle başlatmakta beis görmezdik. Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken” mısraı gereğince, Beyazıt Meydanında idam edilen Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve on dokuz yoldaşının hikâyesini yüzyıl sonra öğrenmemiz rastlantı olmasa gerek. Dahası Lazların, Gürcülerin, Çerkeslerin Hemşinliler vb. halkların ne yeyip ne içtiklerini bilmez, sosyalizm ve devrim tasarruflarımız gereği idare ederdik. Örgüt içindeki ve toplumdaki çok katmanlı cins, cinsel kimlik, farklı etnisite, dil ve hatta farklı inançsal halleri, insan hakları politikasını görecek bir tarih bilgisine ve bilincine sahip değildik.

Yeni farkındalığın doksanların başında zuhur etmesini, yenilgi sonucu “devrimden kaçışla” ya da “emperyalizmin oyunu!” ile izah etmek mümkün değildir. Sosyalizme yapılan en küçük katkıyı kıymet olarak kabul eden biri olarak söylüyorum; bu açmaz köklü ve kalıcı bir Marksizm geleneğimizin yokluğuyla da ilgilidir. Teorisyenlerin dahi, bunlardan habersiz olduğu tarihsel ve güncel vahamet karşısında, dillerini, kültürel-siyasal kimliklerini savunanları “kimlik politikaları” diye eleştirmek, ayıptır, günahtır, yazıktır… Bu soyut ve sorunlu algı, bir sosyalisti, kimliğinden, dilinden, cinsel tercihlerinden, kadın-erkek oluşundan soyutlayarak “Türk”, “Türkçe” ve “erkek” kimliğinde eşitleyip asimile etme riski içerir. Hal böyle olunca da, bırakalım Kürtleri, Hemşinlilerden, dillerinden, kültürel varoluşlarından söz etmek, sosyalizmle çelişir; örgüt içinde feminist ya da LGBT’li olmak “sakıncalı haller” olarak konumlanır.

Marksist külliyatın parçalı ve özet bilgileri üzerinden oluşan “yırtma yapıştırma” ve “alıntı” sosyalizm algısı daha ne zamana kadar kader/keder olmaya devam edecek?

SEZAİ SARIOĞLU
Özgür Politika

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here