Anasayfa Haber SYKP Danışma Meclisinden HDP/HDK değerlendirmesi

SYKP Danışma Meclisinden HDP/HDK değerlendirmesi

Paylaş

ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL-Sosyalist yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) topladığı Danışma Meclisinde HDK ve HDP’yi değerlendirdi. SYKP Danışma Meclisi yaptığı değerlendirmede önümüzdeki dönemde HDK ve  HDP’nin yeniden yapılanması konularında öneri ve görüşlerini açıkladı.

SYKP Parti Danışma Meclisi, iki günlük çalışma sonucunda bir sonuç bildirisi yayınladı. Sonuç bildirisinde HDK ve HDP ile ilgili bölümler şu şekilde yer aldı:

“SYKP I. Parti Danışma Meclisi Sonuç Bildirisi

2013 Newroz’unda Diyarbakır’da okunan Abdullah Öcalan’ın mesajı çözüm sürecinin kapısını aralayarak Türkiye’yi yeni bir toplumsal-siyasal atmosfere taşıdı. Çatışmasızlık ortamı toplumsal muhalefet güçlerinin Türkiye siyasetinde etkili olmasının ve toplumsal çelişkilerin de öne çıkmasının olanaklarını artırdı. Gezi İsyanı böyle bir ortamda doğdu. Bu ortam HDK ve HDP’nin örgütlenmesini, güçlenmesini, toplumsal etkisinin artmasını kolaylaştırdı.

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve 7 Haziran Seçimleri’nde elde edilen başarı bu koşullarda gerçekleşti. Kürdistani taleplerin yanı sıra Türkiye’nin tüm emekçi ve ezilenlerinin taleplerini kapsayan ve ortak yaşam anlayışına dayanan “Yeni Yaşam” çağrısı karşılık buldu, toplumun değişik kesimlerinde demokratikleşme ve özgürleşme umutlarını güçlendirdi.

2013 Newroz’unu takip eden sürecin toplumsal muhalefetin lehine sonuçlar doğurduğunun adım adım görülmesine birlikte AKP ve müesses nizam, bu durumu ortadan kaldırmanın hazırlıklarına girişti. Devletin bu siyasete yönelmesinin tek nedeninin içerdeki gelişmeler olmadığı muhakkak. Bunun çok önemli bir başka nedeni, Rojava ve Güney Kürdistan’da demokratik, laik, halkların kardeşliğine dayanan, özyönetimci, kadın özgürlükçü anlayışın toplumsal bir zemin bulması ve Türkiye halkları da içinde tüm bölge halkları için bir umut yaratması ve mücadele için esin kaynağı olmasıdır. Bunun mevcut rejimin Suriye ve Ortadoğu’ya mezhepçi ve emperyal müdahalesini çıkmaza sokması, keza Türkiye’nin Suriye sınırının güneyinde ortaya çıkan kantonların adım adım ilerleyerek birleşik bir Rojava Kürdistan’ı oluşturmaya yönelmesi, AKP ile geleneksel Kürt düşmanı politikaya sadık Ordu’nun saldırı siyaseti konusunda mutabakata varması sonucunu doğurdu.

2014 Ekim’inde gerçekleştirilen MGK toplantısında başta Kürt hareketi olmak üzere toplumsal muhalefete saldırı kararı verildi. Bu karar doğrultusunda İç Güvenlik Yasası çıkarıldı, iletişim özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar getirildi ve benzeri uygulamalara girişildi.

Tüm bunlarla birlikte siyasi iktidar, hazırlıklarını yaptığı saldırının ilk adımlarını atsa bile 7 Haziran seçimlerine kadar “topyekün savaş konsepti” biçiminde hayata geçiremedi. HDP’nin ve toplumsal muhalefetin yükselişinin rejim açısından hayati bir tehlike oluşturmaya doğru ilerlediğinin 7 Haziran seçim sonuçlarıyla birlikte daha net biçimde ortaya çıkması, egemenler arasında kurulmaya başlayan yeni ittifakları pekiştirdi, 2014 Ekim MGK kararlarının zaman geçirilmeksizin uygulamaya konmasını müesses nizam açısından zorunlu hale getirdi. 7 Haziran Seçim Sonuçları AKP eliyle gerçekleştirilen darbeyle yok sayıldı. 1 Kasım’da bir “tekrar seçim” yapılmış olması, olup bitenin özünde parlamenter sistemi ve parlamentoyu işlevsizleştiren yeni türden ve özgün bir darbe olduğu gerçeğini değiştirmez.

