TTB ve SES Sokağa Çıkma Yasağı Sonrasında Cizre’de Sağlık Açısından Durum Raporu açıklandı

Paylaş

Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), sokağa çıkma yasakları sonrasında sağlık açısından durumu ortaya koymak amacıyla 6-7 Mart 2016 tarihlerinde Cizre’de incelemelerde bulundu. “Sokağa Çıkma Yasakları Sonrasında Cizre’de Sağlık Açısından Durum Raporu” adıyla raporlaştırılan tespitler, 29 Mart 2016 tarihinde İstanbul Tabip Odası’nda düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Basın toplantısına TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. Nilay Etiler, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ve İstanbul Tabip Odası Sağlık Politikaları Komisyonu adına Dr. Süheyla Ağkoç katıldılar.

Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB ve SES tarafından oluşturulan heyetin, 6-7 Mart 2016 tarihlerinde, 14 Aralık 2015 – 2 Mart 2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanan Şırnak ili Cizre ilçesine bir ziyaret gerçekleştirdiğini, bu kapsamda ilçede bulunan Devlet Hastanesi, Aile Sağlığı Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık İstasyonu ve Özel Sağlık Kurumlarının ziyaret edildiğini belirtti. Dr. Tükel, heyetin gözlem ve değerlendirmeleri konusunda bilgi verdi.

Tükel, Cizre’de aylar süren sokağa çıkma yasakları sonucunda, ilçede halkın sağlıklı olma hali ile ilgili koşulların ortadan kalktığını, ilçedeki çatışmaların güven ortamını ortadan kaldırdığını, çatışmaların olduğu dönemde ilçe halkının büyük bir kısmının göç ettiğini belirtti. Sokağa çıkma yasağı süresince, sağlık çalışanlarını ve sağlık kuruluşlarını koruyan Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiğini belirterek, silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında, güvenli bir biçimde, ihtiyaç duyan herkese sağlık hizmeti verilmesinin koşullarının sağlanması, sağlık kurumlarının ve sağlık çalışanlarının korunması gerektiğini belirtti.

Tükel, ayrıca, güvenlik güçlerinin hastane içi ve yakınlarına konuşlanmaması, sağlık kurumlarını askeri amaçlarla kullanmaması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Tükel, barınma, beslenme, temiz içme ve kullanma suyu ihtiyacına yönelik tespitlerin yapılabilmesi için eşgüdüm merkezinin kurulması ve kamu tarafından ihtiyaçları karşılayacak, yaraları saracak bir biçimde hızlıca düzenlemelerin yapılmasının önemine işaret etti.

Tükel, temel sağlık hizmetleri ile ilgili gereksinimlerin acilen karşılanması, gebe, bebek ve çocuklar gibi sağlık açısından risk gruplarının hızlıca tespit edilmesi, sokağa çıkma yasağı sırasında aksayan tedavi edici ve aşılama, tarama ve büyüme-gelişme takibi gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin kısa sürede yeniden düzenlenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Dr. Tükel, sözlerini, sağlıklı bir yaşam için, öncelikle çatışmaların yeniden yaşanmaması ve güven ortamının tesis edilmesi sağlanması olduğunu belirterek bitirdi.

Tükel’in ardından, ziyaret heyetinde yer alan Gönül Erden, Dr. Süheyla Ağkoç ve Prof. Dr. Nilay Etiler Cizre’deki sağlık ortamına ilişkin gözlem ve değerlendirmelerini aktardılar.

 

Raporun içeriğini paylaşan TTB 2. Başkanı Raşit Tükel, 4 Eylül 2015 tarihinden bu yana Cizre’de 5 kez “sokağa çıkma yasağı” uygulandığını, son yasağın ise 14 Aralık 2015’te ilan edildiğini hatırlattı.

Son yasak süresince Cizre’de kimliği tespit edilebilen 167 kişinin yaşamını yitirdiğini söyleyen Tükel, Temmuz 2015’ten beri yaşamını yitiren kişi sayısının ise 278 olduğunu belirtti.

