Anasayfa Haftanın Yazısı Taner Akçam yazdı :HDP ve Hasip Kaplan’ın Açıklaması

Taner Akçam yazdı :HDP ve Hasip Kaplan’ın Açıklaması

Paylaş

Hasip Kaplan’ın konuya ilişkin yaptığı bir açıklama kızılca kıyamet kopardı. Kaplan, “HDP kurultayında Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin, benim naçizane önerim, herkes haddini bilecek..!”, demişti.

HDP, hemen Kaplan’ı kınayan bir açıklama yaptı ve Kaplan sosyal medya üzerinden de ağır hakaretlere uğradı ve “ırkçı”, “milliyetçi” olmakla suçlandı.

Ben bu “ırkçılık” ve “milliyetçilik” gibi eleştirileri de çok yerine oturur eleştiriler olarak görmeyenlerdenim.
Kaplan’ın “milliyetçi” olup olmadığının ötesinde bu tür eleştirilerin veya saldırıların tartışmanın sorunun özünü kavramaktan uzak olduğunu düşünüyorum.

Aslında Kaplan “Kıral Çıplak” dedi ve gürültünün kopması da biraz bundan galiba…

Kaplan’ın sözleri HDP ile ilgili iki temel hususu yeniden gündeme taşıdı. Birincisi Kürt Ulusal Hareket (PKK) ile HDP ve dolayısıyla Türkiye’nin Batı’sının ilişkisi, ikincisi, Kürtlük, Türklük gibi kavramlarla ifade ettiğimiz kimlik sorunlarımız.
Birinci boyuta ilişkin söylenebilecek şeyler şunlar:

HDP, Kürt Ulusal Hareketi’nin bir projesidir. Her ne kadar “Türkiyelileşme” iddiası ile ortaya çıkmışsa da bu “Türkiyelilik” iddiası, Kürt Ulusal Hareketinin ihtiyaçlarına göre belirlendi ve belirlenecek. PKK, 2015 ayaklanmasında olduğu gibi, HDP’yi feda edecek kararlar da almaktan çekinmez ve çekinmeyecektir de.

Evet, doğrudur HDP Batı’da da çok taraftar buldu ve birçok Türk HDP’yi çok sevdi. Ama sonuçta bu HDP’nin ana karakteri konusunda büyük bir değişikliğe yol açmadı.

HDP’ye birey olarak katılan solcular aslında HDP’nin üstünde bir başka “akıl”, bir başka “otorite” olduğunu biliyorlardı ve bu bilgi ile hareket etti ve katıldılar.

Altını çizmek gerek: HDP, iradesi kendi üyelerinin, tabanının elinde olan bir parti değildir. Partinin ana yönü, başkanlık gibi mevkilerde kimlerin yer alacağı konusu parti içinde sürdürülen demokratik tartışmalarla değil, Kürt Ulusal Hareketince kararlaştırılır.

Elbetteki önemli köşe taşları yerleştirildikten, ana yön ve omurga inşa edildikten sonra, çizilen çerçevenin içinde parti üyelerinin iradeleri de etkili olabilir. Ama ancak temel kararlar alındıktan sonra…

Zaten HDP’ye katılan birçok insan, HDP’nin sınırları ve köşe taşları esas olarak Kürt Ulusal Hareketince çizilen bir projesi olduğu gerçeğini, bir ön koşul olarak başından kabul etmişlerdi.

Zannediyorum ki, HDP’de görev alan Türk olansolcu ve sosyalistler de bir nevi “vitrinlik” görevi gördüklerinin farkındaydılar. Kendileri bu mevkilere gelmediler, atandılar. Ve partideki etkinliklerinin boyutunun ve sınırlarının Kürt Ulusal Hareketince belirlendiğini biliyorlardı.

İlle de negatif anlamda söylemiyorum bunu, ama ortadaki ilişkinin karakterini bilmek ve anlamak açısından bu çok önemli. Çünkü, Hasip Kaplan’ın, Demirtaş’ın Eşbaşkanlığı ile ilgili sözleri bu çerçevede önem kazanıyor.

Kaplan basit bir şey söylüyor, “Türk solcular vitrinlik olarak kondular, ve kendi başlarına aday falan olmaya kalkmasınlar.”

Elbetteki “üst akıl” böyle uygun görürse bu da olabilir ama Eşbaşkanın kim olacağı sorusunun demokratik mekanizmalarla belirleneceği gibi hayallere kimse kapılmamalıydı.

Siyasete ilişkin kulis bilgisine sahip olmamak kötü birşey ve yanlış tahminlerde bulunmamız sonucunu doğurabilir.

Afaki konuşmak tehlikesini de göze alarak söyleyebileceğim, Kürt Ulusal Hareketi’nin, HDP’ye kendi ihtiyaçlarına göre yeni bir şekil vermek istediğidir.

Ve bu çerçevede galiba Selahattin Demirtaş’ın Eşbaşkan olması istenmiyor. Demirtaş’ın HDP Eşbaşkan olmamasının negatif sonuçları olabilir ve parti yüzde 10 barajının altına düşebilir, gibi itirazlar makul görülse bile, çok anlamlı değil.

Çünkü Kürt Ulusal Hareketi, HDP’nin geleceğine ilişkin kararları “Ankara merkezli” bir siyasi tercihe göre yapmıyor. HDP, onun bölgesel politikalarının bir aracı. Veya Ankara ile yaptığı veya yapmayı planladığı pazarlıkların…

Özetle, PKK hareketi Türkiye merkezli siyaset yapan legal bir parti olarak örgütlenmedikçe, ve bunu imkan dahiline sokacak siyasi koşullar yaratılmadıkça, HDP içindeki bu gerilim devam eder.

HDP’ye birey olarak katılan Türk kökenli solcuların ise, Kürt Ulusal Hareketin iradesine boyun eğmekten başka bir şansları olduğunu zannetmiyorum.

İtiraz etmek veya bağımsız birşeyyapmak istedikleri zaman kendilerine Türk oldukları hatırlatılacaktır. Bu da bizi ikinci noktaya götürür, solcu, sosyalist olmak vb gibi evrensel

kimliklerle Türklük, Kürtlük ilişkisine… Bu da başka bir yazı konusu olsun!

ahval

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here