Anasayfa Köşe Yazıları Tacettin Durdu:Yeni siyaset üzerine bazı notlar

Tacettin Durdu:Yeni siyaset üzerine bazı notlar

Paylaş

 

Sosyolojik anlamda siyaset; Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış, Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü şeklinde tanımlanır. Bu tanım daha çok tepeden inme, toplumu yok sayan, toplumu yukarıdan aşağıya dizayn etmek anlayışının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bugünün siyaset tarzı bu olamaz. Toplumu siyasallaştırmadan siyaset yapmak artık günümüzde geçer akçe değil.

Günümüz koşullarında artık bireylerin ihtiyaçları üzerinden yürütülecek bir siyaset anlayışı başarısız olmaya mahkûmdur ve kendini sol, sosyalist olarak ifade edenlerin bu anlayışa cepheden karşı olmaları ve toplumla birlikte, bireylerin değil toplumun ihtiyaçlarını temele alan bir siyaset tarzını benimsemeleri gerekir. Zira Charles De Gaulle “Politika, politikacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir” der. Kısacası bir lidere dayanan siyaset değil, kolektif bir siyaset tarzını benimsemek zorunluluktur.

Tarihten öğrendiğimiz temel şeylerden biri; yeni olanın kabul edilmesi, içselleştirilmesi ve yaşam biçimi haline getirilmesi her zaman dirençle karşılaşmış, bir takım zorluklar yaşanmış ve bedeller ödenerek ancak hayat bulabilmiştir. Yeniyi savunmak her dönem bedel ödemeyi gerektirmiştir. Yeni olanın getireceği zorlukları aşmak, yılmadan o zorluklarla mücadele etmeyi gerektiriyor. İnsan konformist bir yapıya sahip olduğundan yeni olanı savunmanın getireceği zorlukları aşmaya çalışmak yerine alışkanlıklarıyla yaşamaya ve genelin kabullerine uygun davranarak bir anlamda farkında olarak ya da olmayarak geleneksel bir yaşam biçiminin de koruyucusu durumuna gelebilir.

Bu durum siyasal alanda kendisini çok daha güçlü bir biçimde dayatabilmektedir. Siyaseten yeniyi savunmak gerek üyesi olduğunuz grup içi ilişkilerde gerekse dışınızdaki yapılarla olan ilişkilerinizde bir takım zorlukları beraberinde getirebilmektedir. Her şeyden önce eğer savunduğunuz yeni anlayışı bizatihi kendiniz içselleştirememiş ve alışkanlıklarınızı devam ettirme eğiliminde iseniz her şeyden önce inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Dolayısıyla da siyaseten başarılı olma şansınızı da kendi ellerinizle yok etmiş olursunuz. Öte yandan yeni bir siyaset tarzı ve söylemi oluşturmaya çalışmakla kendi dışınızdaki siyasal çevreleri karşınıza almış olursunuz ki bu çevrelerin saldırılarına maruz kalmanız kaçınılmazdır.

Ancak bütün zorluklarına rağmen eğer yeniyi yaratma, denenmemiş olanı denemek gibi bir hedefi önünüze koymuş iseniz işe kendinizi hem teorik hem de pratik anlamda yeni duruma uygun hale getirmekle başlamak zorundasınızdır. Teorik olarak yeniyi savunup pratikte alışılagelen davranış biçimleriyle başarıya ulaşma ve inandırıcı olma şansı yoktur. Zira teori uygulamada başarılı olduğu sürece geçerlidir. Her bireyin siyasetin öznesi olduğu bir anlayışı geliştirmek ve bunu siyaset tarzımızın olmazsa olmazı olarak kabul etmek zorundayız.  Siyaseten savunduğumuz değerlerin pratikte hayat bulmasına olanak tanımalı ve sonuna kadar bunu zorlamalıyız. Platon’un idealar kuramında ortaya koyduğu anlayışa benzer bir durum başarıyı değil başarısızlığı beraberinde getirir.    ( Platon idealar kuramında içinde yaşadığımız dünyanın gerçek olmadığını, gerçek varlıkların idealar olduğunu ve bizim algıladığımız varlıkların duyularımızla algılayamadığımız ideaların kopyaları olduğunu ve gerçek ideaların ancak akılla kavranabileceğini savunur.)Platon’da görünenle gerçek aynı şey değildir. Siyaseten böyle bir durumun oluşmasına asla izin verilmemelidir. Platon’a göre ancak filozoflar gerçeği kavrayabilecek yeteneğe sahiptir. Bizim siyaseten böyle seçkinci bir tavırdan kaçınmamız gerekir ki, siyasetin toplumsallaşmasını savunan bir anlayışta böyle bir durumun yaratılması yani bir bilenler grubu (elitler) yaratmaya çalışmak doğru bir tarz olamaz. Siyaset belli bir grubun yaptığı diğerlerinin de peşinden gittiği bir olgu olamaz. Yeniyi arayan bir yapı da bir bilenler grubuna asla ihtiyaç olamaz. Tersine yeni olanı birlikte arayıp bulmak durumundayız.

Burada sanırım bir Nasreddin Hoca fıkrasını anmakta fayda var.

Nasreddin Hoca bağlama çalarken parmaklarını aynı perdenin üzerinde sabit tutar ve aşağı yukarı perdeler üzerinde gezdirmeden çalmaktadır. Bu durumu görenler sorarlar Nasreddin Hocaya; Hocam başka bağlama çalanlar parmaklarını aşağı yukarı hareket ettirip perdelerin üzerinde gezdirerek bağlama çalıyorlar. Sen hep aynı yerde tutuyorsun derler. Hocanın yanıtı hazırdır; Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar der. Siyaseten her şeyi bilen ya da bilenler anlayışından kesinlikle uzak durmak, böyle bir durumun oluşmasına asla izin vermemek gerekir. Buna paralel olarak göreve kişi tarifleri yapmakta doğru bir anlayış olmasa gerek. Olması gereken göreve kişi tanımlamak değil, görev tanımı yapmaktır.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here