TUĞÇE ISIYEL :Fazla Değil, “Yeterince” İyi Ebeveynlik Üzerine

Paylaş

Bir diğer soru ise ebeveynler çocuklarıyla ilişkilerinde ne kadar doğal olabiliyorlar? Yoksa yemekleri kitaplardaki yemek tariflerine bakarak yapmak gibi, kendi spontanlıklarını engelleyen ve çocukların bireysel farklılıklarını gözardı edip, bir şekilde tektipliliği, benmerkezciliği pompalayan birtakım “çocuk gelişimi” ya da “kişisel gelişim” kitaplarına göre fabrikasyon çocuklar mı yetiştiriyorlar? Sonra da bu çocuklardan farklılıklara tahammül göstermeleri mi bekleniyor?

Bazı ebeveynler “mükemmel” ebeveyn olmak ve “mükemmel” çocuklar yetiştirmek adına çocukları adeta cam fanusların içine hapseder oldu. Onları tüm olumsuzluklardan, negatif durumlardan koruyarak, çocuklarına iyilik yaptıklarını zannederken aslında çocuklarının duygusal bağışıklık sisteminin çökmesine neden olabiliyorlar.

Ve onların, yetişkin hayata adım attıklarında anksiyeteden, depresyondan, mutsuzluktan, doyumsuzluktan, asosyallikten mustarip bireyler olmalarına vesile olabiliyorlar ne yazık ki. Çocukların her adımında yanında olan, onlara sürekli eşlik eden, bir saniye olsun onları yalnız bırakmayan ebeveyn, çocuğunun tek başına kalabilme kapasitesinin gelişmesini engelleyip, ona fazlasıyla zarar verebiliyor.

TIKLAYIN – EBEVEYNLERİN YÜZDE 74’Ü DUYGUSAL ŞİDDETE BAŞVURUYOR

Elbette onların yanında olunmalı, elbette onlarla vakit geçirilmeli ancak tüm yaşantınız çocuğunuzu merkeze alarak onun etrafında dönmemeli. Çünkü daha sonra çocuğunuz, herkesten aynı tepkiyi bekler bir hale gelecektir. Öğretmeni sadece onun öğretmeni olsun, arkadaşı sadece onunla oynasın, annesi babası sadece onunla ilgilensin ve hatta başka insanlara kendilerini kapatsın beklentisi içerisine gireceklerdir.  Her istediği olsun isteyen, ötekinin varlığını ısrarla görmek istemeyen, başkasının ihtiyaçlarını ve isteklerini dikkate almayan, narsistik bireyler haline gelebileceklerdir.

Mükemmel ebeveyn olma fikrinin altında yatan neden, çoğu zaman ebeveynlerin hayatlarının diğer alanlarında kendilerini eksik hissetmeleri ve bunu çocukları üzerinden kapatmaya çalışmaları olabilir. Veya çocuklarını mükemmel yetiştirme adına bu sayede kendilerine değer veya anlam katmaya çalışıyor olabilirler.

Yıllar önce, kendi annesini kaybetmiş bir kadınla karşılaşmıştım. Beş yaşında bir kız çocuğu annesi olan bu kişi, çocuğu etkilenmesin diye onun yanında hiçbir şey olmamış gibi davranıp, ağlamaktan kaçındığını ve bundan çok yorulduğunu ifade etmişti. Yasını tutamadığını söylüyordu. Böyle bir durumda çocuğuna nasıl davranması gerektiği konusunda benden destek istedi. Bu anneye söylediğim ilk şey çocuğunun yanında ağlayabilmesi gerektiği oldu.

“Kötü günler geçirdiğinizi lütfen çocuğunuza açıklayın. Siz bu durumu ona açıklamazsanız, bir şekilde çocuğunuz olan biteni sezinleyip, bu durumla başedebilmek için başka kurgular oluşturmayı tercih edecek ve bu da onun kaygısını arttıracaktır. Lütfen onunla konuşun, acınızı yaşayın ve paylaşın.”  Yani kısacası çocuğunuza rol yapmayın, doğal olun ve dürüst davranın. Sizinle ilgili her detayı bilmek zorunda değil ama ne olup bittiğini kısmen de olsa bilmek zorunda, çünkü siz onun bağ kurduğu en değerli kişisiniz.

Bir diğer tanıştığım kişi ise çocuğu onunla uyumak istediği için, çocuğunu kırmak istemediğinden eşiyle birlikte uyumayı reddediyordu. Bir başka örnek ise arkadaşlarıyla buluştuğunda çocuğundan başka konuşacak bir şey bulamayan  bir kadının öyküsüydü.

Çocuklar hepimiz için kuşkusuz en değerli varlıklar ancak hayatımızın tamamı olmamalı. Şayet olursa bu, en başta çocuklara zarar verebilir. Sonra da elbette ebeveyn olarak size. Çocukları okula başlayınca, ergenlik dönemine girince, bir nedenle şehirdışına/yurtdışına gidince veya evlenince depresyona giren ebeveynlere oldukça sık rastlıyoruz. Çünkü çocuklar hem fiziksel hem de duygusal olarak ailelerinden mesafe aldıkça, ebeveynler ne yapacaklarını şaşırıyor ve tüm hayatlarını çocuklarına vakfettiklerinden kendilerine ve hatta kendi çift ilişkilerine yabancılaşmış olabiliyorlar.  Çocuklar ise bağlanma/ilişki problemlerinden tutun da, özgüven sorunlarına kadar, kişilik problemlerine, cinsel problemlere, öğrenme güçlüklerine kadar her türlü psikolojik sorun yaşayabiliyor.