“Çözüm sürecini buzdolabına kaldırıyoruz” diyerek Kürdistan’da saldırı siyasetinin derinleştirilmesi, Suruç ve Ankara katliamları, HDP’ye yönelik organize saldırıların yaygınlaştırılarak linç boyutuna vardırılması, HDP’li yerel yöneticilere yönelik gözaltı ve tutuklama terörünün hızlandırılması, iletişim özgürlüğüne vurulan darbelerin arttırılması, basına yönelik baskı ve sindirme politikasının yoğunlaştırılması, her türlü araç kullanılarak toplumun kutuplaştırılması yukarıda belirttiğimiz konseptin somutlaşmış haliydi. Bu kanlı siyaset 1 Kasım seçimlerinde bir kez daha AKP’yi tek başına iktidara taşıdı. Bugün söz konusu savaş konsepti, el yükseltilerek faşizan bir yönelimle sürdürülmekte.

Egemenlerin bu konseptine karşı Kürt Özgürlük Hareketi Kürdistan’da özyönetimi fiilen hayata geçirmeye yöneldi. Devletin, Kürt halkının bu meşru talebine yanıtı tutuklamalar, infazlar, katliamlar, şehir kuşatmaları olunca uygulanmaya başlanan özyönetimlerin fiilen savunulması zorunluluk haline geldi. Parti Danışma Meclisimizle aynı tarihlerde toplanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Kurulu, bu gerçekliğe dayanarak özyönetimin Kürdistan halkının vazgeçilmez ve tartışılmaz bir hakkı olduğunun altını çizerek, AKP’nin başkanlık odaklı yeni bir anayasayı gündemleştirmek istediği bir dönemde konuyu esastan ve köklü bir demokratikleşme perspektifinden tartışmaya açtı. AKP iktidarını kirli ve katliamcı savaş siyasetini durdurmaya ve yeniden müzakere siyasetine dönmeye çağırdı. Danışma Meclisimiz DTK’nın bu inisiyatifini ve yaklaşımını selamlıyor ve destekliyor.

26-27 Aralık tarihinde toplanan Parti Danışma Meclisimiz bu koşullar altında, Konferans ve Kongreleri öncesinde HDK ve HDP’nin yeniden nasıl yapılandırılacağı, hangi rolleri üstlenmesi gerektiği ve SYKP’nin bu örgütler içinde nasıl konumlanacağı konularını değerlendirdi.

resim

HDK/HDP’nin işlevi ve temel özellikleri

HDK, tüzüğünde kendisini şöyle tanımlıyor:

“Kongre, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, kadınların, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, gençlerin, işsizlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerin, göçmenlerin, yaşam alanları tahrip edilenlerin; aydın, yazar, sanatçı ve bilim insanları ile bütün bu kesimlerle mücadele yürüten güçlerin her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak üzere bir araya geldiği ortak bir dayanışma ve mücadele zeminidir. (Tüzük Madde 2: Kongrenin Tanımı)”

Benzer ifadeler HDP’nin programatik belgelerinde de bulunuyor. HDP ayrıca kendisini -doğal olarak- siyasal alanda faaliyet gösteren bir örgütlenme olarak tanımlıyor. Şöyle ki: “HDP, toplumsallaşmış bütün sorunları, çözüm önerileri ve talepleri siyasallaştıran, bu taleplerin arkasındaki güçlerin sokaktaki sesini meclis kürsüsüyle birleştiren, onları demokratik siyasal iktidar hedefine yönlendiren, pratik yeteneği ölçüsünde de öncülük edebilecek olan bir politik öznedir.” (HDK-HDP ilişkileri çerçeve metni’nden)

Tabii HDK/HDP sadece bu programatik ifadelerle anlaşılamaz. HDK/HDP zemininin hangi politik ihtiyaçlardan doğduğuna, neyi hedeflediğine ve kimi karakteristik özelliklerine de bakılmalıdır:

·         HDK/HDP, esasen Kürt Halk Hareketi ile Fırat’ın batısındaki emekçilerinin ve ezilenlerinin ortak mücadele zeminini yaratmaya yönelik bir girişimdir.

