Anasayfa Köşe Yazıları Tamer Uysal : SEÇİM VE DEMAGOJİ

Tamer Uysal : SEÇİM VE DEMAGOJİ

Paylaş

Her doğan günle biraz daha

Arsız bir bulanıklıktır şimdi

Duru sularımıza yayılıp giden

Aydınlığı yenilmiş ülkemde

(Ferit Durmuş)

Tabiat ana Anadolu’yu renkten renge boyamış: Ege ve Akdeniz’i maviye, Karadeniz ve Marmara’yı yeşile, İç Anadolu’yu sarı’ya Doğu ve G.Doğu’yu kahve rengine.

Siyasal haritaları bir yana bırakıp elimize coğrafya (fiziksel) haritayı aldığımızda böyle bir tablo çıkıyor karşımıza. Siz hiç siyasal haritalara bakmayın gene de. Dağların rengi doruklara çıktıkça koyulaşır  ve karaya çalar ama siyasetin tablosu doğuda karanlıktır hep.

Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ…

Dağlar sadece doğu bölgelerinde mi? Anadolu’nun her yanında irili ufaklı dağlar bulunuyor tabi. Ama doğudakiler başka. Yıllar önce okuduğum bir şiir vardır, şiirdeki dizeler hep aklımda. Gazetenin bir okur köşesine gönderilmiş:

Bizim dağlar Uludağ’a benzemez
Gitar çalamazsın bizim dağlarda
Kayak yapamazsın
Ve toprağın altındadır evlerimiz
Acıdan,
Kahırdan
Gözyaşından
Her gün biraz daha batar derine
Ocaklarda tezek yanar ağabey
Odun yerine,
Sabahları kağnılar ezer uykumuzu
Onun bunun toprağına sürgünüz
Ne söylesek duyulmaz
Ne söylesek yalan
Çünkü bizden başka herkes haklıdır
Ve bu yüzden yıllar yılı
Sesimiz ağzımızda saklıdır 

(Doğan Ozan)

80’li yıllar içinde yayınlanmış “Uzak Sancı” adını taşıyan bir şiirdi. Beni etkilemişti, o yüzden hiç unutmam.

Uludağ’lı köylüler ise sanki asfaltı ilk kez görmüş gibi. Son 10-15 yıl içinde, “yolumuzu yaptılar” diyerek seçimlerde aynı  partiye bütün oylarını vermişlerdir. Bu taraftaki farsak böyle ya doğuda durum peki nasıldı?..

Bir dokun bin ah işit…

İşyerimden dönüşlerde sohbet için zaman zaman başka araçlara da binerdim. Yine bir gün Bursa’ya dönüşümde işyerimden geçen bir pazarcı arabasına binmiştim. Çocuk Muş’luymuş. “Abi” diye başladı: “Bizim orada da ne ekersen olur. Devlet destek verse burada ne işimiz var.”

Elma yetiştirmekten söz ediyordu.  Velhasıl onun da herkes gibi hayalleri büyüktü…

Anadolu “Anatole” dir aslında. Köken olarak (etimolojik) Yunanca bir sözcük. “Doğu” demek. Anatolia “Güneşin doğduğu yer”dir.  Bizanslılar ise Constantinopolis’in doğusunda kalan ülkeler için, özellikle Küçük Asya ve Mısır için kullanmış

Keser döner sap döner gün gelir hesap döner…

 20’den fazla ülkede “Milliyetçilik Kuramları (Theories of Nationalism: A Critical İntrodustution)” milliyetçilik derslerinde temel okuma kitabı olarak kullanılmaktadır. Milliyetçilik Kuramları’na (Umut Özkırımlı) göre milliyetçilik söyleminin   3 temel özelliği vardır:

Millet her şeyden önce gelir… Millet kavramı suç sayılabilecek eylem ve davranışlarda bile temel bir meşruiyet kaynağıdır… Dünyayı biz ve onlar olarak ikiye ayırır: Kimlik ve karşı kimlik (öteki). Ötekilere göre üstün tuttuğu tanımı kendinden emin olamadığı için hep ayrı ve canlı tutar…

Tarih içinde hiçbir şey durduğu yerde kalmıyordu.