Yasaklardan önce Cizre’de nüfusun 131 bin 216 olduğunu, fakat yasaklarla beraber yaklaşık olarak 110 bin insanın çevre illere ya da batıya zorla göç ettiğini, bu nedenle de nüfusun 10 binlere kadar gerilediğini söyleyen Tükel, “Özellikle son sokağa çıkma yasağının 20. gününden itibaren insanlar ilçeden zorla göç ettirilmiştir. Sokağa çıkma yasağının sona erdiği 2 Mart 2016 tarihinden sonra ilçe merkezine dönüşler olmasıyla birlikte nüfus 20 bine kadar ulaşmıştır” dedi.

Tükel, devletin ağır silahlarla bombardımana giriştiği Cizre’de çok sayıda konutun kullanılamaz hale getirildiğini de kaydetti. Özellikle Cudi, Sur ve Yafes mahallelerindeki yapıların ağır hasar gördüğünü ve ilçeye dönenlerin barınma sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını aktaran Tükel, şunları söyledi: “Cizre Belediyesi’nden verilen bilgiye göre 1300 civarında konut ağır hasar görmüştür. Hasar görmeyen evlerin ise içerisindeki eşyalar tahrip edilmiş kullanılamaz hale getirilmiştir.”

Tükel bununla birlikte kentin su şebekesi, alt yapı, ulaşım, elektrik, banyo, ev ortamı, mutfak, tandır, su depolarının da büyük oranda tahrip edildiğini ifade etti.

Mevcut tabloyu “Yiyecek, giyecek, herhangi bir ev eşyası, kalacak bir yer bulunmamaktadır” sözleriyle özetleyen Tükel, Amed Belediyesi’nin sabah ve öğlen yaklaşık 2 bin kişiye yemek dağıtımı yaptığını ancak ilçeye geri dönecek nüfusla beraber bu sorunun daha da büyüyeceğinin açıkça ortada olduğunu belirtti.

Yine ilçedeki sağlık kuruluşlarının durumuna da dikkat çeken Tükel,  Cizre Devlet Hastanesi’nin 3. katının tamamen asker ve polislere tahsis edildiğini, ameliyathanedeki yatakların dahi bu kata taşındığına ve bu sebeple ameliyat olacak hastaların tedavilerinin gerçekleşmediğini söyledi. Tükel, “Hasta yataklarının 3. kata taşındığı ve servislerde hasta yatırmak için yatak olmadığı, sadece yeni doğan yoğun bakımında hasta yatışı yapıldığı görülmüştür” dedi.

Hastane bahçesinde ise çok sayıda TOMA ve Akrep tipi zırhlı araçların bulunduğunu, hastane içinde de çok sayıda polis ve askerin silahlarıyla beklediğini anlatan Tükel, “Hastane içinde dolaşan güvenlik güçleri bizlere kim olduğumuzu ve neden geldiğimizi sordu. Fiziki bir engellemede bulunmasalar da hastanede olduğumuz sürece sürekli etrafımızda dolaşmaları, sağlık çalışanlarının kaygılarını arttırmış ve bizimle temasını zorlaştırmıştır” diye konuştu

Hastanenin asker ve polislerce askeri amaçlarla kullanılması nedeniyle acil tedavisi gerekenler de dahil olmak üzere, halkın sağlık hizmetlerine erişim konusunda kaygı duyduğu izlenimi edindiklerini belirten Tükel, “Mevcut koşullar ve şiddet ortamının sağlık çalışanlarını da etkileyerek kaygı ve korkuya neden olduğu, bunun çalışma ortamına yansıdığı gözlenmiştir” dedi.

Hastaların hastaneye yaptığı başvurulara da değinen Tükel, yasağın olmadığı dönemde Cizre Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne başvuru sayısı ortalama 25 bin iken, Aralık ayında bin 783, Ocak ayında 6 bin 411, Şubat ayın da ise 10 bin kayıt yapıldığını söyledi.

Yine doğum sayılarının yasak boyunca önemli bir düzeyde azaldığını ve bunun nedeninin hamile kadınların daha güvenli alanlara gitmeyi tercih etmesi olduğunu vurgulayan Tükel, “Normal doğum 2014 Aralık ayında 943, 2015 Aralık ayında 152, 2016 Ocak ayında 78, 2016 Şubat ayında ise 94’tür ve sezaryen doğum oranı ise 2014 Aralık ayında 335, 2015 Aralık ayında 22, 2016 ocak ayında 19, 2016 Şubat ayında ise 18 olarak görülmüştür” diye belirtti.