·         Kürt tarafı toplumsal bir gerçeklik olarak bu ortaklığın baskın tarafını oluştururken, diğer tarafta işçi ve emekçiler ile ezilen toplum kesimlerinin henüz HDK/HDP’de fiilen, kitlesel olarak yer aldığını söylemek mümkün değildir. Ancak o kesimlerin taleplerini dile getiren sosyalistler ve çeşitli muhalefet dinamiklerinin enternasyonalist/demokrat öncüleri yer almaktadır. Bu durum, mücadelenin eşitsiz gelişiminin bir sonucudur. Bu nesnellik HDK/HDP’nin işleyişinde ve faaliyetinde kimi gerilimlere yol açmaktadır. Bu gerilimler pratikte aşılması gereken hakiki sorunlar olmakla birlikte doğurduğu sorunlara odaklanarak HDK/HDP’nin olanaklarını göz ardı etme yaklaşımı kabul edilemez.

·         HDK/HDP’nin kuruluşunda ve pratiğinde KÖH’ün inisiyatifi ve ağırlığının olduğu açıktır. Yanı sıra bu, şimdi SYKP’de buluşan öncül-bileşenlerin ve diğer enternasyonalist sosyalistlerin uzun zamandır oluşması için çaba harcadığı bir zemindir. SYKP; HDK ve HDP’nin kurucu ve örücü bileşenidir. HDK/HDP içinde buna ve değişen konjonktürün öne sürdüğü görevlere uygun olarak konumlanmaya devam edecektir.

·         Batının sosyalist, demokrat, özgürlükçü güçlerinin varlığı, HDK/HDP zemininin ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta, onun dinamizmine ve büyüme perspektifine yaşamsal katkılarda bulunmaktadır. Bu bağlamda en geniş demokratik işleyiş ve bileşen hukuku (güce bakmaksızın her bileşenin temsiliyeti ve söz hakkı) HDK/HDP’nin normu olarak kalmaya devam etmelidir.

  • HDK/HDP, Türkiye halklarıyla Kuzey Kürdistan halklarının eşitlik ve demokrasi temelinde “ortak yaşam”ını kurmayı amaçlamaktadır. HDK/HDP tasarımı, inişli çıkışlı bir süreci, yüksek gerilimli siyasal çatışmaları hatta zaman zaman fiziki çatışmaları dışlamaksızın, esas olarak Kürt sorununun barışçıl çözümü olasılığına yaslanmaktadır. Dolayısıyla, çatışmasızlık ortamının arkada bıraktığımız dönemlerin ders ve deneyimlerine yaslanarak yeniden tesisi, barış ve çözüm taleplerinin toplumsallaştırılması, bunun faşizan gidişata karşı bir çıkış yolu ve seçenek olarak örülmesi HDK/HDP’nin varlık zeminleri bakımından yaşamsal önemdedir.

 

Bu özellikleriyle HDK/HDP zemini, Türkiye’nin bütünsel ve köklü bir demokratikleşmesi, Kuzey Kürdistan’ın bu bağlam içinde özgürleşmesi, bütün özgürlükçü dinamiklerin kuvveden fiile çıkması ve daha özgür bir dünyaya giden kanalların genişletilmesi açısından büyük olanaklar sunuyor.

