Anasayfa Haber SEZGİN TÜZÜN YAZDI Baraj HDP’nin Değil, Türkiye’nin Sorunu

SEZGİN TÜZÜN YAZDI Baraj HDP’nin Değil, Türkiye’nin Sorunu

Paylaş

 

Eğer Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak aldığı oyları 7 Haziran 2015 seçimlerinde de HDP alacak olursa seçimde yüzde 75’lik katılım ve yüzde 73’lük geçerli oy oranıyla barajı aşan dördüncü parti olacaktır.

12 Eylül 1980 darbesinden bugüne yapılan genel milletvekili seçimlerinin onuncusu (yanlışlıkla sonuncusu diye okumayın) Haziran ayında yapılacak. Demek ki kabaca iki ay sonra, yüzde 10 seçim barajıyla yapılacak onuncu genel milletvekili seçimi. Seçimde, seçmen kütüğüne kayıtlı her seçmen tek bir oy kullanabilecek. Ama küçük illerde 1 milletvekili çıkarmak için daha az, büyük illerde ise daha çok seçmenin oy kullanması gerekecek. Bu da küçük illerdeki seçmen oylarının, büyük illerdeki seçmen oylarına göre daha değerli olduğunu göstermez mi?

Demek Türkiye’de genel milletvekili seçimlerinde yaşanmış ve yaşanacak eşitsizlikler sadece seçim barajıyla sınırlı değil. 2011 genel milletvekili seçimlerinde toplam 17 il bağımsız milletvekili çıkardı. Bu illerin 14’ünde (ki bunlar küçük iller) ilin 1 milletvekili çıkarabilmesi için gerekli seçmen sayısı yaklaşık 65 bin olurken, bağımsız milletvekili çıkaran 3 büyük il (Adana, İçel, İstanbul) için bu rakam kabaca 109 bine kadar çıkıyor. İşte bunun için (tek neden bu olmasa da) 1983 seçimlerinde 67 olan il sayısı 2000’li yıllara gelindiğinde 81’e yükseliyor. Böylece de Anayasa’nın  “temsilde adalet, yönetimde istikrar” ilkesi, eşitsizlikte istikrar yönetimde otoriterlikbiçimine tam olarak dönüşmüş oluyor.

Şimdi gelelim bu sistemsel seçim yapısının 2011’de doğurduğu, 2015’de doğurması olası sonuca. Meclise bağımsız milletvekili yollayan 17 ilin 14’ü Doğu – Güneydoğu Anadolu illeri. Bu illerde kayıtlı seçmenlerin yüzde 9,2’si yaşarken, 550 milletvekilinin yüzde 12,7’si buradan katılıyor seçime, yani 70 milletvekili. 2011’de meclise bağımsız milletvekili yollayan 3 büyük ilde kayıtlı seçmenlerin yüzde 23,8’i yaşarken, buradan meclise gidecek milletvekili oranı ise ancak yüzde 20’ye ulaşıyor. Bunun da karşılığı 550 milletvekilliğinin 110’u. 2011 genel milletvekili seçimlerinde 14 Doğu-Güneydoğu ilinden seçilen 70 milletvekilinin 30’u bağımsızlardan seçilmişti. Oysa bağımsızlar seçime bir parti olarak katılmış olsa ve bu parti de yüzde 10’luk barajı aşmış olsaydı, partili bağımsızlar meclise 30 yerine 35 milletvekili olarak gidecekler ve AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) de 5 milletvekili daha az kazanmış olacaktı.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP (Halkların Demokratik Partisi) Selahattin Demirtaş’ı aday gösterdi. Demirtaş Cumhurbaşkanı adayı olarak yurtiçindeki toplam kayıtlı seçmenlerin yüzde 7,4’ünün oyunu alırken, 2011 seçimlerinde bağımsızların tüm Türkiye’den aldıkları oyu 1 milyon 100 bin artırmayı başardı. Eğer Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak aldığı oyları 7 Haziran 2015 seçimlerinde de HDP alacak olursa;

* Seçimde yüzde 75’lik katılım ve yüzde 73’lük geçerli oy oranıyla barajı aşan dördüncü parti olacaktır. Bu da HDP’nin 14 ilde 30’dan, 3 büyük il’de 5’ten fazla, diğer 64 ilden de yeni milletvekillikleri kazanmasını mümkün kılacak. Hem de AKP’nin milletvekili sayısını önemli oranda azaltarak.