Ziya Gökalp’e göre millet, bir taraftan fertleri arasında tearüf (sempati), diğer taraftan fertleriyle başka milletlerin  fertleri arasında tenakür (antipati) bulunan bir zümre demekti.  (Terbiye ve Milliyet, Muallim Dergisi, 1916)

Ötekilik (alterite) günümüzde başka anlamlar ifade ediyor.

Taner Timur, “Milliyetçi ideoloji ister istemez etnik ve ırk çağrışımları yapan bir ideolojidir ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu özellikleri dolayısıyla Batı’da itibarını kaybetmiş, Yahudi ve göçmen işçi düşmanı aşırı sağ hareketlere  özgü bir ideoloji konumuna düşmüştür” diyordu. (Osmanlı Kimliği, İmge Kitabevi, 2010, 5.baskı, s. 65)

Çoğunlukla din ve milliyet gibi popüler kavramları kullanan demagoji halkın önyargı ve korkularına  dayalı yapılan  siyaset ve destek arayışıdır. Köleci toplumlara (Eski Yunan ve Roma)  dayanan bir sömürge aracıdır.

Fikret Kızılok “Süleyman Demirel en büyük demagogtur Türkiye’de” demişti. Bugün yaşasaydı bunu kim için derdi acaba?..

Sınıf ayrımını din-millet sütresiyle ne kadar payandalarsanız payandalayın iflas etmeye mahkumdur.

İncir babadan zeytin dededen…

 Zeytin Arapça bir sözcüktür. Bütün kutsal kitapların da adını andığı bir ağaç. Ölmez ağaç, Tanrı ağacı vs. Zeytin mitolojide de (Eski Yunan ve  Mısır) geçer.  İspanya’ya zeytin yiyecek maddesi olarak Araplardan,  Yunanistan’a ise Anadolu’dan geçmiş: Tanrıça Athena ile denizler tanrısı Poseidon, Atina şehrinin koruyuculuğu için yarışmaya girerler. Şehre en faydalı şeyi getiren kazanmış sayılacaktır. Poseidon atı, Athena ise zeytin ağacını getirir. Athena kazanır ve şehrin koruyucusu olur.

Zeytin dalı barışın simgesidir. Zeytin başka neyi çağrıştırıyor? Zeytinin ya Türkiye’de başına gelenler…

Sidal çok bilinen bir Kürtçe isimdir. Ağaç dalı gölgesi anlamına gelir. Mahrumiyet bölgesi tanımı ise genelde doğu ve dağ bölgeleri için söylenir. Yaşamsal olanaklardan yoksunluğu ifade eder. Bunlardan biri de ağaçlardır, zeytin ağacıdır.

Ankara’dan Bursa’ya bir yolculuk sırasında yine doğu kökenli olduğunu tanışınca öğrendiğim sempatik bir genç “Abi ben hayatımda hiç zeytin ağacı görmemiştim” demişti bana. Zeytinin yetişmesi için Türkiye’de artık denize yakın olmak  falan mı gerekiyor.

Musa’nın asasıyla Kızıldeniz’i ikiye ayırmasından 3 bin yıl sonra artık günümüzde iş makineleri, kavi robotlarla büyük barajlar dev gibi dağlar delip koca koca gölekler, göller yaratılıyor. Artık insanlık için hemen hemen her şey mümkün. İklimler, coğrafyalar bile değişebiliyor çünkü.

İnsanımıza bu tabloyu reva görenler unutmasınlar ki en güzel türküyü her zaman tabiat ana söyler. Güzel Anadolu’ya da silahların değil barış dallarının gölgesi düşsün!

Ağaç deyince bir yandan aklıma hemen Behçet Aysan ve Metin Altıok için kaleme alınmış “Kalem ve Toprak” adlı şiirin o güzel dizeleri de geliyor:

 

Bir kalem dikin toprağıma

İki ucu da açılmış sipsivri

Bir elime bir gece yapraklarına

 

Bir kalem dikin toprağıma

Tam da erken bahar vakti

Azar da kök salar belki

Elim gece yapraklarına

 

Bir kalem dikin mezarıma

Yan yana gelmemiş

Sözcükler var daha

(Hulki Aktunç)

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here