Nitekim önce Cumhurbaşkanlığı, sonra 7 Haziran genel seçimlerinde HDP eliyle kazanılan başarı, bu olanakların küçük bir parçasının gerçeğe dönüşmesinin iyi bir örneğidir. Kürdistani seçmenin yanı sıra batının demokratik ve laik duyarlılıklarını, emekçilerin ve ezilenlerin taleplerini  kapsayan seçim programlarıyla, özgürlükçü bir vizyonla Türkiye’nin dört bir yanından yanıt alınabileceği, çok farklı dinamiklerle temas sağlanabileceği görüldü. Büyük bir kısmı Fırat’ın Batısı’nda olmak üzere yaklaşık 2 milyon yeni seçmenin destek ve sempatisi kazanıldı.

AKP’nin totaliter ve faşizan bir yeni rejim kurma girişimleri ve devletin yeni savaş konsepti uygulama koşulları altında, odağında HDK ve HDP’nin olduğu daha geniş bir ittifak zemini yaratma ihtiyacı ve olanağı ortaya çıkmıştır. Geçici ve konjonktürel olarak ortaya çıkacak olanaklar dahil olmak üzere bu doğrultuda zaman geçirilmeksizin en geniş demokrasi güçlerinin talepleri doğrultusunda AKP’nin otoriter ve faşizan yönelimine karşı bir demokrasi cephesi oluşturulmalıdır.

Batıda toplumsal muhalefet dinamiklerinin uyarılması yeni ortaklık zeminlerinin kurulması konusundaki zorlukların aşılmasında HDK/HDP’ye özel bir rol düşmektedir.

HDK/HDP’nin yeniden yapılandırılması

HDK ve HDP, kısa sayılabilecek bir sürede oldukça zengin bir politik ve örgütsel deneyim oluşturdu. Bu pratikten çıkarılacak derslerle, toplumsal yaşamda çok daha etkili örgütlenmelere dönüşebilmeleri için ve yeni koşullara uygun olarak yeniden yapılandırılmaları önümüzde bir görev olarak duruyor.

SYKP, HDK ile HDP ilişkisinde HDK’nın öne çıkarılması önerisini doğru bulmakla birlikte, HDK’yi toplumsal, HDP’yi siyasal alan örgütlenmesi olarak mutlaklaştıran anlayışı değil; HDK ile HDP ilişkisinin canlı, dinamik bir ilişki olması gerektiğini savunur. HDK’nin HDP ile ilişkisi hiyerarşik bir ilişki değil, politik iknaya dayalı, sosyal mücadele alanlarından beslemeye ve çevrelemeye dayalı bir hegemonya ilişkisi olmalıdır.

HDK’nin meclisler temelinde örgütlenmesi anlayışı doğrudur. HDK’nin ileri unsurlarının yan yana gelerek oluşturdukları örgütlenmeler meclis adıyla anılsalar da gerçek meclis işlevine sahip değildirler. Alan meclislerinin de aynı kapsamda olduğu söylenebilir. Bu tür örgütlenmelerde bileşen hukukunun devam etmesi olağan ve gereklidir. Fakat gerçek anlamda, sorun odaklı meclisleşmeleri ve aşağıdan halk inisiyatifleri gerçekleştiğinde bileşen hukukunun yerine birey hukukunun geçerli olacağı açıktır.

Meclisleşme, HDK’yi aşan, HDK logosu altında toplanmayan/toplanması mümkün olmayan meclis girişimleri şeklinde de ortaya çıkabilir. Böylesi yönelimler ortaya çıktığında teşvik edilmeli, desteklenmelidir.

 

Programlarında yer alan hedef ve ilkeler üzerinden ve en geniş demokratik işleyiş temelinde HDK ve HDP’nin yeniden yapılandırılmasında aşağıda belirtilen hususlar yol gösterici olmalıdır:

 