İngiliz psikanalist Donald Winnicott’un en önemli kavramlarından biri “yeterince iyi anne” kavramıdır. Winnicott, çocuğun tüm istediklerini değil ihtiyaçlarını karşılayan anneyi “yeterince iyi anne” olarak tanımlar. Çocuğun olgunlaşabilmesi için tıpkı anne karnında olduğu gibi, her arzusunun karşılanmamasını ve tutarlı yoksunluklara maruz bırakılması gerektiğini ifade eder. Çocuk makul bir düzeyde yoksunluk yaşadıkça daha yaratıcı olacak, kişiliğini ve zekâsını geliştirecek, beklemeyi, ertelemeyi öğrenecek ve hayatta karşılaşabileceği çeşitli sorunlara dair baş etme stratejilerini keşfedecektir. Yine makul bir düzeyde yalnız kaldıkça, çocuğun “tek başına kalabilme kapasitesi” gelişecektir.  Kendine duygusal anlamda temas edip, kendi kendine yeter biri haline gelebilecektir. Tek başına kalabilme kapasitesi geliştikçe, bireyselleşme süreci daha sağlıklı bir şekilde  tamamlanacak ve benmerkezciliği değil; özgüveni yüksek olacaktır. Başkasına bağımlı ilişkiler kurmak yerine, daha sağlıklı birliktelikler yaşayacaktır. Ayrılıklar, ölümler karşısında daha metanetli durabilmeyi öğrenecektir.

Birçok ebeveyn yeni bir ortama girdiğinde -bu bir restoran da olabilir, bir oyun parkı da- orayı çocuğuna göre yeniden organize etmeye çalışıyor. Hem ortamın hem de diğer insanların ve en önemlisi de çocuklarının spontanlıklarına müdahale ediyor. Amaçları çocuklarına rahatlık ve mutluluk sağlamak. Dünya adeta kendi etraflarında dönüyormuş gibi davranıyorlar. Bulundukları ortama adapte olmak ve çocuklarının adaptasyon kabiliyetini geliştirmek yerine etrafı kendilerine uydurmaya çalışıyorlar.

Parkta bir çocuk, o ebeveynin çocuğuyla oyun oynamak istemiyorsa, aile hemen devreye giriyor ve çocuklarıyla oyun oynamak istemeyen çocuğu oyun oynaması için ikna etmeye çalışıyorlar. Veya bir çocuk oyuncağını paylaşmak istemiyorsa o oyuncak zorla da olsa  illa ki paylaştırılıyor. Restoranda çocuğun istediği yiyecek yoksa bir şekilde ayarlanıp o yiyecek yaptırılmaya çalışılıyor. Çocuğun kendisine alternatif yaratmasına ve çözüm üretmesine izin verilmiyor. Ve sürekli onun adına düşünüp, onun adına davranıp, çocuğun kendi davranışının sorumluluğunu almasını engelliyorlar. Bunun başlı başlıca çocuk haklarına aykırı bir tutum olduğu ise gözden kaçırılıyor.

Çoğu aile çocuğunu negatifle, olumsuzlukla, reddedilmeyle, dışlanmayla, yalnızlıkla tanıştırmak istemiyor. Hayatın içerisinde böyle nahoş gerçekler olsa da bunlara ısrarla sırt dönülmeye çalışılıyor. Çocuğu bir proje olarak görüp, hayatın akışının ve doğallığının dışında davranıp, mükemmel bir sonuç beklemeye çalışıyorlar. Sonrasında ise davranış ve kişilik problemleri yaşayan, dış dünyaya uyum sağlamakta ciddi güçlükler çeken nesiller yetişmeye başlıyor.

Hâlbuki hayat biraz da eksikleriyle, boşluklarıyla, olumsuzlarıyla yaşanabilir bir hale gelir. Biliyoruz ki dışarısı her zaman günlük güneşlik değil. Ve aile içerisinde çocuğa olan yaklaşımı, laboratuar ortamındaymışçasına kurgulamaktansa, suya sabuna dokunmayıp sahte bir mükemmellik yaratmaya çalışmaktansa, o yaklaşımı bir şekilde hayat gerçekliğinin provası haline getirmek çocukların her zaman lehine olabilir.

Bu riski en aza indirmek niyetiyle ebeveynleri mükemmel değil, doğal ebeveyn olmaya davet ediyorum. Çocuklarınızın midesini nasıl doyurduğunuz kadar, duygusal dünyasını nasıl beslediğiniz de son derece önemli.  Winnicott’un deyişiyle “yeterince” iyi olmak, çocuklarınız için son derece kâfidir. Bu durum eğer sizin için yeterli gelmiyorsa, burada çocuğunuzun değil, sizin ihtiyacınız önplanda oluyor demektir. Fakat bunu çocuğunuzun ihtiyacı gibi gösteriyorsanız, hayatınızda nelerin eksikliğini çocuklarınız üzerinden telafi etmeye çalışıyorsunuz belki biraz da bunu düşünmeniz gerekir.  (TI/YY)

Tuğçe Isıyel

İstanbul Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun oldu. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ve Türkiye’de psikanalizle ilgili çeşitli eğitimler aldı. EFTA-Avrupa Aile Terapisi Derneği (European Family Therapy Association) tarafından sertifikalanan Aile ve Çift Terapisi eğitiminin temel ve ileri düzeyini tamamladı. İstanbul’da bir psikolojik danışmanlık merkezinde yetişkin, aile ve çift alanında psikoterapist olarak çalışıyor. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları” isimli bir atölye çalışması yürütüyor ve çeşitli dergilerde inceleme, deneme, eleştiri türünde yazılar yazıyor. Aynı zamanda bir okulda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak önlisans öğrencilerine ders veriyor. tugceisiyel@gmail.com

bia
Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here