Tükel, Cizre Devlet Hastanesi’nde yasak öncesi dönemde 2 bin civarında poliklinik bulunduğunu, fakat yasakla beraber bu sayının 50’ye düştüğünü de aktardı.

Sağlık çalışanlarının hali hazırda zor şartlarda çalıştığını dile getiren Tükel, “Acil Servis’te çalışan arkadaşlarımızın 10 gün boyunca hastaneden hiç ayrılmadan çalıştıkları oluyor” dedi. Tükel, ilçede bulunan Özel Botan Hastanesi ve Özel Cizre Tıp Merkezi’nin de ağır tahribat gördüğünü belirterek,  bunlardan Özel Cizre Tıp Merkezi’nin kullanılamaz halde olduğunu paylaştı.

Tükel, ilçeye yönelik saldırılarda Cenevre Sözleşmesi’nin ihlal edildiğinin de altını çizdi. Hükümetlerin ihtiyacı olan herkese sağlık hizmeti vermek zorunda olduğunu, sağlık hizmetlerinin askeri amaçlar için değil, halk için açık kullanılması gerektiğini kaydetti.

Son olarak bir an önce barış ortamına dönülmesini istediklerini söyleyen Tükel, “Barış ortamı sağlanmadığı sürece insan sağlığından söz edemeyiz, bu yüzden barış talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Raporun sonuç ve öneriler kısmında ise şunlar yer aldı:

“-Halkın temel yaşama gereksinimleri ve alt yapının yeniden inşa edilmesi için yerel yönetimler devreye girmeli. Cizrelilerin yaşam alanlarını yeniden inşa etmesi anlamında olumlu ortam tesis edilmeli.

-Yasak boyunca sağlık çalışanlarının ve sağlık kuruluşlarını koruyan Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiği bilinmektedir. Hükümetler ve güvenlik güçleri, sağlık çalışanlarının silahlı çatışma ve diğer şiddet durumlarında ihtiyacı olan herkese bakım verebilmesini sağlamak üzere Cenevre Sözleşmelerine uygun hareket etmelidir. Bu yükümlülük, sağlık personelinin ve sağlık tesislerinin korunması gerekliliğini de kapsamalıdır.

-Güvenlik güçleri hastane yakınlarında konuşlanmamalı, sağlık kuruluşları askeri amaçlarla kullanmamalıdır.

-Barınma, beslenme, temiz içme ve kullanma suyu ihtiyacına yönelik tespitlerin yapılabilmesi için eşgüdüm merkezinin kurulması önceliklidir. Kamu tarafından ihtiyaçları karşılayacak, yaraları saracak bir biçimde hızlıca düzenlemeler yapılmalıdır.

-Zarar gören Aile Sağlık Merkezlerinin onarımı Sağlık Bakanlığı tarafından en kısa sürede yapılmalıdır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin hızlıca verilmeye başlanması, bütün sağlık kurumlarının personel ve malzeme bakımından güçlendirilmelidir.

-Temel sağlık hizmetleri ile ilgili gereksinimler acilen tespit edilmeli, aksayan aşılama, tarama ve büyüme-gelişme takibi hizmetlerine devam edilmelidir. Bu amaçla Cizre’de gönüllü çalışma isteyen sağlık emekçilerinin teşvik edecek düzenlemeler yapılmalı.

-Uzun dönem için gerekenler konusunda da değerlendirmeler yapılmalı, bütünlüklü, ulaşılabilir, nitelikli koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin sürekliliği sağlanmalıdır.

-Her şeyden önemlisi çatışmaların yeniden yaşanmaması ve güven ortamının tesis edilmesi sağlanmalıdır.

SES Genel Başkanı Gönül Erden ise, ne sağlık, sağlık hakkının ama bunlardan da önce yaşamam hakkından bahsedilemeyeceğini vurgulayarak, “Savaşın çatışmaların olduğu bir yerde sağlıktan bahsedilemez. Sağlık sadece ruhsal ve fiziki olarak iyi olmak değildir” dedi. Erden, güven ortamının sağlanmasının teminatının barışın sağlanması olduğunu vurguladı.

 

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız. 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here