  1. İşçi sınıfı ve emekçilerin taleplerini daha etkin biçimde sahiplenen ve bu kesimlerle güçlü ilişkiler kurmaya yönelen bir mücadele çizgisinin yürütülmesi;
  2. Kürdistani gündemin büyüklüğü ve yakıcılığı gözetilmekle birlikte, diğer toplumsal mücadele alanlarındaki faaliyetlerin aksatılmadan ve genişletilerek sürdürülmesi;
  3. Cinsiyet ayrımcı, homofobik önyargılarla mücadele etme hedefinin reel politik kaygılarla silikleşmesine izin verilmemesi;
  4. Anti-kapitalist ve anti-emperyalist yönelimin belirginleştirilmesi ve derinleştirilmesi;
  5. Bütün karar ve yürütme organlarının kendi sorumluluk alanlarında tam ve gerçek yetkeye sahip olmaları, bunları işlevsizleştirecek veya etraflarından dolanılacak bütün pratiklerden uzak durulması, organların bir hükmi şahsiyet kazanmasına azami derecede özen gösterilmesi;
  6. Karar süreçlerini daraltacak ve koşullar ne olursa olsun aşırı biçimde merkezileştirecek bütün klasik alışkanlıklardan uzak durulması;
  7. Şu veya bu şekilde bir liderlik kültünün sürmesine çanak tutacak bütün davranış biçimlerinden uzak durulması;
  8. Şeffaflık, dinamik kurumsallaşma ve kolektivizm ilkelerine daima sadık kalınması;
  9. Bilgilendirme ve rapor alış verişi ilişkilerinin örgütlerin kurumsal ve tanımlanmış ilişkiler ağı üzerinden sürmesi,  paralel ve de facto kanallar çalıştırılmaması;
  10. HDP ve HDK’nin çok bileşenli, çoğulcu yapılar olduğu gerçeğine daima sadık kalınması;
  11. HDK/HDP’nin ağırlıklı bölümünü oluşturan yurtsever kitlenin, geçmişten getirdiği kendi örgütlenme, siyaset, işleyiş tarzlarını HDK ve HDP’nin çoğulcu ve en geniş toplumsal kesimleri kapsayıcı ortamına uygun olarak dönüştürmek için gereken çabanın gösterilmesi.

 

Kürt Özgürlük Hareketi ve HDK/HDP

HDK/HDP’yi anlamlandırmak için onun sürükleyici aktörünü de değerlendirmek gerekiyor.

Marksist-Leninist ideoloji ve ulusal kurtuluş programıyla yola çıkan, daha sonra reel sosyalizme ama aynı zamanda Marksizm’e de eleştirel yaklaşarak “ekolojik demokratik konfederal toplum” projesini benimsemiş olan KÖH’ün devrimci ve özgürlükçü fikirleri, onlarca yıllık ağır bedeller ödenerek yürütülen mücadeleyle bugün milyonlarla bütünleşmiş, Kürt halkı içinde köklü devrimci dönüşümleri gerçekleştirmiştir.

Halkla bütünleşmiş haliyle KÖH, hem ulusal bir zemine ve sınıflar ittifakına dayanmanın hem de emekçi ve özgürlükçü karakterini korumanın kaçınılmaz gerilimlerini ve çelişkilerini yaşıyor. Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere yöneticilerinin ve ana kadrolarının -bu arada elbette gerilla gücünün- neredeyse tümünün yoksul, emekçi ailelerden gelmesi, esas olarak yoksul köylü, işçi ve emekçi kitlelere dayanması, kadın-özgürlükçü, laik ve demokratik çizgisi, anti-kapitalist söylemiyle KÖH, güçlü bir emekçi ve özgürlükçü karaktere sahiptir.

Öte yandan işbirlikçiler dışındaki tüm ulusal güçleri kapsama zorunluluğu ve meşruluğuyla Kürt burjuva ve feodalleriyle kurulan ulusal ittifak zemini, KÖH’ün anti-kapitalist söylemini zayıflatıyor. KÖH emekçi ve özgürlükçü karakteri ile asgari programı sayılabilecek ulusal kurtuluşçu niteliği arasında içsel bir gerilimi taşıyor. Bu iki eksen hem birbirini besleyerek, hem de sınırlayarak çatışmalı-uzlaşmalı bir seyir izliyor. Bununla birlikte bu nesnellik KÖH’ün devrimci yürüyüşünün arayışçı, yenilenmeci karakterine gölge düşürmüyor.”

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here