* Seçimde yüzde doksana yakın katılım ve yüzde 85’lik bir geçerli oy düzeyi ortaya çıkacak olursa, HDP’nin barajı aşmak için 600 bin oya daha ihtiyacı olacak. Bu oylar da, fıtratları gereği iş kazalarında ölen işçilerin ailelerinden, örgütsüzleştirilen mavi ve beyaz yakalılardan, toplum içinde sürekli ezilen ve azınlık durumunda tutulanlardan, 64 ilde alternatif olarak ortaya çıkan milletvekili adaylarını destekleyenlerden, oylarıyla meclise milletvekili taşımak isteyen solcu ve sosyalistlerden fazlasıyla toplanabilecek bir oy miktarı olarak değerlendirilebilir.

HDP’nin seçime bağımsız adaylar yerine parti olarak katılması bir oy potansiyelinin daha devreye girmesine olanak sağlıyor. 7 Haziran 2015 seçimlerinde yurtdışında oy kullanacak seçmenler artık HDP’ye de oy verebilirler. Çünkü bu seçmenler her hangi bir il için değil, genel Türkiye için oy kullanabilmeleri nedeniyle sadece partilere oy verebilirler. Bu seçmenler tarafından kullanılan oylar, illerin seçmen ağırlıkları göz önüne alınarak 81 ile dağıtılır. Yurtdışı seçmenleri tarafından kullanılan geçerli oylar içinde HDP’nin oy oranının yüzde 10’un üzerine çıkması halinde, yüzde 85’lik geçerli katılımlı bir seçimde barajı aşmak için HDP yeni bir oy kaynağı daha kazanacak. Bu da HDP’nin Türkiye partisi olması ve barajı aşmasını kolaylaştıracak bir başka öge.

HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 10’luk seçim barajını aşamaması, oy oranından bağımsız olarak AKP’ye asgari 30-35 ek milletvekili kazandıracağı gibi, seçim barajını aşan tüm partilerle beraber AKP’ye de, daha az oyla daha çok milletvekili çıkarma imkanı tanınmış olacak.  Böylece hem 12 Eylül ruhu bir kez daha canlandırılmış olacak, hem de seçilmiş otoriterliğe geçit verme olasılığı artmış olacak.

Sonuç yerine

HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşması önemli sonuçlar doğuracak. Hem de Türkiye’nin siyasal yaşamı açısından hayati ve de birbirinden önemli dört sonuç doğurmuş olacak. Bu sonuçlar;

1- Türkiye partisi olma yönünde adım atan parti olarak HDP’nin, ayaklarının tüm Türkiye topraklarını kapsar biçimde yere basacak olması,

2- Sol, sosyalist ve demokrat bir söylemle, tüm Türkiye ezilenlerinin partisi olma yönündeki HDP girişiminin azımsanmayacak bir sayıdaki milletvekilini 1960’lı yıllardan bu yana ikinci kez meclise taşıyacak olması,

3- Solunda bir partinin meclise girişiyle CHP’nin sürekli sağa referansla merkeze ve sağa kayışı yerine, sosyal demokrat parti olmak için solunda bir referansın oluşmasıyla sağ yerine sola doğru kayması,

4 AKP’nin otoriter tek adam hegemonyasından kurtularak seçilmiş otoriterlik tehlikesinin odağı olmaktan uzaklaşması,

şeklinde kaşımıza çıkacak.  Elbette bu olgular Türkiye siyasi yaşamında;

I.      Yasama, yargı, yönetim erklerinin ayrılığına,

II.      Merkezin yönetim ağırlığının yerinden yönetime doğru kaymasına,

III.      Toplumsal kesimlerin örgütsüzlüğünün, yerini örgütlü topluma bırakmaya başlamasına,

IV.      Yönetimde otoriter anlayışın demokratik anlayışla yer değiştirme sürecine girişine,

katkı sağlayacak.

Sonuç olarak Türkiye, ucuna değin geldiği sünni islamcı, otoriter devlet yönetimi uçurumundan HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşmasıyla kurtuluş sürecine girerken, -büyük olasılıkla- yukarıda sayılan kazanımlara da kavuşmuş olacak. (ST/HK) bu makale Bianet’ te yayınlandı

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here