Anasayfa Haber TSK düzenlemesinde ne ordu ne devlet paradigması var

TSK düzenlemesinde ne ordu ne devlet paradigması var

Paylaş

Serhat Güvenç: TSK düzenlemesinde ne ordu ne devlet paradigması var

31 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlanan 669 No’lu Olağanüstü Hal Kararnamesi’yle, TSK’nın yapısı kökten değiştirildi. Bu yapısal dönüşümün ne anlama geldiğini Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’e sorduk. Güvenç, atılan adımların tekil olarak doğru olduğunu söylese de ekliyor: “Asıl sorun bütünlüklü bir yapının eksikliği, demokratik denetim konusunda hiçbir düzenleme olmaması.”

TSK’yla ilgili düzenlemeleri, sivilleşme ve demokratikleşme açısından umut vaat edici gelişmeler olarak görenler de var, siyasi iktidarın ordu üstünde tahakküm kurması için bir araç olarak görenler de. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

2000’li yıllarda, özellikle AB süreciyle birlikte güvenlik sektörünün demokratik gözetimi konusunda ciddi bir birikim edinmiştik. Bugün uygulanan şeyin o gün konuştuklarımızla pek ilgisi olmadığını görüyorum. İlk izlenimim, iktidarın bir daha darbe gibi bir tehditle karşılaşmaması düşünülerek kurgulanmış bir askeri yapı var. Bu adımlar bana ilk bakışta palyatif geliyor, yani bütünlük arz etmiyor.

Bütünlük derken neyi kast ediyorsunuz?

TSK’da bu çapta bir tasfiye 20. yüzyılda iki kere yaşandı. Biri Balkan Savaşları sonrası Enver Paşa tasfiyesi dönemdir. Bu dönemde ordu, Prusya-Alman modeline göre kurgulanmıştı. İkinci tasfiye de 1960 darbesi sonrası yaşandı. 10 bine yakın subay emekli edilmiş, Prusya ekolü tasfiye edilerek Amerikan sisteminde yetişmiş subaylar orduya hakim olmuştur. Türkiye bir milli güvenlik devleti modeline geçmiştir. Bu dönüşümde elimizde ne ordu paradigması ne de devlet paradigması var. Devletin ve ordunun hangi modele göre şekillendiği belli değil. En büyük soru işareti bu.

Düzenlemede öne çıkan değişikliklerin başında kuvvet komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT’in ise Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması; yanı sıra askeri liselerin kapatılarak Milli Savunma Üniversitesi ile Jandarma Akademisi’nin kurulacak olması var. Bu düzenlemeleri nasıl değerlendirirsiniz?

Askeri liseler dünyada pek örneği kalmayan uygulamalardı. Kaldırılması dünyadaki gidişatla değerlendirildiğine uyumlu. Milli Savunma Üniversitesi, tekil örnekler olarak güncel tehditleri karşılama bakımından yerinde önlemler gibi duruyorlar. Kurmaylık müessesi de ordunun giderek sırtına yük olan bir meseleydi; Milli Savunma Bakanlığı’an bağlanmış olması demokratik normalar açısından olumludur.

Kurmaylık neden ordunun sırtında yüktü?

Kara kuvvetleri ağırlıklı bir Genelkurmay, iktidarını ve gücünü muhafaza ettiği sürece kurmay sınıfı ilerleyen ve silahlı kuvvetleri şekillendiren bir taşıyıcı unsur haline dönüşüyor. Muharip sınıfların, sınıf subaylarının yükselmesini ve ordunun sahadan birikim taşıyan komutanlarının önünün kapmasına yol açıyordu. Bir anlamda bütün damarlarından kan almıyordu silahlı kuvvetler. Bu durum Prusya-Alman geleneğinden gelir. Günümüz tehdit şartlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Şimdi bunun yerine kurmayları dışlamayan, yeniden tanımlayan ama kıta deneyim olan subayları da sisteme taşıyan bir kanal açılması bakımından doğrudur.

Jandarma ve Sahil Güvenlik’in İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Doğru bir adımdır. Zaten günümüzün melez ve asimetrik tehditleri için hem askeri hem de kolluk kuvveti eğitimi almış birliklere ihtiyaç vardır. Jandarma ve Sahil Güvenlik, bunları yerine getirmeye en uygun adaylardır.

  • “Önümüzdeki 5 -10 yıl içinde askeri güçle diplomasiyi destekleme imkanından mahrumsunuz. Komşularla sıfır soruna gerçekten dönmek zorundayız.” 

Söz konusu KHK’daki eksiklikler nedir?

En sorunlu konu şu: silahlı kuvvetlerin demokratik gözetimi konusunda hiçbir şey yok. Bu sistemin ABD’den esinlendiğini söylüyoruz ama ABD’de silahlı kuvvetlerin her şeyi kongre üyeleri tarafından sorgulanır. Bu eksiklik sadece TSK değil MİT için de geçerli. Ayrıca TSK’nın NATO’da görev yapıp yapmayacağını bilmiyoruz. Öte yandan darbe sonrası yaşana tasfiyeyi düşünürseniz TSK’nın dış politikaya destek verme imkanı çok kısıtlı, belki de hiç yok. Önümüzdeki 5 -10 yıl içinde askeri güçle diplomasiyi destekleme imkanından mahrumsunuz. Militerleşmiş bir dış politika savunmuyorum ama bu da bir araçtır. Komşularla sıfır soruna gerçekten dönmek zorundayız.

Atılan veya atılmak istenen bu tür adımların TSK’da bir reaksiyon doğurma ihtimali var mıdır?

Ordunun böyle bir enerjisi yoktur. Ama içerideki heterojen yapıda değişik gruplar eski uygulamaların yavaş yavaş geri gelmesi için birtakım şeyler yapabilirler. Yeni modeli uygulayabilecek kadroların yetişmesi en az 20 sene alır. Düzenleme, stratejik arka planı gözetilmeden ortaya konduğu için direncin etkili olmasını kendi payıma bekliyorum.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here