Anasayfa Haber Tanıl Bora : Ölü Ele Geçirme

Tanıl Bora : Ölü Ele Geçirme

Paylaş
1990’larda yerleşti bu terim: “terörist” sayılarak öldürülenler güvenlik kuvvetlerinin resmî beyanlarında “ölü ele geçirildi” diye anıldı, medya da bunu aynen benimsedi. Çatışmalar ve fiilî olağanüstü halle beraber bu söylem canlandı.Gerçi şimdi merkez medyada dahi “ölü ele geçirme” lâfını uygunsuz bulanlar var. ÖrneğinHürriyet’in okur temsilcisi Faruk Bildirici geçende “medyanın savaş diline teslim olmasını” eleştirirken, “ölü ele geçirme” teriminin sorgusuz sualsiz kullanılmasını bu teslimiyetin bir örneği sayıyordu (link). Bildirici, “ölü ele geçirme”nin yerine kullanıma sokulan “etkisiz hale getirildi” teriminin de bir farkı olmadığı kanısında. Her iki lâfın da hem “tam bir Türkçe garabeti, hem de psikolojik harbin dilinin günümüze uyarlanmış hali” olduğunu söylüyor.“Etkisiz hale getirme” hüsnütabiri, “ölü ele geçirme”nin yerini almış da sayılmaz aslında. İçişleri Bakanı, Genelkurmay, diğer yetkililer, havuzda çırpınan medya kuruluşları hâlâ “ölü ele geçirildi” demeyi sürdürüyorlar.

***

Bu memlekette güvenlik kuvvetlerinin “terörist” diye öldürülenlerin cenazelerini teslim etmediği de oluyor, son zamanlarda artan vakalar bunlar. Kayıplarıyla onurla vedalaşma hakkını esirgiyorlar yakınlarından. “Ölü ele geçirme”nin, o zaman, gerçekten ölü bedenleri tutuklamak, basbayağı naaşlara el koymak anlamına geldiğini söylemek, sinizm sayılır mı?

***

Evet, bu bir Türkçe garabeti ayna zamanda – sadece Türkçede ‘normal’ addedilen bir anlam garabeti. İngilizceye “captured dead” diye çeviriyorlar ama bunu da iktidar medyasının İngilizce neşriyatı dışında pek göremezsiniz. Mesela Daily Sabah, “Two PKK members were captured dead…” diyor.

Beynelmilel medyada “captured dead” kalıbı, bildiğim kadarıyla sadece bir vesileyle kullanıldı: Bin Ladin’in öldürülmesinde. Sonra tek tük, Bin Ladin’le mukayese edilebilecek kadar vahim ve tehlikeli sayılan bir iki kişiyle ilgili de, –mesela bir ara Kaddafi–, münferiden kullanıldığı oldu. Bu istisnai kullanımlar, uluslararası eleştirel kamuoyunda, hem dilsel bir garabet hem ilkellik alâmeti olarak kınandı veya alaya alındı.

Neden ilkellik alâmeti? Açıkça yargısız infazı ve linci akla getirdiği için. Çizgi romanlardan ve western filmlerinden bildiğimiz, “ölü veya diri getirene” şu kadar bin dolar vadeden “wanted” afişlerini çağrıştırdığı için.

***

‘90’larda yerleşikleştiğini söyledik ama “ölü ele geçirme” müessesesi “Türk devlet geleneği” için yeni değil. Erken Cumhuriyet döneminde, idarî yazışmalarda “meyyiten derdest” teriminin kullanıldığını biliyoruz. Meyyit “ölü veya ölü hükmünde” anlamındadır, derdest etmek malûm “yakalama, tutma, tutuklama, ele geçirme”. En son Dersim “harekâtıyla” ilgili metinlerde geçiyor, sonra elli sene kadar kullanılmayacak; işte malûm, “ölü ele geçirme” diye Türkçeleştirilmiş olarak hortlayacak. Tarihçi arkadaşım Burak Onaran’dan öğrendiğime göre, 18. yüzyıla kadar izi sürülebiliyor “meyyiten derdest”in. Daha eskisinde pek rastlanmıyor. Bir başka tarih talebesi arkadaşıma, Görkem Özizmirli’ye göre, bu modern bir terim olmalı zaten. Kayıt kuyutla ilgili, propagandayla ilgili… Dahasını, “tarihçilere bırakalım”…

***

“Ölü ele geçirme” teriminin, hukukî metinlerde de yeri var. Terörle Mücadele Kanunu’nda, Polis veya Jandarma Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nda falan aramayın ama, oralarda bulamazsınız. Avcılık Kanunu’nda bulursunuz. 2003 tarihli, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu avlanmayı şöyle tanımlar: “Bu Kanun kapsamında avına izin verilen yaban hayvanı türlerini, izin verilen yerlerde, tespit edilen zaman ve miktarlar ile belirlenen esas ve usullerle canlı veya ölü ele geçirmeye çalışma veya ele geçirme”. Terim, ilgili av turizmi yönetmeliğinde de tekrarlanır: “Kanun ve yönetmelik kapsamında avına izin verilen av hayvanı türlerini, belirlenen usul ve esaslarla ölü ele geçirmek üzere yapılan avla ilgili düzenlemelerin tümü.”Evet, ölü ele geçirme, bir av terimidir. Öldürülmesi caiz görülenleri ava (sürek hayvanına), öldürenleri av sürüsüne dönüştürür. “Ölü ele geçirme” söylemine uyum sağlayanlar da bir ucundan dahil olurlar av sürüsüne. Günah keçisinin cemaat adına kurban edilerek topluluk bağlarının sağlamlaştırılmasındaki gibi…

Av sürüsü, insanın toplumsallaşmasının bir biçimidir. Avın peşinde hayatta kalma tatminini yaşarken bir cemaat içinde erimenin, beraber güçlü hissetmenin bir biçimi. İlkel, vahşî bir biçimi… “Ölü ele geçirme” lâfının benimsendiği bir toplumda, kadim av sürüsünün ruhu, hâlâ kirli bir hırıltıyla soluk alıyor demektir.

Birikim

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here