Anasayfa Kültür-Sanat Siyasette yalan – Hannah Arendt

Siyasette yalan – Hannah Arendt

Paylaş

 Hannah Arendt’in “Siyasette Yalan” adlı çalışması, İmge Oranlı ve Berfu Şeker’in çevirisi ile Sel Yayıncılık’tan çıktı. Kitap, siyasette bir araç olarak kullanımı meşru görülen yalanların yirminci yüzyılda yepyeni bir çehreye bürünüp hangi mekanizmalarla hem siyaset sahnesini hem de olgusal gerçekliği egemenliği altına aldığını çözümlüyor. Kitapta ayrıca Caty Caruth’un, yalanın doğası ve siyasi eylemle ilişkisi üzerine bir makalesi de var. Aşağıda Arendt’ten bir pasaj okuyacaksınız.


Hannah Arendt


Siyasi emellere ulaşmak için meşru araçlar olarak kullanılan gizlilik ve kandırma, yani kasıtlı sahtekârlık ve açık yalan, yazılı tarihin en başından itibaren yaşamımızda olmuştur. (Diplomasi dilinde  “tedbir” adı verilen gizlilik, aynı zamanda arcana imperii, yani devlet sırları olarak da ifade edilir.) Doğruculuk hiçbir zaman siyasi erdemler arasında sayılmamış, yalanlarsa her zaman siyasi meselelerde kullanımı savunulabilir araçlar olarak görülmüştür. Bu konular hakkında düşünen herkes, meselenin felsefi ve siyasi düşünce geleneğimizde ne denli az yer tuttuğuna şaşırabilir, halbuki bu konular,  hem eylem dediğimiz şeyin doğasını hem de düşünce ve sözü kullanarak her türlü olguyu inkâr edebilme becerimizin doğasını anlamak bakımından hayli önemlidir. Bu aktif ve agresif inkâr becerisi, pasif olarak açık olduğumuz hata ve yanılsamalardan, belleğimizin çarpıtmalarından, duyusal ve zihinsel işlevlerimizin eksikliklerine atfedilebilecek diğer her şeyden açıkça farklıdır.

İnsan eyleminin bir özelliği, her zaman yeni bir şey başlatmasıdır, ne var ki bu, onun ab ovo* başlayıp ex nihilo** var etme imkânı olduğu anlamına gelmez. Birinin kendi eylemine yer açabilmesi için, daha önce orada olan bir şey kaldırılmalı ya da yok edilmelidir, yani önceki hal değişmelidir. Zihnen kendimizi fiziksel olarak bulunduğumuz yerden ayıramasaydık ve şeylerin gerçekte olduğundan farklı olabileceğini hayal edemeseydik böyle bir değişim mümkün olmazdı. Diğer bir deyişle, olgusal hakikatin kasten inkâr edilebilmesi (yalan söyleme becerisi) ve olguları değiştirebilme yetisi  (eyleme becerisi) birbiriyle ilişkilidir; ikisi de varlığını tek bir kaynağa borçludur: hayal gücü. Bu, yağmur yağarken “güneş parlıyor” diyebilme becerisi değildir (bazı beyin hasarlarının sonucunda bu beceri yitirilebilir); daha ziyade, dünyayla ilişkilenmek için hem duyusal hem de zihinsel açıdan donanımlı olduğumuz halde, dünyanın ayrılmaz parçalarından biri gibi onun içine sabitlenmiş ya da onunla bütünleşmiş olmadığımızı ifade eder.

Dünyayı değiştirmek ve onun içinde yeni bir şey başlatmakta özgürüz. Var olanı inkâr edebilmemizi ya da doğrulayabilmemizi mümkün kılan, “evet” ya da “hayır” diyebilmemize imkân tanıyan –üstelik yalnızca onay veya itirazımızı ifade edeceğimiz beyan ve önermelere değil, onay ve itiraz amacının ötesinde, duyu organlarımıza ve bilincimize ulaşan her şeye “evet” ya da “hayır” diyebilmemize imkân tanıyan– zihinsel özgürlük olmaksızın, hiçbir eylem mümkün olamaz. Eylem ise siyasetin ana malzemesidir. Dolayısıyla, yalandan bahsettiğimizde, özellikle de eyleyen insanların yalanı söz konusu olduğunda, hatırlamalıyız ki yalan, insan günahkârlığının tesadüfi bir sonucu olarak siyasete sızmış değildir. Tam da bu nedenle, ahlaki öfkenin onu yok edebilmesi mümkün değil. Kasıtlı yalan, olumsal olgularla ilgilidir; yani, içkin bir doğruluk barındırmayan, doğru olma zorunluluğu taşımayan meselelerle. Olgusal gerçeklerin doğruluğu, yalanlanamayacak nitelikte olmaz hiçbir zaman. Tarihçi, gündelik hayatımızı çevreleyen olguların ne denli narin bir dokusu olduğunu bilir.

Bu doku her zaman tehdit altındadır, tekil yalanlarla delinme, grup, ulus veya sınıfların örgütlü yalanlarıyla paramparça edilme, ya da çoğu zaman olduğu gibi bir dolu yalanla üstü dikkatlice örtülerek inkâr edilip çarpıtılma veya kendi halinde unutulmaya terk edilme tehlikesi barındırır. Olguların insan ilişkileri alanında güvenli bir yer edinebilmeleri için hatırlanmaya, bunun için de tanıklıklara ve onları olgu olarak tesis edebilecek güvenilir şahitlere ihtiyacı vardır.


*(Lat.) sıfırdan [başlamak]
**(Lat.) yoktan [var etmek

g.karınca

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here